Anasayfa Köşe Yazıları Neo-Klasik Ekonomi Olmalı Mı, Olmamalı Mı Ya Da Ne Kadar Olmalı?

Neo-Klasik Ekonomi Olmalı Mı, Olmamalı Mı Ya Da Ne Kadar Olmalı?

by

Zeyneb Hafsa Orhan 

Buraya kadar olan ilk üç yazıda kısaca günümüzdeki hakim ekonomik öğreti olan ve bir meta ideoloji olarak adlandırılabilecek neo-klasik ekonomiden, temel özelliklerinden ve aksaklıklarından bahsettik.

Artık şunu sorabiliriz: Bütün bu problemlere ve eleştirilere karşı ne yapılmalıdır? Bu sorunun iki temel cevabı vardır ki taraftarlarını da iki gruba ayırmaktadır. Bir yanda, kökleri bilimin, klasik ekonominin gelişimine dayalı bu teoriyi tümden ya da kökten, temelden değiştirmeme yönünde görüş bildirenler bulunmaktadır. Bu gruba pek çok kişiyi ve görüşü yerleştirmek mümkündür; Nobel iktisat ödüllü Amartya Sen (1933-), bir başka Nobel iktisat ödüllü isim olan Paul Krugman (1953-) ve Dani Rodrik gibi. Bugün için neo-klasiğe yönelik ciddi eleştiriler ortaya koyan heterodoksları bile bu gruba dahil etmek mümkündür kanısındayım zira onların neticede neo-klasik temellerle bir kavgası yoktur. Örneğin Rodrik (2016), İktisadı Anlamak adlı kitabında iktisadı doğa bilimleri gibi olmasa da bir bilim yapan şeyin model olduğunu dile getiriyor. Neo-klasik iktisada dair eleştirilerle tabiri caizse orta yolu bulma noktası olarak da özellikle modellemeye odaklanıyor. Ona göre iktisatçıların dikkat etmesi gereken, modellerin genel geçer kanunlar gibi algılanmayıp dinamik olduklarını ve belirli şart ve koşullar için geliştirildiklerini unutmamaktadır.

Öte yanda ise neo-klasik ekonomiyi daha temelden eleştiren ve dolayısıyla daha radikal görüşlere sahip olanlar vardır; metodoloji bağlamında eleştirel olan David Colander (1947-) ve Frank Ackerman (1946-2019) gibi, ya da iktisat sosyolojisi bağlamında eleştirel görüşler dile getiren Jens Beckert (1967-), Richard Swedberg (1948-) ve Milan Zafirovski (1958-) de bu gruba eklenebilir. Örneğin Zafirovski (2002), neo-klasik ekonomideki rasyonel tercih teorisi manifestosu ya da örtük ekonomik emperyalizm için güçlü teorik gerekçeler/mantıklı izah eksikliği olduğundan yakınmaktadır. Neticede ise bu ikinci gruptakilere karşı anaakım ekol tarafından tabiri caizse yıldırıcı (istedikleri yerde çalışmama, iyi yerlerde yayın kabulü alamama gibi) mahalle baskıları mevcut olabilmektedir ve dolayısıyla bunlar kendi yayın süreçlerini ve organlarını ayrıştırmak zorunda kalmaktadırlar.

Toparlayacak olursak, neo-klasik ekonominin teori ve pratikteki problemlerine karşılık tam bir savunma içerisinde olan grubu hariç tutacak olursak eleştirileri daha ufak ve ayrıntı boyutunda tutanlarla daha derinden eleştiri yapanlar olmak üzere iki ayrı gruptan bahsetmek mümkündür. İşte bu noktada bizi ilgilendiren asıl sorumuza gelelim: Bugün “İslam ekonomisi/iktisadı” olarak adlandırılan yapı bu denklemde tam olarak nereye denk gelmektedir? Bu konuya gelecek yazıda değinmeye başlayacağım ancak yine de başlangıç olarak şunu söylemekte fayda vardır; İslam ekonomisi, yukarıda bahsi geçen iki gruptan da farklı bir noktada durmaktadır ya da durması beklenmektedir. Fakat bu, bu iki gruptaki görüşlerden yararlanamayacağı anlamına da gelmemektedir.

Kaynakça

Zafirovski, M. (2002). The rational choice generalization of neoclassical economics reconsidered: any theoretical legitimation for economic imperialism?, Sociological Theory, Cilt 18, No. 3, pp. 448-471.

Benzer Yazılar

Görüşlerinizi Paylaşabilirsiniz