Anasayfa Tartışma 2020: Eşitsiz Bir Dünya

2020: Eşitsiz Bir Dünya

by

Bugünün ekonomik modelleri dünyayı hayal kırıklığına uğratarak kusurlu, cinsiyetçi, eşitsiz ve adaletsiz sonuçlar üretiyor. Neoliberal politikalar ve kontrolsüz kapitalizm demokratik yönetimi zayıflatarak ve gücü birkaç kişinin elinde toplamış durumda. Bu durum sıradan insanların özellikle,  fakir ve  toplum içerisinde en marjinalleşmiş kesimleri zarara uğratıyor.

  Özellikle ikinci dünya savaşından sonra ortaya çıkan büyüme merkezli kalkınma kavramıyla birlikte dünya çapında ekonomiler GSYİH büyüme oranına, ulusal kalkınmanın diğer yönlerinden daha fazla değer verdiler. Fakat 2020’de insanlığın neredeyse yarısı yoksulluk sınırının altında yaşıyor, günde beş dolarla hayatta kalmaya çalışıyor. Yalnız ekonomik büyüme, yoksulluğu yenmek için yeterli değildir. Ülkede halkın refahının sağlanması için, gelişmişlik ölçütünün büyüme merkezli değil insan merkezli anlayışın hakim olması gerekmektedir.

 Doğal kaynakları tüketmeden doğa ile uyum içerisinde hareket edebilmeyi, sürdürülebilir kalkınma anlayışını yerleştirmemiz gerekiyor çünkü gezegenimizi sonsuza dek değiştiren iklim krizi, giderek artan sayıda insanı zorlamaya başladı. Bu durum milyonlarca kişinin geçim kaybı yaşaması, ekosistemin bozulması ve refahın azalması anlamına geliyor. Özellikle bu durumun meydana gelmesinde en az mesul olan ülkeler, en çok etkilenecek ülkelerdir. 

 Hızla genişleyen şehirler, düzensiz işgücü piyasaları ve artan kırsal-kentsel bölünme aşağı doğru bir yoksulluk ve adaletsizlik sarmalında milyonlarca insanı tuzağa düşürdü. Birçok ülkede, zengin ve seçkin şirketler, insanlar siyaseti, medyayı, eğitim kurumlarını ve daha fazlasını ele geçirdi. Artan özelleştirmeyle birlikte su, sağlık ve eğitim gibi sektörlerin temel hizmetlere eşit erişimi zayıflattığı görülmektedir.

 Ataerkillik ve diğer baskı biçimleri birbirlerini güçlendirdi ve ayrımcı güç ilişkilerini sürdürdü. Ataerkil politikalar ve sömürü sadece dışlanmaya yol açmaz. Bunun yanında genellikle kadınları ve mültecileri, göçmenleri; eğitimsiz, düşük, yetersiz  insan olarak marjinalleştirirler. Sonuç olarak, bu gruplar sürekli hayatla mücadele etmeye çalışır. Temel sahip oldukları ekonomik, sosyal ve politik haklarını alamazlar. Yoksulluk içinde yaşarlar ve kendileri için daha iyi bir yaşam kuramazlar.

Toplumlar giderek daha fazla bölünüyor. Bireyler, gruplar arasındaki eşitsizlikler artıyor.  Kıt kaynaklar üzerinde rekabet ve çevresel veya ekonomik kırılganlıkla birlikte sosyal gerilimler daha da kötüleşiyor.

Yoksulluk ve adaletsizliğin temel nedenleri birbirine bağlıdır. Uluslararası, kurumlar ve insan haklarına ilişkin uluslararası normlar, barış ve güvenliği sağlamakla sorumludur. Fakat günümüzde bu kurumlar bunu başaramıyor aksine daha da zarar vermektedir.

 Birçok insan başka bir yerde daha iyi bir gelecek umuduyla hayatlarını tehlikeye atarak, evlerinden ayrılmak zorunda kalıyor. İnsanları temel haklarından mahrum bırakan eşitsizliğe son verip, eşitsizlik ve adaletsizlikten uzak onurlu bir yaşam, hepimiz için bilinçli bir seçenektir.

 

Kaynak: Oxfam

Benzer Yazılar

Görüşlerinizi Paylaşabilirsiniz