Köşe Yazıları

İstihsân İlkesi Çerçevesinde Para Vakıfları ve Fonksiyonları

Sözlükte durmak, durdurmak, alıkoymak ve tahsis etmek gibi manalara gelen vakıf kelimesi, ıstılahî olarak Ali Himmet Berkî’nin (1882-1976)  ifadesiyle bir malın mülkiyetini kamuya bırakmak suretiyle menfaatini insanların kullanımına sunarak temlik ve temellükten ebediyyen menetmektir. Kurân-ı Kerim’de vakıf kurumu ve hükümleri ile ilgili ayetler mevcut olmamasına rağmen vakfa delalet eden ayetler bulunmaktadır. 

“Sevdiğiniz şeylerden Allah yolunda harcamadıkça iyiliğe asla erişemezsiniz. Her ne harcarsanız Allah onu bilir.” (Âl-i İmrân 3/92.)

“(Mallarınızı) Allah yolunda harcayın. Kendi kendinizi tehlikeye atmayın. İyi ve yararlı işleri en güzel şekilde yapın. Şüphesiz, Allah iyi ve yararlı işleri en güzel şekilde yapanları sever.” (el-Bakara 2/195.)

Bu ve benzeri ayetler vakfa dair deliller sunarken hadis-i şeriflerde ve sahabîlerin uygulamalarında daha net açıklamalar mevcuttur. Hz. Ömer’in Hayber’de kendisine düşen arazisini ne yapması gerektiği hakkında Hz. Peygamber’e (s.a.v) soru sorması üzerine “Dilersen onun aslını (mülkiyetini) elinde tutar, gelirini ise tasadduk edersin.” buyurması ve Hz. Ömer’in o araziyi; satılmaması, hibe edilmemesi ve miras bırakılmaması şartıyla tasadduk etmesi ve bu vakfı; fakirlere, akrabalara, kölelere, Allah yolundakilere, yolculara ve misafirlere tahsis etmesi bunun en açık örneğidir.

Vakfedilen malın türüne göre arsa, ev gibi akar’ın vakfedilmesi icmâ ile sahihtir. Menkul malların vakfedilmesi meselesine gelince, Ebû Hanîfe vakıfta, ebediyet (te’bîd) şartını esas kabul ettiğinden dolayı menkul malların vakfını caiz görmemiştir. Ebû Yûsuf ise gayrimenkul mallara tabi olan menkul malların da vakfedilebileceği görüşündedir. Örneğin bir araziyi sığırları ile birlikte vakfetmek caizdir. Bu konuda Hanefilerin genel görüşü ise menkul malın ya gayrimenkullere bağlı bulunması ya da vakfedilmesi örf haline gelmiş bulunması gerekir. Kitapların vakfedilebilmesi de bu husustan dolayıdır. Şafîiler, Hanbeliler ve Malikilerin çoğunluğuna göre ev eşyası, silah ve hayvan gibi menkul malların vakfı caizdir. Paranın vakfedilmesi meselesine gelince fıkıh külliyatımızda bu konu dirhem ve dinarların vakfedilmesi konusu içerisinde işlenmektedir. Muhammed Hasan eş-Şeybani’ye nisbet edilen “hakkında teamül bulunan her menkulün vakfı caizdir” görüşüne göre dirhem ve dinarlar Rum diyarında ve diğer beldelerde vakfedildiğinden hakkında teamül oluştuğu için caiz olduğu vurgulanmıştır. Para vakıflarının meşruiyetine dayanak teşkil edecek asıl görüş, İmam Züfer’den nakledilen fetvadır. Buna göre İmam Züfer “Bir kimse dirhemleri (nakit para), taam (yiyecekleri) veya veznî (tartılan şeyler) ya da keylî (hacimle ölçülen) şeyleri vakfederse bu caizdir. Kendisine “Bu nasıl olur?” diye sorulduğunda şöyle cevap vermiştir: Dirhemler mudârebe yoluyla işletilir, sonra elde edilen kâr, vakfın amaçlarına harcanır. Keylî veya veznî mallar ise satılır ve bu satıştan meydana gelen gelirler, dirhemler gibi mudarebeye verilir veya bidâ’a yoluyla kullanılır.” İmam Züfer’in bu içtihadından sonra İslam aleminde nakit para, menkul eşya, canlı hayvan ve gayr-i menkul gibi mallar vakfedilebilme imkanı bulmuştur.

Osmanlı fakihleri arasında İmam Muhammed’in görüşü benimsenmiş olsa da paranın menkul mal kapsamına girip giremeyeceği, menkul kabul edilse bile vakfının caiz olup olamayacağı tartışma konusu olmuştur. Para vakfının meşruiyeti hakkında kadim fıkıh külliyatımızda görüşler yer almışsa da bu görüşler daha çok vakfın diğer konuları üzerinde olmuştur. Çünkü para vakıfları bildiğimiz kadarıyla Osmanlı’ya özgü bir kurum olmuş ve gelişmiştir. Dolayısıyla Osmanlı döneminde üst düzey bir tartışma konusu olan para vakıfları, iddia sahiplerinin birbirlerine risaleler yazmasıyla bilimsel bir tartışma hüviyeti kazanmış, görüş sahipleri savundukları fikirleri resmi makamlarca kurumsallaştırmak istemişlerdir.

Konuya ilişkin risale yazarak görüş beyan eden ilk fakih İbn Kemal olmuştur. İbn Kemal yukarıda zikredilen İmam Züfer’in görüşünden hareket etmiş, bu konuda İmam Züfer’in kıyası terk ederek istihsan deliline başvurduğunu, bu sebeple para vakfına cevaz verdiğini savunarak konunun cevazına ilişkin görüş beyan etmiştir. İbn Kemal ile aynı görüşte olan Ebussuûd ise konunun meşruiyetini İmam Muhammed’in “hakkında teamül/örf bulunan her menkulün vakfı caizdir” görüşünden destek alarak açıklar. Çivizâde ve Birgivi ise örfün ancak icma ile gerçekleşeceğini, icmanın müçtehidlerin ittifakı ile meydana geleceğini, müçtehitler döneminde ise konuyla ilgili böyle bir icmanın oluşmadığını söyleyerek para vakfının meşruiyetini kabul etmezler. Her ne kadar bu tartışmalar bilimsel düzeyde devam etse de son tahlilde Ebussuûd Efendi dönemin şeyhülislamı olması sebebiyle resmi otorite olan sultan tarafından da görüşü dikkate alınarak para vakıflarının meşru olduğuna dair fermanla bu kredi sağlama yöntemine yüzyıllar boyunca müracaat edilmiştir. Para vakıfları konusunda tartışılan ve çözülmesi gereken bir diğer problem ise paranın ebedilik özelliğine sahip olup olmaması meselesidir. Çünkü hayvan, silah, elbise gibi menkul mallardan vakfedilmesi durumunda aslı baki kalarak yararlanma imkanı mümkün olsa da paranın vakfedilmesi durumunda ancak mülkten mülke nakli suretiyle yararlanılmaktadır. Bu problemi gören Çivizade ve Birgivi paranın ebedilik vasfını taşımadığını savunmuşlardır. İbn Kemal ve Ebussuud Efendi ise “Paranın mislinin devamı fiziki varlığının da devamı mesabasindedir” şeklindeki kaide ile problemi çözmeye çalışmışlardır.

Para vakıflarının tecviz edilmesinde örfün etkisi büyüktür. Ayrıca insanların bu vakfa olan ihtiyacı da yadırganamayacak kadar önemlidir. Nitekim para vakıfları tefecilerle mücadele etme bağlamında büyük bir rol üstlenmiştir. Ayrıca para vakıfları sayesinde insanlar gayrimenkul vakıflar gibi herkesin sahip olamayacağı imkanlar yerine küçük birikimlerini hayır yolunda vakfederek vakıf sistemi içinde yer alabilmişlerdir. Yine para vakıfları sayesinde kadınlar da bu oluşum içerisinde yer alabilmiştir. 16. yüzyılda düzenlenen vakıf defterlerinde yer alan bilgilere göre, Manisa’da para vakfı kuran 200 kişinin 61’i kadınlardan oluşmaktadır. Ayrıca para vakıfları, nakit ve kredi ihtiyaçlarını karşılama noktasında da büyük bir rol üstlenmektedir. Öte yandan aynı yaşam ve faaliyet alanına sahip olan, birbirine benzer risklere maruz kalan gruplar için para vakıfları bir sosyal güvenlik kurumu olarak da faaliyet göstermiştir. Nitekim yeniçerilerin orta sandıkları, esnaf birliklerinin kendi aralarında kurdukları esnaf sandıkları, mahalle ve köylerde kurulan avârız sandıkları bireylerin kendi aralarında mali olarak sıkıntıya düştüklerinde birbirlerine dayanak olarak sıkıntıya düşen mensuplara veya ailelere yardım edilerek dayanışma içerisinde olunmuş, böylelikle para vakıfları sosyal güvenlik ve işsizlik sigortası gibi fonksiyonlar yüklenmiştir.

Yorum Yaz

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir