İktisat İzleme Raporu 2025: Sürdürülebilir Büyüme ve Kalkınma yayımlandı. 19 akademisyenin katkısıyla hazırlanan rapor, Türkiye ekonomisini sürdürülebilir büyüme perspektifiyle 6 tema ve 20 başlıkta değerlendiriyor.
2025 yılı, Türkiye ekonomisi açısından yalnızca makroekonomik dengelerin yeniden tesis edilmeye çalışıldığı bir dönem değil; aynı zamanda ekonomik, sosyal, çevresel ve kurumsal sürdürülebilirlik ekseninde yapısal dönüşümlerin daha görünür hale geldiği bir yıl olmuştur. Küresel ekonomide devam eden jeopolitik gerilimler, artan korumacılık eğilimleri, enerji arz güvenliği tartışmaları, iklim değişikliği kaynaklı riskler, yüksek enflasyon ve finansal kırılganlıklar; ülkeleri kısa vadeli büyüme hedeflerinin yanı sıra sürdürülebilir kalkınma perspektifine dayalı yeni ekonomik modellere de yöneltmektedir. Bu çerçevede hazırlanan İktisat İzleme Raporu 2025, ekonominin temel sektör ve politika alanlarını sürdürülebilirlik odağında ele alarak bütüncül bir değerlendirme sunmayı amaçlamaktadır.
Bu yılki raporun temel yaklaşımı, ekonomik büyümenin sadece niceliksel göstergeler üzerinden değerlendirilmesinin yeterli olmadığından hareketle; büyümenin çevresel sürdürülebilirlik, sosyal kapsayıcılık, gelir dağılımı, enerji güvenliği, teknolojik dönüşüm ve kurumsal dayanıklılık gibi çok boyutlu unsurlarla birlikte ele alınması gerektiği anlayışına dayanmaktadır. Bu anlamda rapor boyunca “sürdürülebilirlik” kavramı yalnızca çevresel bir mesele olarak değil; ekonomik dayanıklılık, toplumsal refah, üretim kapasitesi, sosyal adalet ve gelecek nesillere karşı sorumluluk yönleriyle ele alınmıştır.
2025 yılı itibarıyla küresel ekonomi, pandemi sonrası toparlanma sürecinin ardından yeni bir dönüşüm evresine girmiştir: ABD-Çin arasındaki ticaret savaşları, küresel tedarik zincirlerinde yaşanan kırılmalar, enerji fiyatlarındaki oynaklık ve jeopolitik riskler, dünya ekonomisindeki belirsizlikleri artırmaya devam etmektedir. Ayrıca Avrupa Birliği başta olmak üzere, birçok ekonominin karbon nötr hedefleri doğrultusunda uygulamaya koyduğu yeşil dönüşüm politikaları da uluslararası ticaretin kurallarını yeniden şekillendirmektedir. Özellikle Avrupa Yeşil Mutabakatı ve Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM) gibi uygulamalar, Türkiye gibi ihracat odaklı ekonomiler açısından üretim aşamalarının dönüşümünü stratejik bir zorunluluk haline getirmiştir.
Bu raporda ilk olarak, makroekonomik görünüm çerçevesinde ekonomik büyüme, enflasyon, para politikası ve kamu maliyesi konuları birlikte ele alınmaktadır. 2025 yılındaki sıkı para politikalarına rağmen Türkiye ekonomisi büyümesini sürdürmüş; ancak bu büyüme ağırlıklı olarak inşaat ve hizmet sektörleri tarafından taşınmıştır. Bu durum kısa vadede ekonomik aktiviteyi desteklerken; bir yandan da sürdürülebilir büyüme açısından imalat sanayisinin güçlendirilmesi gerektiğini ortaya koymuştur. Aynı dönemde enflasyonda dezenflasyon süreci başlamış olup yüksek ve oynak fiyat yapısı ekonomik öngörülebilirliği zayıflatmaya devam etmiştir. TCMB’nin sıkı para politikası, rezerv birikimi ve makro ihtiyati adımları fiyat istikrarını desteklerken; jeopolitik riskler, enerji fiyatları ve küresel belirsizlikler kırılganlıkların sürdüğünü göstermiştir. Öte yandan kamu maliyesi tarafında mali disiplin korunmaya çalışılmış, ancak artan faiz giderleri ve harcama katılığı kamu bütçesi üzerinde baskı oluşturmaya devam etmiştir. Yeşil bütçeleme uygulamalarının bütçe süreçlerine entegre edilmeye başlanması ise mali sürdürülebilirlik açısından önemli bir dönüşüm olarak öne çıkmıştır.
Makroekonomik sürdürülebilirlik kadar sosyal sürdürülebilirlik de raporun temel eksenlerinden birini oluşturmaktadır. Gelir dağılımı ve yoksulluk göstergeleri incelendiğinde, son yıllarda gelir eşitsizliğinin arttığı ve orta sınıfın zayıfladığı görülmektedir. Yüksek enflasyon, ücretlerin asgari ücret düzeyine yakınsaması ve satın alma gücündeki aşınma, toplumsal refah üzerinde baskı oluşturmaktadır. Yoksulluk oranlarında sınırlı iyileşmelere rağmen sosyal kırılganlıkların devam ettiği görülmektedir. Bu nedenle sürdürülebilir kalkınmanın yalnızca büyüme rakamlarıyla değil; gelir dağılımı, sosyal koruma mekanizmaları ve kapsayıcı refah politikalarıyla birlikte değerlendirilmesi gerektiği vurgulanmaktadır.
Reel ekonomi başlığı altında ele alınan tarım, sanayi ve hizmetler; Türkiye ekonomisinin üretim yapısındaki dönüşümü ortaya koymaktadır. Tarım sektörü iklim değişikliği, kuraklık, zirai don olayları ve artan girdi maliyetleri nedeniyle ekonomik büyümenin gerisinde kalmış; bu durum gıda güvenliği ve kırsal sürdürülebilirlik açısından önemli riskler doğurmuştur. Sanayi sektörü, üretim ve istihdam performansı bakımından ekonomik büyümenin gerisinde kalmış; özellikle yüksek teknoloji üretimindeki daralma ve yatırımların hizmet sektörüne kayması, üretim yapısının uzun vadeli sürdürülebilirliği açısından dikkat çekmiştir. Hizmetler sektörü ise hem GSYH hem istihdam açısından ekonominin lokomotifi olmaya devam etmiş, ancak verimlilik sorunu ve yüksek hizmet enflasyonu öne çıkmıştır. Tüm bu gelişmeler, Türkiye ekonomisinin üretim yapısında katma değerli sanayi üretimi ile verimlilik odaklı dönüşüme ihtiyaç duyduğunu göstermiştir.
İnşaat, otomotiv ve enerji sektörleri ise dönüşümün stratejik boyutlarını göstermektedir. İnşaat sektörü deprem sonrası yeniden yapılanma sürecinin etkisiyle son yılların en yüksek büyüme performansını göstermiş; ancak sektörün enerji yoğun yapısı ve karbon emisyonları nedeniyle sürdürülebilir şehirleşme, enerji verimli yapılar ve çevre dostu üretim süreçleri daha kritik hale gelmiştir. Otomotiv sektöründe elektrikli ve hibrit araçların payında yaşanan hızlı artış, sektörün yapısal dönüşüm sürecine girdiğini göstermiştir. Bu anlamda Türkiye’nin küresel rekabet gücünü koruyabilmesi için batarya teknolojilerine, şarj altyapısına ve düşük karbonlu üretim süreçlerine yatırım yapması gerekmektedir. Enerji sektöründe ise güneş enerjisinin ilk kez doğal gazı geride bırakması tarihi bir dönüşümün eşiği olarak değerlendirilmiş; yenilenebilir enerji yatırımlarındaki artış enerji arz güvenliği açısından önemli kazanımlar sağlarken, fosil yakıt bağımlılığı ve enerji depolama altyapısındaki eksiklikler yapısal risklerin devam ettiğini göstermiştir.
İşgücü piyasası, yeşil dönüşüm ve sürdürülebilirlik göstergeleri bölümleri sürdürülebilir kalkınmanın sosyal ve çevresel boyutlarını bütüncül şekilde ele almaktadır. İşgücü piyasasına bakıldığında, genç işsizliğinde sınırlı iyileşmeler görülse de NEİY (Ne Eğitimde Ne İstihdamda Ne Yetiştirmede) oranlarının yüksekliği ve kadınların işgücüne katılımındaki problemler sosyal kapsayıcılık açısından önemli kırılganlıklar oluşturmuştur. Dijitalleşme ve yeşil dönüşümün ortaya çıkardığı yeni beceri ihtiyaçları neticesinde, işgücünün yeniden yapılandırılması gerekmektedir. Bunun yanında Türkiye’nin artan sera gazı emisyonları, fosil yakıt bağımlılığı ve karbon yoğun üretim yapısı yeşil dönüşümü stratejik bir zorunluluk haline getirmiştir. Yenilenebilir enerji yatırımları, enerji verimliliği politikaları, karbon fiyatlandırma mekanizmaları ve çevre dostu teknolojiler yalnızca çevresel sürdürülebilirlik açısından değil; rekabet gücü, enerji güvenliği ve dış ticaret açısından da kritik hale gelmiştir. Sürdürülebilirlik göstergeleri ise Türkiye’nin özellikle eşitsizlikler, iklim eylemi, su yönetimi, kurumsal kapasite ve sosyal refah alanlarında yapısal sorunlarının devam ettiğini göstermiştir.
Sonuç olarak İktisat İzleme Raporu 2025, Türkiye ekonomisinin mevcut seyrini yalnızca büyüme, enflasyon veya bütçe dengeleri üzerinden değerlendiren klasik yaklaşımın ötesine geçmekte; ekonomik büyüme, enerji dönüşümü, sosyal kapsayıcılık, çevresel sürdürülebilirlik, teknolojik dönüşüm ve kurumsal dayanıklılık konularını birlikte ele alarak kapsamlı bir perspektif sunmaktadır. Netice itibarıyla, küresel ekonomide dönüşümlerin hızlandığı bir dönemde Türkiye’nin rekabet gücünü koruyabilmesi; düşük karbonlu üretim yapısına geçiş, yüksek katma değerli sanayi üretiminin güçlendirilmesi, enerji bağımlılığının azaltılması, sosyal refahın artırılması ve makroekonomik istikrarın kalıcı hale getirilmesiyle mümkün olacaktır. Bu bağlamda sürdürülebilirlik kavramı, çevre politikalarının yanı sıra Türkiye’nin uzun vadeli kalkınma stratejisinin temel belirleyicisi olarak öne çıkmaktadır.