Anasayfa Araştırma Duyguların Rasyonel İktisadi Kararlarımız Üzerindeki Etkisi

Duyguların Rasyonel İktisadi Kararlarımız Üzerindeki Etkisi

by

İbrahim Cevizli, Mahmut Bilen

ÖZET

Oldukça karmaşık yapıya sahip olan insanoğlunun tutum ve davranışlarına etki eden çok sayıda faktör bulunmaktadır. Ancak ana akım iktisat teorileri, insanın ekonomik karar alma sürecinde “rasyonel” olduğunu varsayarak duyguların rolü dâhil olmak üzere diğer hususiyetleri göz ardı etmişlerdir. Bu varsayım gerçekte tartışmalı bir nitelik taşımasına rağmen iktisat teorilerindeki yerleşik konumunu hâlen güçlü bir şekilde korumaktadır. Çalışmada, iktisadi rasyonalitenin tarihi ve rasyonel bireye karşı geliştirilmiş itirazlar incelenmiş, iktisadi karar alma sürecine duyguların etki edip etmediği hipotetik bir deneysel çalışma ile önce gözleme dayalı olarak sonrasında Mann Whitney U testine tabi tutularak analiz edilmiştir. Elde edilen bulguya göre insanların iktisadi karar alma sürecinde sadece rasyonalite varsayımı ile hareket etmediği, duygularından da etkilendiği tespit edilmiştir. Elde edilen bu bulgu hem iktisat literatürüne özgün bir katkı hem de iktisadi politika yapıcılar için değerlendirilmek üzere seçenek olarak sunulmaktadır.

Anahtar Kelimeler: Davranışsal iktisat, deneysel iktisat, rasyonalite, rasyonel birey, sınırlı rasyonellik, duygular.

Giriş

Homoeconomicus” veya “iktisadi birey” olarak adlandırılan kavram, rasyonel bireyin neoklasik iktisatta kullanılan ifadesidir (Demirel ve Artan, 2016, s. 4). Ana akım iktisadın önemli karar birimi olan bu birey, rasyonel seçim teorisine göre rasyoneldir (akılcı) ve çıkarını önde tutarak (bencil) davranır (Demir, 2013, s. 27; Ruben ve Dumludağ, 2015, s. 40). Zamandan ve mekândan bağımsız, kültürel etkiden yoksun, tam bilgi sahibi, optimizasyon hesabını iyi yapan, maksimum kazanç peşinde koşan, mekanik hareket eden şeklinde kabul edilir (Sarfati ve Atamtürk, 2015, s. 71).

Zamandan ve mekândan bağımsız, kültürel etkiden yoksun, tam bilgi sahibi, optimizasyon hesabını iyi yapan, maksimum kazanç peşinde koşan, mekanik hareket eden şeklinde kabul edilir

Yaptığı tercihlerde, tüm alternatifleri ve bunların beklenen fayda değerini bilir, beklenen faydasını hep maksimuma çıkaracak tercihlerde bulunur. Teoriye göre rasyonel insan, psikolojik ve duygusal faktörlerden etkilenmez, bunlar dışsal olarak kabul edilir ve karar anına etkisi yoktur (Levent, 2019, ss. 101-120). Oldukça abartılan bu iktisadi birey, Einstein gibi düşünme yeteneğine, bir bilgisayar gibi hafızaya ve Mahatma Gandhi kadar da iradeye sahiptir. Ancak normal bir insanın algı sistemi, saniyede ortalama olarak 11 milyon bilgi üretip beyne göndermektedir. Bu bilgi bombardımanı karşısında beynin bilinçli olarak bilgi işleme kapasitesi ise saniyede 16-50 adet bilgi parçacığıdır (Mlodinow, 2013, s. 51). Bu 11 milyon bilgi arasında şüphesiz duygularımızdan da gelen bilgiler bulunmaktadır. Hatta bu bilgiler bazen o kadar güçlüdür ki iktisadi kararlarımız dâhil olmak üzere birçok karar alma sürecimize etki edebilmektedir. İnsan davranışlarının doğru bir şekilde anlaşılabilmesi sadece insanı rasyonalite boyutu ile sınırlı tutmak yerine diğer fonksiyonların da analize dâhil edilmesini gerektirmektedir. Nitekim rasyonalite olgusu tutarlılık üzerine odaklanmış, tercihler arasında seçim yapmanın ilerisine gidememiş ve davranışları meydana getiren nedenler üzerinde durmamıştır (Elster, 2008, ss. 13-14).

Simon’a göre gerçekçi teoriler oluşturulabilmek için rasyonalite olgusu psikolojik açıdan da ele alınmalıdır. Bunun yolu da duyguların rasyonalite ile ilişkisini anlamamızdan geçmektedir. Simon’un “Duygular bizi asıl düşündüklerimizden uzaklaştırıp, o an için ilgi göstermek istediğimiz şeye yönlendirir” ifadesi ile “Akıl tamamen araçsaldır ve bize nereye gideceğimizi söyleyemez sadece nasıl gideceğimiz söyler” ifadesi konunun önemini vurgulamaktadır (Simon, 1982, ss. 7-8, 21, 29). Ayrıca Daniel Kahneman’ın “Rasyonel birey varsayımı ile ilk tanışmam 1970’lerde Bruno Frey’in makalesi ile olmuştur. Makalesinin ilk cümlelerinde ‘ekonomik aktörlerin rasyonel ve bencil olduğu, ayrıca zevklerinin de değişmeyeceği’ yazıyordu. Bunu okuduğumda ürkmüştüm, çünkü gerçek insanın böyle olmadığına dair psikolog olarak profesyonel bir eğitim almıştım” ifadesi de yine bu noktaya dikkat çekmektedir (Kahneman, 2018, s. 311).

Birey, akıl yürütme ve düşüncenin yanında duyguların ve duygusal faktörlerin de etkisinde kalmaktadır. Duyguların da bireylere bir şey yapmak üzere eyleme geçirip hareket tarzlarına yön verdiği söylenebilir (Ekman, 1994, ss. 15-20). Beynin nasıl çalıştığına, duyguların nasıl üretildiğine dair henüz bütün boyutlarını kavrayacak bir bilgi bulunmamaktadır. Ancak duyguların, bilişsel yönümüz ile paralel hareket ederek mantığın tamamlayıcısı olduğu söylenebilmektedir. Duygu, bireyin harekete hazır olmasına, önceliklerini belirlemesine ve planların yapılmasına öncülük eder. Aynı şekilde duygular, insan davranışlarının belirlenmesinde önemli motivasyon sağlar (Çeçen, 2002, ss. 1-5). Duygularımızın algılarımız üzerindeki etkileri tek taraflı değildir. Niteliğine ve yoğunluğuna göre duygularımız, karar sürecimize rasyonel yönde veya aksi istikamette etki edebilmektedir (Demir, 2013, s. 86). Aynı şekilde ekonomik karar süreçlerimizde ana akım iktisadın kabul ettiği gibi sadece rasyonel mekanizmalar ekseninden şekillenmemektedir.

Bu çalışma, duyguların ekonomik karar alma sürecine etki edip etmediğini, ekonometrik yöntemlerden farklı, deneklerin kategorik (yaş, cinsiyet, gelir vb.) özelliklerinden ziyade sadece insan boyutu ile ele alan bir analizdir. Bu araştırmada, davranışsal iktisadın kullanmış olduğu hipotetik bir deneysel çalışma ile veriler elde edilmiş ve elde edilen veriler teste tabi tutulmuştur. Yapılan araştırma sonucunda da ana akım iktisadın varsaydığı şekilde insanların geleceklerine yönelik tasarruf kararlarında pür rasyonel olamadıkları, duygu durumlarından etkilendikleri ortaya çıkmıştır.

Çalışmada öncelikle iktisadi rasyonalitenin tarihi ve rasyonalite ile rasyonel bireye karşı yapılmış eleştiriler sonrasında davranışsal iktisadın, bireyin rasyonel olamadığına dair yapılmış çeşitli araştırma bulgularını içeren literatür analiz edilmiştir. Son bölümde ise duyguların iktisadi karar süreci üzerindeki rolü, davranışsal iktisat özelinde hipotetik bir deneysel çalışma ile test edilmiştir. Sosyal bilimlerde (özellikle psikoloji biliminde) şüphesiz ki duyguların insan davranışları üzerindeki etkisine dair çalışmalar yapılmıştır. Ancak duyguların iktisadi kararlarımız üzerine etkisini inceleyen bu çalışma, davranışsal iktisat literatürüne hipotetik bir deneysel çalışma ile katkı sunmayı aynı zamanda politika yapıcılar için de seçenekleri artırmayı hedeflemektedir. Bu çalışmada, bir düşünce akımı olan rasyonalitenin felsefi tartışmalarından ziyade iktisadi bireyin rasyonalite varsayımı üzerine odaklanılarak analiz yapılmıştır.

İktisadi Rasyonalitenin Tarihi

Aristotales’ten bu yana Batı’da hâkim olan düşünceye göre birey, “logos” sahibidir. Bu Latinceye “ratio” olarak çevrilir (Schrag, 1992, s. 17). Rasyonalite köken olarak “ratio” dan türemiştir (Kutlu, 2013, s. 37). Rasyonalite kavramını analiz etmek “ontolojik” bir yaklaşım gerektirir. Ancak doğa bilimlerinin kesinliğine duyulan hayranlık sonucu sosyal bilimlerin de doğa bilimlerine benzer bir metodolojik arayış içinde olduğu bu ironi karşısında rasyonalite kavramını analiz etmek zor olmaktadır (Heidegger, 1990, s. 17).

Ancak doğa bilimlerinin kesinliğine duyulan hayranlık sonucu sosyal bilimlerin de doğa bilimlerine benzer bir metodolojik arayış içinde olduğu bu ironi karşısında rasyonalite kavramını analiz etmek zor olmaktadır (Heidegger, 1990, s. 17).

Çünkü epistemolojinin bir disiplini olarak doğa bilimlerinin hâkim olduğu dönemde ortaya çıkan bilim felsefesi, belirsizlikten beslenen psikoloji, felsefe gibi bilimleri bilimsel statü kapsamından dışlamıştır (Kaymakçı, 2015, s. 55).

Rasyonalitenin serüveninde şüphesiz Descartes felsefesi büyük rol oynamıştır (Yılmaz, 2009, ss. 18-19). Descartes ancak bir Arşimet noktası (dayanak noktası) belirlendikten sonra yöntem izlenebileceğini, bilgi bütünlüğü oluşturulabileceğini söylemiştir. Ayrıca Descartes, zihin-madde düalitesinden de etkilenerek bilgiyi meşru kılmada akıl haricinde danışılacak bir merci olmadığını; duygu, ön yargı gibi diğer otoritelerden gelen bilgilere şüphe ile yaklaşılması gerektiğini ileri sürmüştür. Bu bakış açısı, rasyonalizme meşruiyet kazandırmış, Aydınlanma ile de toplumsal bir proje hâline dönüşmüştür. Evren rasyonel ise (fiziksel olarak) ondan vuku bulanlar da rasyoneldir (Jones, 1975, s. 9) denilecek bir kabulün gelişmesine yol açmıştır. Ayrıca matematik ve gökbilimdeki bu ilerlemelerin etkisi, insan davranışlarının da kendi içerisinde hareket yasalarına göre olabileceği düşüncesine temel zemin oluşturmuştur (Hirschman, 2008, s. 34).

Modern iktisadın kurucusu olarak kabul edilen A. Smith (2017), ahlak üzerine ve devamındaki süreçte politik iktisadın farklı konuları üzerine piyasa ekonomisinin önemine dikkat çekerken bu düşüncenin ekseninde gelişen ticari ve sınai kapitalizmin neden olduğu adalet sorununa yönelik Marx’ın itirazları üzerine zengin bir politik iktisat tartışması bulunmaktadır. Ancak 1870’li yıllara gelindiğinde iktisat “marjinalist devrim”i gerçekleştirmiş, bu devrim ile marjinal fayda kavramı ile matematik dil olarak kullanılmaya başlamış, böylelikle iktisatta sistematik bir şekilde izahın yolu açılmıştır (Ochangco, 1999, ss. 1-4). Ayrıca iktisat, faydacı felsefeden kopmayı da başararak bireycilik tanımını daha da olgunlaştırmıştır. Bunun sonucunda da ekonomik faaliyetler artık soyut kavramlarla değil somut bireysel kararlar ile açıklanmış, bireylerin belirli hedeflere ulaşmada amaç-araç ilişkisiyle hareket ettiği kabul edilmiştir (Buğra, 2015, ss. 170-173). 1930’lara gelindiğinde ise ikinci bir devrim olan “ekonometrik devrim” gerçekleşmiştir (Akdere ve Büyükboyacı, 2018, s. 110). Bu iki devrim ile iktisatta matematikselleşme süreci tamamlanmış ve varsayımlara teslim olunmuştur. Pozitivist bilim tartışmaları yerini metodoloji (yöntembilim) tartışmalarına bırakmıştır (Hollis ve Nell, 1975, s. 201). 1950’lere geldiğimizde artık iktisat, optimal kavramlarının hâlihazırdaki açıklamasına kavuşmuş, matematik dilini temeline kadar işlemiş, “Beklenen Fayda Teorisi”ni etkin bir şekilde kullanmaya başlamış, ordinalist devrim ve açıklanmış tercihler teorisi ile felsefi yükünden tamamen kurtulmuş, marjinalist devrim ile fizik bilimini taklit etmede en yüksek mevkiye ulaşmıştır. Bu durum da rasyonalite olarak kabul edilerek mikro iktisadi aktörün davranış biçimi olarak şekillenmiştir. Böylece Batı’nın rasyonalite kavramı araçsallaşmış ve logos ile başlayan serüven rasyonalite ile son bulmuştur (Yılmaz, 2009, ss. 6-12). Yani ontolojik (varlık bilim) rasyonaliteden metodolojik (teknik bilim) rasyonaliteye doğru bir evrim gerçekleşmiştir (Schrag, 1992, s. 18). Disiplin artık sosyal bilimler içerisinde diğer bilimlerden niteliksel olarak farklılaşmış ve en güçlü ortodoksi hâline gelmiştir. Hatta sadece kendi içerisinde kalmayıp diğer alanları da istila etmeye başlamıştır. Rasyonalite olgusu da “Rasyonel Seçim Teorisi” olarak literatüre girmiştir (Walsh, 1996, s. 40).

Hipotetik Bir Deney Çalışması

Duyguların Rasyonel İktisadi Kararlarımız Üzerine Etkisi

Duygular özellikle tehlikeli bir durumu sezinlediğimizde birden irkilme örneğinde olduğu gibi rasyonalite varsayımından daha çabuk ve otomatik tepkiler vermemize sebep olarak bizi tehlikelerden korumaktadır (Winter, 2018). Duygu, bir uyaran ile ilişki kurulabilen, ulaşılmak istenen hedef ile alakalı, çabucak çoğalabilen, süre olarak kısa sürmesine rağmen yoğunluğunun daha çok hissedildiği oluşumdur.

Duygu, bir uyaran ile ilişki kurulabilen, ulaşılmak istenen hedef ile alakalı, çabucak çoğalabilen, süre olarak kısa sürmesine rağmen yoğunluğunun daha çok hissedildiği oluşumdur.

Duygu durumu ise belirli sebebi olmaksızın kendiliğinden oluşan ve düşük yoğunlukta gerçekleşen his durumudur (Richard, Mahesh ve Prashanth, 1999, s. 184). Örnek verilecek olursa bir yakınımız vefat ettiğinde hissedilen derin üzüntü duygudur, sonrasında bir nedene bağlı olmaksızın hissedilen huzursuzluk hâli ise negatif duygu durumudur (Schwarz ve Clore, 1996).

Duygu ve duygu durumu kavramlarını farklılaştıran diğer bir olgu da duygulanım sonucunda aldığımız aksiyonlardır. Duygular, düşmekten korktuğumuzda aniden geri çekilmemiz gibi belirli aksiyonlarla eşleştirilebilirken duygu durumu için bu şekilde genel eşleştirmelerin yapılması zordur. Duygu durumları değerlendirmelerini etkileyerek bazı durumlarda yanlış yargıya varılmasına neden olabilmektedir. Bunun en güzel örneği, bireyin keyifli olduğu durumda problemleri daha basit görmesidir (Carlson, 1999).

Bilişsel faaliyetlerimiz üzerindeki duyguların etkisine yönelik çalışmalara göz atıldığında, deneyimsel çalışmalar, duyguların kendi başlarına birer bilgi kaynağı olduklarını gösterir (Bower, 1981, s. 129). Daha önce hafızada yer edinen bir bilgi çağrılırken duygu durumu sürece dâhil olur. Yani duygu durumları iyi iken insanlar ürünlerin iyi olan özelliklerini görürken tersi durumda ürünlerin kötü olan yönlerini görmektedir (Schwarz ve Clore, 1996). Bilişsel ağırlıklı çalışmalar ise duyguların insanların bilişsel faaliyetlerini etkilediğini ortaya koymaktadır. Örneğin; öğrenilen bir bilginin öğrenildiği andaki duygu durumuna benzer bir anda hatırlanma ihtimali daha yüksektir. Bütün düşüncelerin belirli bir düzeyde duygusal boyutu bulunmaktadır (Winter, 2018).

Algı, hafıza ve bilgi işleme süreçlerini içeren bilişsel sistemimiz ve dolayısı ile yargılarımız ve davranışlarımız, duygularımızdan önemli ölçüde etkilenmektedir (Coşkun ve Gültepe, 2013). Eğer bedava kavramı, atom gibi fiziksel bir madde olsaydı mikroskop ile incelenebilir, bileşenleri tespit edilir hatta parçalarına bile ayrılabilirdi. Ancak araştırma konusu fiziksel bir madde değil (bedava kavramı gibi) de insan davranışı olursa bu sefer davranışsal iktisat devreye girerek davranışları yavaşlatarak kare kare incelememizi sağlayan deneysel yöntemlere başvurmaktadır. Deneyler, davranışları öngörmemizi sağlayarak daha isabetli kararlar alınmasını sağlamaktadır. Deneysel iktisat, davranışsal iktisadın uygulama ve çözülme yeridir. Yani deneysel iktisat bize davranışsal iktisadın teorilerini test etme olanağı sağlar (Ariely, 2019, ss. 71-72). İnsanların iktisadi açıdan öğrenme, anlama ve bilişsel süreçlerini analiz edebilmek için kontrollü deneyler yapmayı hedefler. Kontrollü ortamda deneklere birtakım kararlar almaları için sorular sorulur (Eren, 2009). Kararın nasıl alındığı, karar anında hangi faktörlerin etki ettiği gibi sorulara cevap aranır. Deneysel yaklaşımlar, bir alternatif metot olarak değil tamamlayıcı ve katkı sağlayıcı bir unsur olarak iktisadi literatürde yerini almayı başarmıştır (Soydal, Mızrak ve Yorgancılar, 2010, s. 220).

Araştırmanın Amacı

Çalışmanın buraya kadar olan kısmında ana akım iktisadi düşüncenin temel çekirdeğini oluşturan rasyonalite paradigması ile rasyonel bireyin günümüzdeki şekline nasıl kavuştuğuna dair geçirdiği evrimsel süreç analiz edilmiştir. Akabinde bu paradigmaya ve rasyonel bireye karşı eleştirilere değinilmiş ve rasyonaliteye ters düşen durumlar, davranışsal iktisat teorik temelinde incelenmiştir. Ekonomi biliminin rasyonel birey tanımlamasında bireylerin ekonomik karar süreçlerinde psikolojik olguların süreçlere nasıl etki ettiğine pek yer verilmemiştir. Bu çalışmanın amacı; insanların gelecekteki tasarruflarına ilişkin ekonomik bir karar almada farklı duygu durumlarından etkilenip etkilenmedikleri böylece rasyonel birey varsayımının geçerli olup olmadığı hipotetik bir deneysel çalışma ile test etmektir. Çıkan sonuca göre de politik bir öneride bulunmaktır. Çalışma, Türkiye’de henüz gelişim süreci devam eden davranışsal iktisat literatürüne hipotetik bir deneysel çalışma ile katkı sağlamaya yöneliktir. Şüphesiz ki duygu ile karar süreci arasındaki ilişkiye yönelik farklı bilim dallarında çalışmalar yapılmıştır. Ancak burada iktisadın birey tanımlamasında göz ardı ettiği duyguların iktisadi kararlarımıza olan etkisi, davranışsal iktisat özelinde deneysel çalışma ile test edilecektir. Böylece literatüre duyguların (çalışmadan çıkan sonuca göre üzüntü, acıma ve kızgınlık gibi duyguların) iktisadi kararlarımız üzerinde etkisi olduğuna dair bir katkı sunmak hedeflenmektedir.

Sonuç ve Tartışma

İktisadi aktörlerin ekonomik kararlarının rasyonel süreçler ile belirlendiğine ait kabulünün uzun bir geçmişi bulunmaktadır. Son yıllarda bu bakış açısına yönelik ciddi meydan okumalar olmasına rağmen ana odağı oluşturan rasyonalite varsayımı hâlen oldukça muhkem olup bu meydan okumalara yönelik araştırmaların gelişim aşamasında olduğu görülmektedir. Bir disiplin olarak davranışsal iktisadın ortaya çıkışı, bu alanda yapılacak araştırmaların daha sağlam bir zemin üzerinden ekonomik karar süreçlerine etki eden ve ana akım iktisadın göz ardı ettiği insana ait diğer olguların karar süreçleri üzerindeki etkisini analiz etmeye yönelik literatürün büyümesine imkân sunmuştur. Bu araştırmanın bu kapsamda mütevazı bir katkı oluşturma özelliği arz ettiği değerlendirilmektedir.

Bu çalışmada, deneklerin iş hayatına ilk atıldığı yıllar olan 20’li ve 30’lu yaşlarda gelecekleri ile ilgili lehlerine olacak bir iktisadi sisteme katılma kararında duygularından (üzüntü ve acı) etkilenerek karar anında farklı davranışlar sergiledikleri sonucuna ulaşılmıştır.

Bu çalışmada, deneklerin iş hayatına ilk atıldığı yıllar olan 20’li ve 30’lu yaşlarda gelecekleri ile ilgili lehlerine olacak bir iktisadi sisteme katılma kararında duygularından (üzüntü ve acı) etkilenerek karar anında farklı davranışlar sergiledikleri sonucuna ulaşılmıştır.

Elde edilen bulgu, deneklerin duygusal olarak etkilenmelerine neden olan vakanın anlamlı bir şekilde diğer gruptan farklı şekilde davrandığını göstermektedir. İnsanların ekonomik karar süreçlerinde sadece insan zihni ile hareket etmeyip aynı zamanda duygularından da önemli bir derecede etkilendiği ortaya çıkmaktadır. Makalede elde edilen diğer bir sonuç ise sosyal güvenlik mekanizmasının daha güçlü hâle gelmesine yönelik bu durumun bir politika seçeneği olarak değerlendirilmesine imkân sunmasıdır. Bu sayede hem ülkenin tasarruf oranlarında bir artış sağlanırken hem de bireylerin gelecekleri ile ilgili ekonomik kararlarında rasyonel bir davranış sergilemesi mümkün olabilmektedir. Çünkü insanların rasyonel davranma yetileri olmasına rağmen çoğu zaman bu yeteneklerini kullanamamaktadırlar. Bireyler karar verirken bu çalışmanın sonucunda da görüldüğü üzere duygusal, bilişsel ve çevresel faktörlerden etkilenmektedirler. Bu durum da rasyonel davranma yetisinden uzaklaşmasına neden olmaktadır. Günlük hayatımızın küçümsenmeyecek bir kısmı da bu şekilde gerçekleşmektedir.

Tam bu noktada psikoloji bilimi ile iktisat biliminin multidisipliner çalışması sonucu ortaya çıkan davranışsal iktisadın önemi her geçen gün artmasına rağmen maalesef Türkiye’de bu alanda yeterince özgün bir akademik birikimin ortaya çıktığı söylenemez. Bu alanda yapılacak özgün araştırmalar ile iktisat politikalarının ve kurumlarının daha etkin kararlar vermesi ve kapasitelerini daha etkin kullanmaları mümkün olabilecektir. Davranışsal iktisat, teorik temelli varsayıldığı kadar rasyonel olmadığımıza dair yapılan çalışmalar giderek artmasına rağmen duyguların iktisadi kararlarımız üzerine etkisine dair araştırmalara da yer verilmesi gerekmektedir. Toplumun temelini oluşturan ilişkiler, tutkular, dürtüler, dinî inançlar vb. iktisadın kurguladığı dünyadan farklı bir şekilde hayatını sürdürmektedir. Bireyi toplumdan tamamen koparıp bencil, faydayı sürekli maksimize eden şekilde bir tanımlama ile varsaymak aslında bireyin davranışlarını da anlamamızı zorlaştırmakta ve insanın çok yönlü niteliğini yeterince iktisat biliminin göz önünde bulundurmadığı sonucuna neden olmaktadır.

Kaynak: İnsan ve Toplum Dergisi

YAZININ TAMAMI İÇİN TIKLAYINIZ

Benzer Yazılar

Görüşlerinizi Paylaşabilirsiniz