Anasayfa Araştırma Katılım Bankacılığı Reel Sektör İlişkisi

Katılım Bankacılığı Reel Sektör İlişkisi

by
Hasan Altundağ

Katılım Bankacılığı Sisteminin genelde ekonomiye özelde ise reel sektöre katkısını ana hatları ile anlatmaya başlamadan önce sisteme yönelik bir algıyı düzeltmek gerekir. Katılım Bankacılığı çoğunlukla faizsiz bankacılık olarak izah edilir ve bu şekilde adlandırılır. Sistemin genel işleyişi ve davranış modeli dikkate alındığında bu adlandırma sisteme karşı ciddi bir haksızlığa işaret eder. Çünkü Katılım Bankacılığı faaliyetleri İslam’ın ekonomik esasları dikkate alınarak yapılmaktadır. Bu nedenle hiçbir gerekçeyle sadece faiz yasağına indirgenemez. Faiz yasağı yanında haramdan kaçınma, sözleşmeye bağlılık, dürüst ve adaletli iş yapma, aşırı risk ve spekülasyondan kaçınma, karşılıklı rıza, belirsizlikten kaçınma, vb gibi çok sayıda kural, bu sistemin esasları arasındadır. Bu esaslar doğrultusunda yapılan faaliyetler reel sektör nezdinde katılım bankacılığını farklı bir konuma oturtmaktadır. Klasik bir banka müşteri ilişkisi yerine güvene ve paylaşıma dayalı bir ortaklık ilişkisi söz konusu olmaktadır.

Katılım Bankacılığını, genel yapısı ve işleyişi gereği reel sektörden bağımsız düşünmek mümkün değildir. Katılım Bankaları sektörle birlikte kar ve zarar eden birer ortak gibidir. Bu yönüyle bakıldığında Katılım Bankaları reel kesime dışarıdan sadece fon desteği veren birer kurum konumunda olmayıp bizzat sektörde faaliyet gösteren birer oyuncu konumundadır.
Konvansiyonel bankacılık sisteminde, krediyi vereni ilgilendiren en önemli husus, kredi karşılığında elde edeceği faiz ve bu krediyi verirken dönüşünü sağlayabilecek bir teminatın alınmasıdır. Krediyi kullananın kâr mı, zarar mı edeceği bankayı pek ilgilendirmez. Katılım bankacılığında ise; fon kullanan ve kullandıran arasında bir kader birliği mevcuttur. Bu yüzden sistem fon kullananı kârlı çalışmaya zorlar ve gerektiğinde kârı artırmak için yeni finansal destekler ve yöntemler sunar.

Katılım bankalarının bankacılık sektöründe bir seçenek olması, mevcut sistemi tamamlayıcı özelliği, ekonomiye ve özellikle reel kesime katkısı, finansal sisteme getirdiği çeşitlilik, derinlik ve güvenilirlik, bu bankacılığın son yıllarda hem dünyada hem de Türkiye’de popüler olmasına neden olmuştur.

Katılım bankalarının reel sektöre etkilerini şu şekilde sıralamak mümkündür:

Atıl Fonların Ekonomiye Kazandırılması:

Tasarrufların yatırıma dönüşmesi ülke ekonomilerinin gelişmesini doğrudan etkilemektedir. Türkiye gibi gelişmekte olan ekonomilerin tasarruf oranlarının düşüklüğü önemli bir sorundur. Türkiye’de dini inançlarından dolayı klasik bankalara mevduat yatırmayan ciddi bir potansiyelin olduğu sır değildir. Katılım bankalarının özellikle faiz sistemi dışında kalmak isteyen ve bu nedenle finans sistemi dışında kalan tasarrufları, İslami esaslara göre bankacılık prensipleri çerçevesinde sisteme dâhil ederler. Bu tasarrufların bir kısmının ekonomiye kazandırılması, tasarruf açığı yaşayan ülkemiz ekonomisi ve reel sektörü için hayati öneme haizdir. Çünkü atıl kaynaklar ekonomiye ne kadar çok aktarılırsa, büyüme ve gelişme o kadar hızlı olur.

Topluma Zararlı Faaliyetlere Aracılık Edilmemesi:

Katılım bankalarının genel ahlak kurallarına aykırı, topluma zarar verici faaliyette bulunan işletmelerle iş yapmaları, bu işletmelerin işlemlerini finanse etmeleri mümkün değildir.
Sistemin temelinde yer alan husus finansal işlemlerin reel ekonomik aktiviteye bağlı olmasını şart koşmak ve reel ekonomi de olsa, hukuki de olsa alkol, fuhuş, silah, kumar gibi topluma zararlı sektörlerde yatırım yapılmasını yasaklamaktır. Oysa geleneksel bankaların böyle bir kaygısı yoktur.
Katılım bankalarının çalışma şekli hem kaynakların etkin kullanımını sağlamakta, hem de müşterilerini zararlı faaliyetlere karşı korumaktadır.
Katılım bankaları prensipleri gereği, finans desteğinin mutlaka bir proje veya ekipman tedariki karşılığında kullandırılması ve bedelin, müşteriye mal ve hizmet temin eden satıcıya ödenmesi, hem bu desteğin veriliş amacı dışında kullanımını önlemekte, hem de verilen finans desteğinin ve firmanın kontrolünü kolaylaştırmaktadır.

Kayıt Dışı Ekonomiyi Engelleyici Etkisi:

Türkiye ekonomisinin baş etmeye çalıştığı en önemli sorunlarından birisi olan kayıt dışı ekonomi ve kayıt dışı ekonomiden kaynaklanan vergi kaybıdır.
Katılım Bankaları çalışma yöntemleri gereği fon kullandırırken gerçek ekonomik faaliyetleri finanse etmektedirler. Kredinin, kredi kullanan firma yerine mal tedarik edilen satıcılara ödenmesi nedeniyle veriliş amacı dışında, riskli, spekülatif, verimsiz ve kayıt dışı işlerde kullanımı önlenmektedir.
Katılım bankalarının yaygınlaşması ve sağladıkları finansman tutarının artması kayıt dışı ekonominin küçülmesini sağlayacaktır.
Katılım bankalarından kullanılan fon oranı arttığı takdirde kredi talep edenler bu kurumların prensiplerine uygun hareket etmek zorunda kalacaklarından, faturasız veya kayıt dışı işlem yapamayacak, devlet katılım bankalarının işlemleri sonucu daha fazla vergi geliri elde edebilecektir.

Kredilerin Geri Çağrılmaması:

Katılım bankaları kriz dönemlerinde diğer konvansiyonel bankaların yaptıkları uygulamalardan farklı olarak kredileri geri çağırma işlemleri yapmamaktadırlar. Bu durum da ülke istihdamının %90’nını oluşturan küçük ve orta büyüklükteki işletmeleri kriz dönemlerinde risklerden korunmasını sağlamaktadır.

Maliyetlerin Önceden Bilinmesi ve Değiştirilmemesi:

Katılım bankalarının nakdi fonlamalarında taksit planı ticaret işleminin başında belirlenmektedir. Bu nedenle kredinin maliyeti firma için kredi kullanımı başında belirlenir bu durum krediyi kullanan firmaya kredi maliyetinin baştan bilinmesinden ötürü belirsizliklerin ortaya çıkmasını engellemiş olur. Katılım bankalarında kredi kullanımı yapıldıktan sonra maliyet değişimi söz konusu değildir. Merkez bankasının uygulamış olduğu faiz oranlarındaki artırım ya da azaltma yapması, ülke içindeki siyasal gelişmeler sonucu ekonomi verilerinde yaşanan dalgalanma kredinin maliyeti yukarı yönlü ya da aşağı yönlü etkilemez. Kredinin maliyeti her koşulda sabit kalacaktır.
Bu iki husus ekonominin iyi zamanlarında unutulan, fakat kötü zamanlarında Katılım Bankalarının kıymetinin anlaşılmasını sağlayan çok önemli hususlardır. Ülkemizde özellikle kriz dönemlerinde irili ufaklı birçok firmanın bu nedenle sıkıntı yaşadığı, hatta iflas ettiği göz önüne alındığında Katılım Bankası müşterilerinin bu riskten korunuyor oluşunun önemi daha iyi kavranacaktır.

Krizlerden Etkilenme Düzeyinin Daha Az Olması:

Temel olarak katılım bankacılığının sunduğu ürünler, öncelikle arzı yani üretimi teşvik etmeye yöneliktir. Aksine geleneksel bankacılığın finansman yöntemleri ise önceden talep yaratarak, genellikle arz ve talep arasındaki dengesizlik sürecini beslemektedir. Bu da çeşitli şekillerde ortaya çıkan ekonomik buhranlara, finansal krizlere yol açmaktadır. Finans sistemlerinin şeffaf bir yapıya sahip olmaması; yüksek oranlı kaldıraçlı işlemlere izin vermesi ve bunların düzenlenme, denetlenme eksikliği ve yetersizliği gibi liberal ekonomi gerçekleri klasik finans sistemlerinin temel özellikleridir. Bu özellikler de, hem finansal sistemde hem de reel ekonomide telafisi zor olan sorunlara neden olmaktadır. Çünkü finansal sistemin kurgusundaki bu eksikliklere ilave olarak, uzunca bir süre küresel ölçekte aşırı gevşek para politikalarının uygulanması; finansal mühendisliğin yarattığı yüksek riskli ürünlerin bu sürece destek vermesi; ulusal ve uluslararası ölçekte finansal sistemlerde alınan risklerin yönetilememesi gibi durumlar yaşanmıştır.
Katılım bankacılığı, öncelikle İslam Dininin gereği olarak talep edildiği için ortaya çıksa da; yaşanan finansal krizlerin nedeni olarak görülen geleneksel finansal sistemi ikame etme amaçlı olarak da giderek önem kazanmaktadır. Çünkü temel olarak katılım bankacılığının sunduğu ürünler, verdiği finansmanlar öncelikle üretimi teşvik etme yani reel bir varlığa yatırım yapılmasına yöneliktir. Aksine geleneksel bankacılığın finansman yöntemleri ise önceden talep yaratma, tüketimi artırma şeklindeki bir süreci beslemektedir.
Faizsiz bankacılık, 2008 küresel finans krizinin başlamasının ardından daha dikkat çekici duruma gelmiştir. Zira bu kuruluşlar, konvansiyonel bankalar gibi sorunlu varlık (troubled asset/toksik) bulundurmazlar. 2008 küresel krizi, finans sektörünün reel sektörden koparak 5–6 kat büyüklüğünde balon oluşturmasından ve bu balonun içinde sorunlu varlıkların birikmesinden kaynaklanmıştır. Hâlbuki faizsiz bankacılık bundan uzaktır.  Ayrıca riski yüksek olan finansal işlemlere ve spekülasyona izin verilmez.
Bu nedenlerden dolayı Hıristiyan dünyasının en radikal kolu olan Katoliklerin merkezi konumundaki Vatikan tarafından bile krizden çıkış yolu olarak, krizden fazla etkilenmeyen faizsiz bankacılık (İslami bankacılık) sistemi önerilmiştir.

Fon Sağlayarak Reel Ekonominin Gelişmesine Katkı Sağlama:

Türk Finans Sistemi içerisinde katılım bankaları eşitliği ve derinliği artıran kurumlar arasından yer almıştır. Bunun yanı sıra esnek fon toplama yöntemleri ve ticarete dayalı finansman sağlamasıyla kendi arzını artırarak, cari kredi faizlerini indirici bir rol üstlenmektedir. Bu nedenle, ekonomide yatırım hacminin artmasını sağlayarak, üretilen mal ve hizmet değerini yani milli geliri yükseltmektedir.
Reel sektörün üretim ve hizmet alanındaki başarısı ülke ekonomisinin büyümesi üzerinde lokomotif rol oynamaktadır. Ülke ekonomilerinin sağlıklı bir şekilde büyüyebilmeleri için eldeki kaynaklarını en uygun ve en verimli şekilde kullanılabilmesi, bunun için ise reel sektörün desteklenmesi gerekliliği ekonomi açısından oldukça önemlidir.
Katılım Bankaları’nın uygulamaları tamamen reel sektörün ihtiyaçlarına yönelik olmuştur. Katılım Bankaları, çalışma prensipleri gereği Devlet iç Borçlanma Senetleri gibi sabit getirili, faizli plasmanlarla işlem yapmamaktadırlar.
Dolayısıyla topladıkları fonların büyük bir kısmı reel sektöre plase edilmektedir.

Yabancı Kaynak Transferi Sağlanması:
Katılım bankacılığı sisteminin Türkiye’de aktif olarak faaliyet göstermesi ülkenin Müslüman ülkelerle olan bağlantılarının gelişmesine yol açmıştır.
Türkiye’de sermaye birikiminin düşük ve getirilerin yüksek olması nedeniyle özellikle Körfez ülkelerindeki paraların katılım bankaları aracılığı ile Türkiye’ye getirilmesi her iki taraf için de fayda sağlamaktadır.
Petrol İhracatçısı İslam ülkelerinde 1974 yılından beri biriken fonların sermaye ve Yurtdışı Cari Hesaplar yoluyla ülkemize çekilmesi, 1980 yılında başlatılan dışa açılma politikalarına uyum sağlayarak tarihi ve manevi bağlarımız bulunan İslam ülkeleri ile finansal ve ekonomik ilişkilerin güçlendirilmesi bu ülkelerden sağlanan fon miktarını artırmaktadır. Bu durum reel sektöre aktarılacak kaynak tutarını artırmakta, daha uygun maliyetlerde fona erişimlerini sağlamaktadır.
Türkiye’de faaliyete geçen ilk faizsiz finans kuruluşları özellikle körfez ülkelerinden gelen yabacı yatırımcılar tarafından kurulmuştur.
Katılım bankaları yabancı sermayenin ülkemize gelmesinde önemli bir köprü vazifesi üstlenmişlerdir. Sağlanan kaynak, sermaye hareketi ve sıcak ilişkiler ile Katılım Bankaları sayesinde Türkiye’nin dış ticaret hacmi büyümekte ve ekonomik şartlar daha iyi hale gelmektedir.

Kaynakların Etkin Kullanımı:
Katılım bankalarının topladıkları fonlar proje bazında kullandırıldığından, proje esasına dayanmayan fon talepleri cevap bulamamakta, dolayısıyla kaynaklar daha verimli ve etkin kullanılmaktadır. Katılım bankaları faturalandırılabilen mal ve hizmet alımlarını taksitlendirme yoluyla finanse ettiğinden firmaların finansman sistemlerini disipline eder. Diğer konvansiyonel bankalarda sıkça kullandırılan borçlu cari hesap kredili mevduat hesabı ve türev faizli kredilendirme tekniklerinde herhangi bir faturaya dayandırılmadan müşteriler kredilendirilir. Bu durumda firmanın kullandığı kredinin kullanım alanı konusunda serbesti tanımaktadır. Firmalar, bankadan elde ettiği finansmanı serbestçe harcayabilmekte amacı dışında yerlere aktarabilmektedir.

Sosyal Barış, Ekonomik Adalet ve Gelir Dağılımına Katkı:
Sosyal barış ortamının oluşturulması ekonomik adaletin sağlanmasıyla mümkündür. İşte bu noktada zengin ve fakir arasındaki ekonomik adaletsizliğin ortadan kaldırılmasında faizsiz sistemle çalışan bankalar önem kazanmaktadır. Faizsiz bankacılık ya da faizsiz sistem servet sahiplerinin faiz vasıtasıyla servetlerine servet katması yolunu kapatmakta faydalı olacak bir kurum olarak ortaya çıkmıştır.
Faizsiz bankacılık, sermayenin reel ekonomi çerçevesinde değerlendirilmesi neticesinde istihdam alanları açmakta üretim faktörlerini harekete geçirmektedir. Böylelikle toplum hayatı içerisinde zengin ve fakir arasındaki adaletsizliği gidermede rol oynamaktadır. Buradan da anlıyoruz ki sosyal barış, toplumsal bütünlük, güçlü bir ekonomi kazanma noktasında katılım bankalarının varlığı
güçlü bir alternatiftir.
Katılım bankalarının mevduat bankalarına göre en önemli farklarından biri müşteri portföyü olarak değerlendirilebilir. Mevduat bankalarının dini hassasiyeti yüksek kitleye hitap etmemesi, daha doğrusu bu kitle tarafından benimsenmemesine karşılık, katılım bankaları herkesle çalışabilmektedir.
Dolayısıyla katılım bankacılığı her kesime hitap eden bir bankacılık modelidir.

KOBİ’leri Destekleyerek Gelir Dağılımı ve Ekonomik İstikrara Katkı:
Sürekli reel sektörün içerisinde yer alan katılım bankaları, özellikle KOBİ’lerde önemli deneyimler kazanmışlardır. Dolayısıyla geleneksel bankalara göre daha deneyimli bir pozisyonu vardır. Bu da rekabette üstünlük sağlamaktadır. Katılım bankalarının portföyüne bakıldığında toplam kullandırımların % 33’ü KOBİ’lerin finansmanına yönelik olduğu görülmektedir. Bu oran konvansiyonel bankalarda % 24 seviyesindedir.
Bu pencereden baktığımızda katılım bankalarının hem bir alternatif, hem tamamlayıcı ve hem de rekabet gücü kazandırma özelliği kendiliğinden ortaya çıkmaktadır.  Çünkü geleneksel bankalar büyük sermayeyi desteklerken, katılım bankaları nisbi olarak “küçük ve orta ölçekli” olan işletmeleri destekleyerek bu kesimin ekonomiye katılmasına aracılık etmektedir. Ayrıca KOBİ’lere destek olarak onlara rekabet gücü kazandırmaktadır.
KOBİ’lerin desteklenmesi sermayenin tabana yayılmasına katkı sağlamaktadır. Zira büyük işletmeler bankalardan kredi alma ve geri ödeme imkânlarına sahiptir. Dolayısıyla bu işletmeler için bankalardan kredi almak cazip olabilmektedir. Bunun doğal sonucu ise büyük işletmelerin daha da büyümesi ve hatta küçük ya da orta büyüklükteki işletmelerin büyümesini engellemeleridir. Çünkü daha da büyüyen işletmeler rekabet üstünlüğü elde etmekte, bunun sonucu olarak da küçük ya da orta büyüklükteki işletmeler rekabet edememenin sonucu olarak piyasadan çekilmek durumunda kalmakta ya da mevcut durumunu muhafaza etmenin derdine düşmektedir.

İstihdama Katkı Sağlama:
Katılım bankalarının reel sektöre sağladıkları katkılar sayesinde yeni yatırımları desteklemekte, bu durum istihdamı artırıcı faaliyetlerin gelişmesini sağlamaktadır. İstihdam alanlarının genişlemesi ve sağlıklı bir şekilde ayakta durabilmesi için kullandırdıkları fonlar ile direkt ya da dolaylı imkanlar sağlamak suretiyle katılım bankaları istihdamı artırıcı katkılar gerçekleştirmektedirler.
Türkiye’de faaliyette bulunan katılım bankaları, yıllar itibariyle şube sayısını arttırarak, istihdam ettikleri personel sayıları ile istihdama olumlu yönde katkı sağlamaktadırlar.

Yeni Müşteriler ve Yeni Finansman Metotları:

Katılım Bankaları, faize duyarlı ve klasik bankalara mesafeli önemli fon sahipleri ve kullanıcılarını müşteri olarak sektöre kazandırmıştır. Katılım Bankaları tarafından faizsiz anlayış çerçevesinde fonların toplanması ve kullandırılması, yeni finans metotlarını bankacılık sektörüne kazandırmıştır.

KrediFKolaylığı:

Katılım bankalarından alınan fonlar, proje bazlı olarak taksitlendirildiğinden firmalar tarafından takibi daha kolaydır. Bilanço dönemlerinde ilgili mali tablolara yansıtılması açısından daha az bir operasyonel yük yüklenmiş olurlar.

Takip Sürecinde Daha Etik Davranmaları:

Katılım bankaları, kredi geri ödemelerinde sıkıntı yaşandığında ve kredinin takibe atılmasını gerektirecek durumlarda, reel sektörü fonlama işlemi yapmalarından dolayı, diğer bankalara nazaran müşterilerine daha etik davranarak gerek kredinin yapılandırılması ve gerekse de kredinin takibe atılma sürecinde daha etik davranmaktadırlar. Katılım bankaları, İslami bankacılık prensiplerine uygun olarak hareket etme çabası içinde olduklarından, amansızca rekabet eden ve bu sebepten ötürü insani değerleri bir yana bırakan konvansiyonel bankalara nazaran, sektörde daha insani olarak anılmaktadır.

 

Kaynak: Albaraka

Benzer Yazılar

Görüşlerinizi Paylaşabilirsiniz