Anasayfa Analiz İslamî Finansın Metodolojisine Dair Bazı Notlar

İslamî Finansın Metodolojisine Dair Bazı Notlar

by

Yusuf Varlı*

Öncelikle şunu belirtmek gerekir ki İslam’ın dünyaya ait gösterge hedef olarak sunduğu vasatın (orta yolun), İslamî değerleri önceleyen bir finansal sistemde de nihai hedef olması gerekir. Özellikle risk paylaşımı, kâr-zarar ortaklığı ve katılım esaslarına dayalı finansman ve yatırım uygulamaları, finansal sistemdeki orta yolun yakalanması adına büyük rol üstlenmektedir. Zira, genel başlık olarak “katılım” kelimesi ile özetlenebilecek nitelikteki bu uygulamalar, defakto olarak insanların refah durumlarını iyi veya kötü yönde marjinal yönlere hareket etmesini kısıtlamaktadır. Böylece, serbest piyasa ekonomisinin gelir adaletsizliği üzerindeki olumsuz etkileri bir şekilde dizginlenmekte ve zengin ile fakir taraflar arasındaki ekonomik farklılıklar azaltılmış olmaktadır.

Mevcut durumda dünyadaki İslamî finansal varlıkların yaklaşık %80’ini bankacılığın oluşturduğu ve bankacılık içerisinde de risk paylaşımına dayalı olmayan enstrümanların oranının %90 civarında olduğu bir yapıda katılım ürünlerinin çoğaltılmasının bir zaruret olduğu açıktır. Bu amaç doğrultusunda hayata geçirilebilecek ilk ve en kolay yol, küresel ölçekte ve özellikle ülkemizde gayrimenkul, enerji, bilişim teknolojisi ve savunma sanayii gibi alanlardaki büyük projelerin halk tarafından finanse edileceği ve ortaya çıkacak gelirin de yine halk ile paylaşılacağı yapıların canlandırılması olabilir. Bu minvalde geliştirilecek yeni ürünler ve uygulamalar neticesinde sermayenin tabana yayılmasının kolaylaştırılması ve özellikle düşük ve orta gelir grubunun yüksek getirili ürünlere yatırım yapma imkânlarının çoğaltılması sağlanacaktır. Böylece, ekonomiye katkıda bulunurken gelir adaletsizliğini de azaltma noktasında ilerleme sağlanacağı düşünülebilir.

Literatürde “dinin maksadı” olarak geçen ve İslam’ın temel vizyonunu ve gayesini ortaya koyan “canın, aklın, dinin, neslin ve malın korunması” şeklindeki hususlardan sonuncusu, İslamî finansın yine dayanak noktalarından birini oluşturmaktadır. Ancak burada sadece dikey bir ilişkisellik kurulması neticesinde ortaya çıkacak olan finansal sistem, dinin maksadı olarak ortaya konan diğer hususlarla olan bağlantısını koparmak durumundadır. Hâlbuki yukarıda bahsi geçen beş maksat, dikey ilişkiselliğin yanı sıra birbirleriyle kurduğu yatay ilişkilerle de İslam’ın bir bütün hâlinde sunduğu din anlayışını destekler mahiyettedir. Günümüzde sadece malın korunması maksadı ile üstelik de eksik bir şekilde ilgilenen İslamî finans, bir yandan bu maksat vesilesi ile İslam’la olan ilişkisini ilerletmesi gerekirken bir yandan da diğer gayeler ile olan yatay ilişkiselliğini artırarak bütünsel bir söylem ve metodoloji üretmesi gerekir.

Metodoloji konusunda tartışılması gereken diğer bir konu da öze dair gerçekleştirilen tartışmaların yetersizliğidir. Tarihsel süreçte, özellikle son 20 senede İslamî finans sistemindeki birçok uygulama, arkasındaki iyi niyete rağmen İslam’ın ontolojik unsurları göz önünde bulundurulmadan ve mikro unsurlar es geçilerek eksik bir dönüşüme maruz kalmıştır. Özellikle faiz, zekât, ticaret vb. hususlarda ve genellikle makro temelli analizler yapılırken, öze dair gerçekleştirilen çalışmaların sayısı ve kapsamı yeterli olamamıştır. Ayrıca, mikroya ve öze dair söylemler geliştirmeden makro uygulama ve enstrümanlar üzerine yapılan tahliller, metodolojik olarak da hatalı bir seyir izlemiştir. Bu çerçevede, Haydar Nakvi’nin çalışmaları önem arz etmektedir. Örneğin, Türkçeye “Ekonomi ve Ahlak” (Ethics and Economics: An Islamic Synthesis) olarak çevrilen çalışmasında Nakvi, İslam’a dayalı bir ekonomik sistemin aksiyomatik temellerini oluşturmaktadır. Yine burada Masud’ul Alam Choudhury, Asas Zaman ve Mehmet Asutay gibi isimlerin analitik çerçevede ve mikro temelli çalışmalarının da önemli olduğunu vurgulamak gerekir. Burada şu eksikliği de vurgulamak gerekir ki günümüzde İslamî finans ile alakalı olarak gerçekleştirilen konferans, seminer vb. etkinliklerin neredeyse tamamı makro düzeyde ve finans ağırlıklıyken, ana teması mikro unsurlara dayanan bir tane bile kapsamlı etkinlik ile karşılaşamamaktayız.

Üzerinde durulması gereken diğer bir konu da, İslamî finans ile kastedilen sistemin ahlak, vicdan, dürüstlük gibi genel insanî değerlerden ayrışamayacağı hususudur. Örneğin, İslamî kurallara göre ticaret yapmak ile kastedilenin, ticareti yapılan ürünlerin İslamî esaslara uygun olmasının yanı sıra asimetrik bilgi, haksız kazanç vb. faaliyetlerin önüne geçerek alım satım faaliyetlerinin de İslamî kurallara uygun şekilde icra edilmesini kapsaması gerekmektedir. Yani, “neyin ticareti” hususunun yanında “nasıl bir ticaret” sorusu da oldukça önem arz etmektedir. Bu durum, Nisa Suresinin 29. âyetinde şu şekilde belirtilmektedir: “Ey iman edenler! Mallarınızı aranızda batıl yollarla yemeyin. Ancak karşılıklı rıza ile yapılan ticaretle olursa başka. Kendinizi öldürmeyin. Şüphesiz Allah, size karşı çok merhametlidir.” Yüce Allah, helal olanları dâhil olmak üzere malların, batıl (haksız şekilde, hileli) yollar ile ticarete konu edilmemesi konusunda uyarıda bulunmaktadır. Âyetin devamındaki, “Kendinizi öldürmeyin” ifadesini ise Hayrettin Karaman Hoca çarpıcı ve derin bir yorum ile “günümüzdeki katliamların, terör eylemlerinin ve cinayetlerin arka plandaki nedenlerinden biri olarak insanların birbirlerinin mallarını sömürü, tefecilik ve diğer bazı batıl yollarla yemesi olarak düşünebiliriz.” şeklinde ifade etmektedir.

Ayrıca, iyi niyet ile çıkılan bu yolda zaman içerisinde, referans noktası da dâhil olmak üzere konvansiyonel finans ile benzer bir hareket gerçekleşmiştir. Bu konuya dair yapılan neredeyse tüm akademik çalışmalar günümüzdeki hâli ile İslamî finansın uygulama yönünden konvansiyonel finanstan ayrışmasına rağmen, yapısal yönden bu iki finans türünün birbirinden çok da farklı olmadığını göstermektedir.

Bu ve önceki yazılarda tartışmaya açılan tüm hususlar, İslamî finansta (ya da yukarıda da bahsedildiği üzere daha doğru bir kullanım olarak İslam finansında) önümüzdeki süreçte yaşanması muhtemel yapısal bir krizin önüne geçmek amacıyla ifade edilmeye çalışılmıştır. “Ne” sorusunun yanı sıra “neden” ve “nasıl” soruları gündeme yeterince getirilemedikçe İslam finansının belirli bir aralıktaki büyüklüğü artamayacağı gibi neredeyse konvansiyonel finansın takipçisi şeklindeki konumunda da herhangi bir değişiklik olmayacağı oldukça açıktır.

*İbn Haldun Üniversitesi İktisat Bölümü Öğretim Üyesi.

Kaynak: Açık Medeniyet 

Benzer Yazılar

Görüşlerinizi Paylaşabilirsiniz

    Mail Bültenimize Abone Olun