Genel

Kamu Katılım Bankaları Birleşme Planına Dair Bir Değerlendirme

Bilindiği üzere yakın bir vakit önce üç kamu katılım bankasının -Ziraat Katılım, Vakıf Katılım ve Halk Katılım- birleşeceği haberi gündeme geldi. Bu yazıda artısı ve eksisiyle bu birleşmenin olası etkileri akademik olarak değerlendirilecektir.

Temel Zorluklar

Öncelikle, planlanan olaya dair en büyük zorluğun, üç bankanın tek bir yapı altında birleştirilmesi olacağını düşünüyorum. Bunun uygulamada tam olarak ne anlama geleceğini ise henüz kimse bilmiyor. Örneğin, banka şubelerinin ve çalışan sayısının azaltılması söz konusu olacak mı? Ayrıca, birleşme sonrasında hangi banka lider rolünü üstlenecek gibi  konularda belirsizlik bulunmaktadır.

Her ne kadar üçü de kamu katılım bankası statüsünde ise de; her birinin örgütsel yapısı, karar alma mekanizmaları, birimleri, kurumsal kültürü, insan kaynakları yönetimi, bilgi teknolojileri altyapısı, mali durumu ve hatta iş uygulamaları birbirinden farklıdır. Bunun yanı sıra, yeni bir marka oluşturulması ve müşteri ilişkileri yönetim sisteminin yeniden yapılandırılması da zaman alacaktır. Son olarak, operasyonel riskler ile düzenleyici uyum süreci de önemli güçlükler doğurabilir. Bu zorluklar göz önüne alındığında sürecin çok da hızlı ilerlemeyebileceği dile getirilebilir.

Olası, Beklenen Katkılar

Birleşmenin arkasındaki temel düşünce, çok sayıda kamu katılım bankasının bulunmasının sektörün toplam büyüklüğünü artırmaktan ziyade mevcut pazarı daha küçük parçalara böldüğü yönündeydi. Dolayısıyla, birleşmenin en önemli faydalarından biri, sektör içindeki pazar paylarının daha güçlü ve anlamlı bir yapıda toplanması olacaktır denebilir. Bu durum aynı zamanda müşteri ve nitelikli iş gücü için yaşanan yıpratıcı rekabeti de azaltabilir.

Birleşmenin en hızlı hissedilecek olumlu etkilerinden biri aktif büyüklüğündeki artış olacaktır. Fakat bu doğrudan tamamen olumlu bir sonuç doğurur demek de çok doğru değildir. Öte yandan, toplanan fonların da beklendiği üzere artması, bankanın yükümlülük tarafındaki fonlama maliyetini de olumlu yönde etkileyebilir.

Maliyet etkinliği açısından ise şube sayısının, çalışan sayısının ve bilgi teknolojileri altyapısının rasyonelleştirilmesi sayesinde erken dönemde önemli kazanımlar elde edilebilir. Ölçek ekonomileri de bu süreçte önemli bir avantaj sağlayabilir.

Risk yönetimi açısından bakıldığında ise daha büyük bankalar, daha geniş bir portföy çeşitlendirmesi yapabildikleri için risklerini daha etkin şekilde yönetebilirler.

Ayrıca, uzmanlık ve kaynakların bir araya getirilmesi; dijitalleşme, KOBİ finansmanı ve benzeri alanlarda ürün geliştirme kapasitesini artırabilir.

Gri Alanlar

Birleşme sonrasında ortaya çıkacak bankanın katılım bankacılığı sektöründe baskın bir konuma gelmesi oldukça muhtemeldir. Ancak bu durumun bir tekel, hatta oligopol oluşturacağı anlamına geldiğini düşünmüyorum. Aksine, mevcut sektör liderlerini rekabet güçlerini artırmaya teşvik edebilir. Bunun katılım bankacılığı sektöründeki görece küçük ölçekli oyuncuları nasıl etkileyeceği ise önemli bir soru işaretidir. Bununla birlikte, bu gelişmenin kısa vadede fiyatlamayı iyileştireceğinden emin değilim. Çünkü katılım bankaları hâlen bankacılık sektörünün sınırlı bir bölümünü oluşturmakta olup, fiyat oluşumunda belirleyici aktörler ağırlıklı olarak konvansiyonel bankalardır.

Yeni birleşmiş bir bankanın Türkiye’nin bölgesel bir İslami finans merkezi olma hedefini kısa sürede güçlendirmesi kolay olmayacaktır. Böyle bir etki daha çok uzun vadede ortaya çıkabilir. Bunun gerçekleşebilmesi için ise ilave politika ve reformlara ihtiyaç vardır. Bunlar arasında özellikle şunlar öne çıkmaktadır:

  • Genel ekonomik istikrarın sağlanması, özellikle enflasyonla mücadele politikalarının güçlendirilmesi,
  • Katılım bankalarına yönelik düzenleyici çerçevenin geliştirilmesi,
  • Katılım bankacılığına yönelik toplumsal algıyı iyileştirmek amacıyla talep artırıcı politika ve faaliyetlere daha fazla odaklanılması.

Yorum Yaz

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir