Anasayfa Makale İslam’da Para Politikasının Muhtemel Hedefleri

İslam’da Para Politikasının Muhtemel Hedefleri

by

İslami adalet, eşitlik, adalet ve dengenin İslami idealleri ile tutarlı olarak, İslami ekonomide para politikasının üç temel hedefi vardır ve bu da ilgiyi göz ardı eder. Bu hedefler:

  • Ekonomik Büyüme ve İstihdam
  • Adalet
  • Enflasyon ile mücadele
  • Parasal istikrar

Yukarıda belirtilen para politikası hedeflerinin doğru bir şekilde değerlendirilmesi ve bunların nasıl gerçekleştirilebileceği konusunda, aşağıda açıklanmıştır.

Ekonomik Büyüme ve İstihdam

Enflasyon İslami bir ekonominin hedefleri ile bağdaşmazken, insan acılarına sebep olan uzun süreli durgunluk ve işsizlik de kabul edilemez. Zaten ekonomik üretim ve istihdam arttırdığı ölçüde enflasyon ve parasal dengesizliklerle mücadele de o ölçüde kolaylaşır. Yani reel ekonomi istikrarlı bir şekilde büyüdüğü ölçüde finansal sektör de onu takip eder. Dolayısıyla, para politikası, tam istihdam ve verimli kaynakların kullanımı ile yüksek oranda ekonomik büyüme hedeflemektedir. Ancak, her ne pahasına olursa olsun ekonomik büyümenin maksimizasyonu bir İslam ekonomisinde para politikasının temel hedefi değildir. İslami değerler çerçevesinde maddi refah elde edilir. Maddi refah geçici olup gaflet ve rehavete sebebiyet verdiği için temel amaç olamaz ancak Allah’ın lütfu ile verilirse şükrünü arttırmaya çalışmak gerekir. 

Temel ve ahlaki açıdan sorgulanabilir mal ve hizmetlerin üretimi amaçlanamaz. Gelecek nesillere pahasına Allah’ın verdiği kaynakların aşırı ve aşırı hızlı kullanılmasına yol açmamalı, ahlaki ve fiziki çevreyi bozarak mevcut veya gelecek nesillere zarar vermemelidir. Arazi, su ve orman kaynaklarının bozulması ve tükenmesi, ciddi hava ve su kirliliği ile çevresel dejenerasyon halihazırda dünya çapında büyük endişe kaynağıdır. “Sürdürülebilir kalkınma” kavramı, Bu, gelecek neslin ihtiyaçlarını tehlikeye atmadan mevcut neslin ihtiyaçlarını karşılamak anlamına gelir. Ekonomik kalkınma ve sağlam çevre yönetimi aynı gündemin tamamlayıcı yönleridir. Yeterli çevresel koruma olmadan, gelişme zayıflatılacaktır; kalkınma olmadan çevre koruma başarısız olacaktır.

Dağılımcı Adalet

Para politikası, adalet dağıtımı hedefini teşvik etmek ve İslam ekonomisinde zenginlik ve ekonomik gücün yoğunlaşmasını önlemek için aktif olarak kullanılmalıdır. Yanlış para politikaları bazı insanların hak veya refah kaybına uğramalarına ve dolayısıyla adaletsizliğe yol açabilir. Bununla birlikte, para politikasının oluşturulmasında ve uygulanmasında dağıtıcı adaletle ilgili çok fazla endişe, para politikasının diğer hedeflerine ulaşmada genel verimliliğini ve etkinliğini olumsuz yönde etkileyebilir. Örneğin büyüme, istihdam ve gelişme. Gelir eşitsizliklerinin azaltılması ve gerekli yeniden dağıtım, bir İslam devletinin önemli bir politika hedefi olmalı ve bu nedenle de esas olarak maliye politikasının alanı olmalıdır. Para politikası bu hedefe sadece katkıda bulunabilir. 

Enflasyon ile Mücadele

Para politikası, en çok talep, maliyet ve yapısal olarak üç kısma ayrılan enflasyonla mücadele amacıyla kullanılmalıdır. Çünkü enflasyon ekonominin bütün makroekonomik değerleri ile sosyal dengeleri bozar. Bazı âlimlere göre, enflasyonla uğraşmak, fitne ve fesatlarla uğraşmak gibi bir dini vecibedir. Çünkü enflasyon, sosyal, psikolojik ve ekonomik yozlaşmayı doğurmaktadır. Enflasyon, piyasalarda belirsizliklere neden olduğundan “kavramlar, değerler ve ölçüler anarşisine” zemin hazırlamaktadır. Bütün menfilikleri dolayısıyla enflasyon olayını, dini bir tabir olan “fitne” ve “fesat” ın kapsamı içine dâhil etmek mümkündür. Bazı düşünürlere göre (Şafak & Armağan, 1983, s. 56); bireylerin inançlarında ve manevi hayatlarında bozulma, yozlaşma ve sapmalara yol açan bu olayın önlenmesi veya asgarî düzeylere indirilmesi için çabalamak, “dinin korunması” prensibinin gereği olan bir vecibedir. Şerrin ve şerre vesile olacağı bilinen olumsuz gelişmelerin başlangıcını teşkil edecek olan sebep ve olayların önlenmesi için tedbir almak da dini bir kaide ve prensip olan “sedd-i zarar”ın gereğidir.

Samimi Müslümanların çoğunlukta olduğu piyasalarda, kartel, tröst ve tekelcilikten kaynaklanan enflasyon olgusunun olması beklenmediği gibi, Hz. Peygamber zamanında da bazen fiyatların yapısal sorunlar nedeniyle arttığı görülmüş olup, ahlaki bir sorun olarak değerlendirilmemişti. Bu nedenle İslam ekonomisi gerekliliklerinin kişisel, kurumsal ve teorik düzeyde uyuşması için tahkiki imana sahip bireylerin toplumsa çoğunluk olarak mevcudiyeti zorunludur. Zira tahkiki iman olmadığı zaman, ihlas ve samimiyet ortadan kalkarak yerini menfaatçilik, münafıklık, çatışma, bozgunculuk ve aldatma gibi istenmeyen olguların hüküm sürmesine engel olmak zordur. Osmanlı zamanında da altın ve gümüşün tağşiş edilmesi söz konusu olduğu zaman fiyatların arttığı görülmüştür ki, bu durumlar yeniçeri ayaklanmalarına da bazen neden olmuştur. Dolayısıyla, serbest piyasa ilkesi yanında yapısal olmayan durumlarda ahlaki olumsuzluklardan kaynaklanan fiyat artışlarına müdahale edilmesi gerektiği gibi para politikası araçlarının da enflasyonist sonuçları doğurmayacak şekilde ölçülü olarak kullanılması esastır.

Türkiye gibi ülkelerde faizi körükleyen faktörler, kamu gelir-gider dengesizliği ile enflasyon oranlarının yüksekliği ve yanlış para politikalarıdır. Kamu borçlanma gereğinin yüksek olması durumu, faiz oranlarının yukarı doğru çıkmasına neden olduğu gibi, enflasyonla mücadelede de sıkı para politikası uygulamaları ile faiz oranlarının yükseltilmesi gerçekleri, halkının büyük çoğunluğunun Müslüman olmasına karşın, bu uygulamaların devam etmesine neden olan etkenlerden sayılabilir. Bu nedenle mevcut ağır borç yükü ile kurulan düzen nedeniyle, faizlerin Japonya’da olduğu gibi bazen sıfır seviyesine inmesi kısa dönemde mümkün değildir. Fakat, enflasyonla mücadelede maliyet enflasyonu üzerine gidilerek (ki zaten kredi faizlerinin artması da kuşkusuz bir maliyet unsurudur) piyasada tekelleşmelere ve kaynak israfına neden olmayacak şekilde rasyonel özelleştirmeler ile kamu kesiminde tasarrufların desteklemesiyle borç yükünün aşağı çekilmesi ve kamu borçlanma gereğinin düşürülmesi ile faiz üzerine gidilebilir ki bu durum, para politikası araçlarının da kullanımını gerektirmektedir. 

Ekonomik olarak üretim tekniğinin yükseltilmesini ve teknolojik yetersizliklerin ortadan kaldırılmasını ve rekabet ortamında fiyatların doğal seviyelerine inmesini sağlayacak dış ticaret serbestiyeti de enflasyonla mücadelede bir araç olarak kullanılabilir. Türkiye dış ticaret hacminin sadece %8’ i gibi çok düşük bir kısmının komşu ülkelerle yapılıyor olması gerçeği, ekonomik büyüme ve istikrar için büyük öneme sahip olan dış ticaret yoluyla yerli üretimin arttırılmasının ve iç piyasada etkin rekabetin sağlanmasının ihmal edilmekte olduğunun bir göstergesidir.

Parasal İstikrar

İslami bir ekonomide paranın değerini korumak merkez bankası açısından neredeyse zorunludur. Böylece, merkez bankası, para arzının, reel dengelerdeki büyümeye olası bir katkıyla gerekçelendirildiği ölçüde genişlemesine izin vermelidir. Tüm insan ilişkilerinde dürüstlük ve adalet üzerine İslam’ın açık bir şekilde vurgulanması ve enflasyonun sosyo-ekonomik adalet ve genel refah üzerindeki olumsuz etkisinden dolayı paranın değerinin istikrarı yüksek öncelikli olarak kabul edilmelidir. Çünkü enflasyon toplumda yardımlaşma duygusuna ciddi zarar verdiği gibi ahlaki çöküntüye de yol açabilmektedir. Parasal genişleme de enflasyona doğrudan yol açan etkenlerden birisi olarak dikkate alınmalıdır. Ancak, mutlak olmak yerine, bu hedef genel fiyat seviyesinde göreli istikrar anlamına gelmelidir. Mutlak fiyat istikrarı, para politikasının optimum büyümesi ve tam istihdam hedefi ile çatışabileceğinden, ne makul ne de arzu edilebilir.

Parasal istikrarı olumsuz etkileyen en önemli faktörler enflasyon ve işsizliktir. Faiz kurumlarının ve faiz lobisinin manevralarıyla reel sektör olumsuz etkilenmekte ve para politikaları da etkisiz kalabilmektedir. Enflasyonu önlemek için sıkı para politikası uygulanırken toplam talep daralmasıyla üretim ve büyüme parametrelerinde düşüş trendiyle birlikte işsizlik de artabilmektedir. Üretim ve reel ekonominin güçlenmesi için genişletici para politikası uygulanması durumunda ise enflasyon durdurulamamakta ve özellikle enflasyonist ortamda aşırı yükselen reel faizler spekülasyon ve arbitraj gibi parasal ve istikrarsızlaştırıcı faaliyetlere göre ekonominin genel trendinin belirlenmesine yol açmaktadır.

İslam para politikasında faiz olmayacağından dolayı parasal operasyonlar ve spekülasyon riski de kontrol altına alınabilmektedir. Faiz ve repoya gönül bağlamaktansa mecburen reel sektör parametreleri ön plana çıkacaktır. Ayrıca servet üzerinden alınacak olan zekât ile de toplam talep ve gelir dağılımı düzeltilebilecektir. Bu da para politikası amaçları ile araçlarının farklılaşması anlamına gelmektedir. Bu hususta üç neden gösterilebilir (Chapra, 1983): 

  • Faize dayalı varlıklar mevcut olmayacağından dolayı nakit fon sahiplerinin reel sektöre yönelmesine yol açacaktır. 
  • Kısa vadeli olduğu kadar aynı zamanda uzun vadeli yatırım fırsatları da farklı risk düzeylerine göre yapılandırılabilecektir. 
  • Faiz gelirinin kalmaması ve yatırıma dönüştürülmeyen atıl varlıkların zekat ile erimesinden dolayı fonlar her halükarda spekülatif faaliyetlere giremeyeceklerdir.

İslami merkez bankaları da durağan fiyatlar ve İslam’ın diğer sosyoekonomik hedeflerine göre tam istihdamda gerekli olan para talebini tahmin ederek dengeli bir şekilde para arzını da belirleyebilecektir. Dolayısıyla parasal politika ile ilgili değişkenler faiz oranına göre değil, arzulanan para arzı düzeyine göre belirlenebilecektir. Buradaki hedef de para arzının ne yetersiz ne de fazla olmamasının piyasa fiyatlarında mal ve hizmet arzı kapasitesiyle orantılı bir şekilde sağlanması olmalıdır (Chapra, 1983, s. 6).

Kaynak: Dergi Park

Benzer Yazılar

Görüşlerinizi Paylaşabilirsiniz

    Mail Bültenimize Abone Olun