Anasayfa Temel Kavramlar Klasik Fıkıhta Deyn Kavramı Nedir?

Klasik Fıkıhta Deyn Kavramı Nedir?

by

Deyn sözlükte, isim olarak “ödünç, satılan malın bedeli (semen) ve hazırda bulunmayan şey” mânalarına gelir. Terim olarak ise en genel anlamıyla “kişinin zimmetinde sabit olan şey” olarak tanımlanmıştır (Aydın, 1994, 266; “Deyn”, 1412/1992, 102; Kara, 2012a, 391).

Bir akdin ortaya çıkabilmesi için konusunun olması gerekmektedir. Normal şartlarda bir akdin konusu ya ‘ayn ya da menfaatlerden oluşabilir. Ancak borç ilişkisi söz konusu olduğunda ‘ayn-menfaat kavramlarının dışında “deyn” kavramı gündeme gelmektedir. Bu nedenle deyn bir varlık olarak kabul edilmiş ve bazı sözleşmelere konu edilmiştir. Çünkü kural olarak herhangi bir sözleşmenin konusu varlık dışında bir şey yani “ma‘dûm” olması kabul edilmemiştir. Bu nedenle deyn “zimmette sabit olan hükmî mal” (Kâsânî, 1406/1986, 5/148, 234; İbnü’l-Hümâm, 1389/1970, 6/492; İbn Nüceym, 1419, 305), “vacip bir fiilin ismi veya bir malın teslim fiili” (Kâsânî, 1406/1986, 5/148, 234, 6/6, 7/196; İbnü’l-Hümâm, 1389/1970, 7/205; Bâbertî, 1389/1970, 7/205; ‘Aynî, 1420/2000, 8/455) yahut “zimmette bulunan şer‘î bir vasıf” (Zeyla‘î, 1314, 4/171; Bâbertî, 1389/1970, 7/239; İbnü’l-Hümâm, 1389/1970, 6/153, 8/436) şeklinde tanımlanmıştır. Bu tanımlar, aslında deynin tesliminden ve kabzından sonra somut şekilde bir ‘ayna dönüşünceye kadarki sürecini tasvir edecek niteliktedir. Bu çerçevede deyn kavramı, somut bir mala/varlığa dönüşünceye kadar zimmette meydana gelmekte ve hukuken kabul edilen bir eşya olarak nitelenmektedir. Gerçek anlamda varlığı olmayan ve “ma‘dûm” olarak nitelenen şeyler akitlere konu olmazken, deyn ise aslında gerçek ve somut bir varlığı olmasa da hukuken hükmî bir mal olarak kabul edilmiş ve akitlere konu edilebilir hale gelmiştir (Hacak, 2007, 145-146).

Deynin ifadan önce “teslim fiili” şeklinde nitelendirilmesi aslında hakiki anlamda bir mal olmadığını göstermektedir. Nitekim Kâsânî (ö. 587/1191), bu anlamda deyni adem/yoklukla ilişkilendirerek deynin hakiki anlamda bir varlık olmadığını, insanların ihtiyaçlarına binaen mal kabul edildiğini ifade etmiştir (Kâsânî, 1406/1986, 7/196). Bu nedenle deyn, bir anlamda mal olarak kabul edilmiş ve aslında onun ileride ifa ile mala dönüşeceğine binaen bu yorum getirilmiştir (İbnü’l-Hümâm, 1389/1970, 7/204-205). Tanımlara bakıldığında deynin somut bir varlığa dönüşmesi ancak borçlunun teslim fiiliyle olacağı için deyn de bu şekilde tanımlanmıştır. Ayrıca teslim fiilinden önceki durumunu göstermek için de hükmî mal kavramı kullanılmıştır. Deyn burada her ne kadar hükmî bir mal olarak kabul edilse de ‘aynlara göre mal oluşu ve mali değeri bakımından daha eksik kabul edilmiştir (İbnü’l-Hümâm, 1389/1970, 6/492).

Deyn kavramını daha iyi anlaşılması için ‘ayn kavramıyla mukayeseli olarak ele almakta fayda vardır. “Mevcut, hazır ve belirlenmiş mal” şeklinde tanımlanan ‘ayn, deyn mukabilinde kullanılan bir kavram olarak karşımıza çıkmaktadır (Karaman, 1991, 257-258). Bu çerçevede ‘ayn kavramı aynî hakların konusunu teşkil eden mal kavramıyla aynı anlama gelmektedir. Burada kıyemî-mislî ayrımı yapılmaksızın bütün malları içine almaktadır. Çünkü aynî hakkın konusu sadece kıyemî mallar değil, mislî mallar da olabilir (Aybakan, 1998, 20-21). Aynı şekilde tüketilmeyen mallar yani kira ve âriyet akitlerine konu olan mallar açısından bakıldığında buradaki akitlerde malların kullanılmasıyla ortaya çıkan yarar için menfaat kavramı kullanılmış olup; bunun mukabilinde ‘ayn kavramı kullanılmıştır (Aybakan, 1998, 21-22; Karaman, 1991, 257-258). Bu şekilde yapılan tanımların mala ilişkin olarak ele alındığını söylemek mümkündür.

Hanefî mezhebinde mallar; altın ve gümüş gibi para türünden mallar, kıyemî mallar ve mislî mallar biçiminde üçe ayrılmaktadır. Para türünden mallar, zimmette bulunmaya yani deyn olmaya elverişli nitelikte olup kabzla taayyün eden mallardır. Kıyemî mallar deyn olmaya elverişli olmayıp tayin ile taayyün eden mallardır. Mislî mallar ise deyn olmaya yani zimmette bulunmaya elverişli oldukları halde kimi durumlarda tayinle, kimi durumlarda ise kabzla taayyün eden mallardır (Yerlikaya, 2022a, 293). Bunun neticesinde de akitte mebî‘-semen ayrımı yapılmaktadır.

‘Ayn ve deynin bu anlamda kullanımına bağlı olarak bey‘ akdinin dörtlü şekilde tasnifine gidilmiştir. Bu tasnife göre; ilki bey‘u’l-‘ayn bi’l-‘ayn. Yani bir kişinin bir eşyayı başka bir eşya karşılığında satmasıdır. Örnek olarak kişinin köle karşılığında elbiseyi değişmesi verilmiştir. Buna literatürde mukâyaza denmektedir. İkincisi; bey‘u’l-‘ayn bi’d-deyn. Kişinin bir eşyayı mutlak semen karşılığında satmasıdır. Yani kişinin bir eşyayı rayiç olan fels, yahut mekîl, mevzun ve adediyyât-ı mütekâribe kapsamındaki mislî mallar karşılığında yani deyn karşılığında satmasıdır. Üçüncüsü; bey‘u’d-deyn bi’d-deyn. Burada ise mutlak olan semen ile yine mutlak olan semenin değiştirilmesi söz konusu olup dirhem ve dinarların birbiriyle değişimi örnek olarak verilmiştir. Bu tür yapılan akit sarf akdi olarak isimlendirilmiştir. Dördüncüsü ise; bey‘u’d-deyn bi’l-‘ayn. Bu akit türü de selem olarak isimlendirilmiştir. Selemde yer alan müslemun fîh burada deyn kapsamındadır ve ra’sü’l-mâl ise hem ‘ayn hem de deyn kapsamında olabilir. Bu çerçevede ra’sü’l-mâlin kabzı şart koşularak ‘ayn konumuna getirilmiş olmaktadır (Kâsânî, 1406/1986, 5/134; Zeyla‘î, 1314, 4/2; ‘Aynî, 1420/2000, 8/3; İbnü’l-Hümâm, 1389/1970, 6/247; Hammâd, 1411/1990, 10-11).

‘Ayn-deyn ayrımının gündeme geldiği ve kullanıldığı en önemli nokta aslında borç ilişkisinin olduğu yerlerdir. Taraflar arasında bir borç ilişkisi oluştuğunda deyn kavramı gündeme gelmektedir ve ‘ayn kavramıyla karşılıklı olarak kullanılmaktadır. Yukarıda yapılan akit tasnifinde ‘ayn-deyn kavramları mala ilişkin bir ayrımla kullanılmakta olup, kabza kadarki süreci tasvir etmek üzere kullanılmaktadır. Ancak borç ilişkisi söz konusu olduğunda gündeme gelen ‘ayn-deyn kavramlarında ‘ayn; aynî hakkın konusu olacak nitelikteki malları kapsamaktadır. Yani kıyemî mallar ile fert olarak belirlenmiş mislî malları temsil etmektedir (Aybakan, 1998, 22). Borç ilişkisinde cins olarak belirlenmiş mislî mallar ise deyn olarak kabul edilmektedir. Buna göre borcun dış âlemde taalluk edeceği somut bir mal yani ‘ayn bulamayınca, zimmete taalluk ederek konusuz kalması engellenmektedir (Aybakan, 1998, 22). Bu çerçevede dar anlamda deyn “kişinin zimmetinde başka bir şeyin bedeli olarak sabit olan şeyi” ifade etmektedir (Lâhim, 1433/2012, 55; Aydın, 1994, 267). Burada deyni doğuran sebebi dikkate alarak Hanefî mezhebi deyni “akit veya itlaftan doğan ve zimmette sabit olan şey” şeklinde daha dar kapsamda tanımlarken (İbn Âbidîn, 1386/1966, 5/157; Aydın, 1994, 267); Mâlikî, Şâfiî ve Hanbelî mezhepleri, deyni doğuran sebebi önemsemeden genel olarak “zimmette sabit olan her şey” olarak tanımlamışlardır (Aydın, 1994, 267; Hammâd, 1411/1990, 16-18).

Alacağın yani deynin satımı (bey‘u’d-deyn) konusuyla kastedilen deyn “önceden borç ilişkisi çerçevesinde doğmuş ve borçlunun zimmetine taalluk etmiş şey” olarak düşünülmeli ve yukarıda mala ilişkin olarak ‘ayn-deyn ayrımında yer alan ve akitlerin bu çerçevede dörtlü şekilde tasnif edildiği anlamdaki deyn kavramı düşünülmemelidir. Yani bey‘u’d-deyn ifadesinde deyn kavramı, yapılan yeni bir akitle oluşacak olan deyni değil, daha önceden akit veya itlaf sebebiyle zimmette sabit olan bir alacağı (deyni) temsil etmekte olup; bey‘u’d-deyn ifadesi ise bu şekilde oluşan bir alacağın (deynin) yeniden bir satım akdine konu edilmesini ifade etmektedir. Uygulanma yöntem ve şeklini anlattığımız vefa sözleşmesinin katılım bankalarındaki uygulanışının bu çerçevede işlemesine binaen konu yukarıda ifade ettiğimiz “bey‘u’-deyn” açısından ele alınacaktır. Ayrıca çalışmamızda bey‘u‘d-deyn ifadesiyle, önceden zimmette oluşan bir alacağın peşin bir mal veya bedel karşılığında satımı kastedilmektedir. Bu çerçevede daha çok Mâliki mezhebinde gördüğümüz önceden zimmette oluşan bir alacağın yine aynı borçlunun zimmetinde vasıf ve miktar bakımından farklı bir alacağa dönüştürülmesi anlamındaki “feshu’d-deyn bi’ddeyn” ile, her iki bedelin zimmette sabit olacak şekilde satılması anlamındaki “ibtidâü’d-deyn bi’d-deyn” ile karıştırılmaması gerekir (Kara, 2012b, 67, 82).

Serdar Özalp

***

Kaynak: IJISEF

Benzer Yazılar

Görüşlerinizi Paylaşabilirsiniz

    Mail Bültenimize Abone Olun