Modern hayatın günlük yaşamında vazgeçilmez olan, iktisadi rasyonalite ve finansal sürdürülebilirlik. Bunun için insanoğlu her sabah güne “daha çok üretmek, daha çok tüketmek ve daha çok kazanmak” üzerine kurulu bir çarkın içinde başlar. Teorik temelde bir anlatımla modern iktisat, insanı bir ruh ve vicdan taşıyıcısı olarak değil, yalnızca kâr ve tüketim odaklı bir veri noktası olarak kodlamaktadır.
Bu rasyonel sistem, piyasa mekanizmalarını kusursuz işletirken adalet, dürüstlük ve dayanışma gibi ahlaki sütunları maliyet artıran unsurlar olarak kenara itmiştir. Sonuçta ortaya çıkan modern kapitalizm; ontolojik bir yabancılaşma yaratarak her şeyin fiyatını en ince ayrıntısına kadar hesaplayan, ancak değer mefhumunu bütünüyle ıskalayan etik dışı bir finansal otomasyona dönüşmüştür. Bu yapı ahlaktan bütünüyle kopmuş mekanik bir canavar görünümündedir. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığının uygulamaya aldığı depozito uygulamaları sonrası su fiyatlarına yapılan zamlar da bunun en son kanıtıdır.
1 TL Depozito
Depozito Yönetim Sistemi (DOA), ilgili Bakanlığın yapmış olduğu hazırlıklar sonrası 1 Temmuz itibarıyla Türkiye genelinde uygulanmaya başlandı. Bu sistem, Türkiye’de uzun yıllardır sürdürülmeye çalışılan “sıfır atık” projesinin bütünleyicisi bir proje olarak hayata geçirilmiştir. Çevre kirliliğinin azaltılması ve geri dönüşümün yaygınlaştırılması amacıyla hayata geçirilen sistem kapsamında, üzerinde DOA logosu bulunan plastik, cam ve alüminyum içecek ambalajlarını iade eden vatandaşlara her ambalaj için 1 TL depozito ödemesi yapılmaktadır.
Yüzbinlerce insanın bu uygulamaya olan yoğun ilgisi sonrası geri dönüşüm makinelerine bırakılan cam, plastik şişe ve metal kutu sayısı milyonları bulmuştur. Farkındalığın yüksek seviyelere taşınmasını sağlayan uygulamanın ilk günlerinde kullanıcıların sosyal medyaya taşıdıkları firmaların zam yaptıkları iddiası ise gündeme bomba gibi düşmüştür. Çevreyi korumak ve kaynakların verimliliğini artırmak maksadıyla uygulamaya alınan DOA sisteminin hemen başlangıcında fırsatçılık türü gelen zamlar insanları çileden çıkarmıştır. Piyasanın rasyonel hareket edeceği varsayımından hareketle, ahlaki normlardan yalıtılmasının en somut ve aktüel yansımasıdır. DOA uygulaması, rasyonel aktörlerin etik dışı kâr iştahını deşifre eden bir turnusol kâğıdı işlevi görmüş gibi durmaktadır…
Fırsatçı Enflasyonu
Bu asimetrik fiyatlama stratejisi, iktisat literatüründe fırsatçı fiyatlama ve enflasyonist rantiye kavramlarıyla açıklanabilir. Şirketlerin, aslında Atık Yönetmeliği kapsamında zaten fonlandıkları yasal bir yükümlülüğü gerekçe göstererek tüketicinin refah payını gasp etmesi, Adam Smith’in piyasayı regüle edeceğini varsaydığı o meşhur “Görünmez El” teorisinin modern finans çağında nasıl olumsuz bir enstrümana dönüştüğünün kanıtıdır. Temel bir yaşam kaynağı olan suyun, esneklik katsayısının düşüklüğünden istifade edilerek fahiş marjlarla fiyatlandırılması; modern kapitalizmin etik koordinatlarını tamamen yitirdiğini ve rasyonalite maskesi takmış bir ahlaki çöküşü kurumsallaştırdığını gözler önüne sermektedir.
Sayın Cumhurbaşkanımızın da ifade ettiği gibi toplumumuz, maliyetlerdeki artışla izah edilemeyecek ölçüde fırsatçı bir fiyatlama alışkanlığı ile karşı karşıya kalmıştır. Yani birileri fahiş fiyatlarla vatandaşın cebine, kesesine, kazancına el uzatmayı düşündüğünü göstermek maksatlı bir çaba içerisinde olduğunu göstermiştir. Bu kapsamda Ticaret Bakanlığı tarafından piyasadaki fırsatçılara dönük denetimlerin yapılacağı beyan edilmiştir.
Yüksek enflasyonun yaşandığı dönemlerde, fırsatçı fiyat artışları Türkiye’de sıklıkla karşılaşılan bir sorundur. Petrol fiyatlarındaki artışların bahane edilmesiyle fiyatlara yansıtılan artışlar, ocak ve temmuz aylarında ücretleri artacak sabit gelirliler için gelirdeki artışı bahane ederek yapılan fiyat artışları, Ramazan aylarında tüketimin yoğunlaşacağı ürünlere yapılan fiyat artışları, her yıl sonunda vergi vb. unsurlara gelecek artışların bahane edilmesine dayalı fiyat artışları bu sorunsala örnek teşkil eden yaşanmışlıklardır.
Değer ve Ahlak
Ekonomik rasyonalitenin ahlaki normlardan bu radikal kopuşu, bizi kapitalizmin zihniyet dünyasının kökenlerini aramaya zorlamaktadır. Bu bağlamda, Max Weber’in Protestan Ahlakı ve Kapitalizmin Ruhu (1905) adlı çalışmasında ortaya koyduğu, dinî bir ödev bilincinin zamanla nasıl seküler bir sermaye biriktirme hırsına dönüştüğüne dair sosyolojik veriler, ahlaki bir motivasyonla doğan sistemin nasıl kendi yaratıcısını yutan mekanik bir çelik kafese dönüştüğünü tarihsel olarak belgelemektedir.
Modem iktisadi düşünceye göre insan, tüketicidir. Tüketmekten kasıt olarak kelime kökeninden de türetildiği şekilde tüketen, bitiren, yok eden demektir. Bu anlamda modem iktisadi düşünce, en güzel şekilde yaratıldığına inanılan insanı değersizleştirmiş ve bir iktisadi üretim aracı olarak görmüştür. Yani insanı kaynak olarak görerek metalaştırmış, sahip olduğu varlık değerlerinden arındırmıştır. İslam dininde ise insan hiçbir şekilde kaynak olarak görülemez, bilakis insan bir değerdir, hatta ve hatta insanların birbirleri ile olan ilişkileri sonucu iktisadı, siyaseti, hukuku oluşturması sebebiyle ana değerdir. İslam inancına göre mevcudata hükmetmek gayesiyle tüketmek, insana yakışmaz. İnsan, tüketen bir varlık değil, bilakis hizmetine sunulan mevcudatı yaşamak için değerlendirendir. İnsan, iktisadi ilişkilerinde sonlandıran değil, satın alan ve değerlendiren olarak bir misyona sahiptir (Hazıroğlu, 2015)*.
İslam’da ticaret, rızkın önemli bir kaynağı olarak görülür ve teşvik edilir. Alım satımda yalan söylememek, malın ayıbını gizlememek ve insanları aldatmamak yani dürüstlük helal kazanç için olması gereken bir unsurdur. Fiyatları aşırı kâr hırsıyla değil âdil ölçülerle hakkaniyete uygun bir şekilde belirlemek önemlidir. Çünkü İslâm’a göre bir Müslüman tüccar, sadece para kazanmayı değil; aynı zamanda karşısındaki insanı düşünmeyi, Allah’ın huzurunda hesap vereceğini bilmeyi hedeflemelidir. Bu ahlâkî çerçeve, sadece ticari ilişkileri değil aynı zamanda toplumsal yaşamın genel prensiplerine uygunluk kapsamında ahlaki bütünlüğü de olumlu etkiler.
Sonuç
Nihayetinde ambalaj iade makinesini gördüğü anda su fiyatını katlayan bir ekonomik zihniyet, yalnızca serbest piyasa kurallarını ihlal etmekle kalmamakta, toplum sözleşmesinin ahlaki omurgasını da çürütmektedir. İktisadi sistem, yasal boşlukları fahiş kâr marjlarına tercih eden bu faydacı yaklaşımlardan arındırılmadığı müddetçe, krizlerin teknik çözümleri yapısal ahlak erozyonunu ikame etmeye yetmeyecektir.
Dr. Ömer DÖNMEZ
*Temel HAZIROĞLU(2015), İnsan, Ahlak, İktisat ve Katılım Ekonomisi, İslam Ekonomisi ve Finansı Dergisi, 2015/l; 145-156