Köşe Yazıları

Yapay Zeka Çıktı Mertlik Bozuldu mu?: Akademinin ve Özelde İslam İktisadının Durumu

İstesek de istemesek de yapay zeka bir süredir çeşitli derecelerde hayatımızın değişik alanlarında boy gösteriyor. Öncelikle nedir bu yapay zeka? Yapay zeka ya da İngilizcesiyle artificial intelligence (AI) “hesaplama sistemlerinin öğrenme, akıl, problem çözme, algılama ve karar verme gibi tipik olarak insan zekasıyla ilişkilendirilen görevleri yerine getirme yeteneğidir.” Yapay zekanın gündemde olması, ilk yapay zeka programlarının ortaya çıkmasıyla hemen pandemi sonrasında (2022) başlıyor. Peki yapay zeka özellikle nerelerde, nasıl karşımıza çıkıyor? Sesli asistanlar, navigasyon, yüz tanıma, sosyal platformlardaki öneri sistemleri, metin ve görsel üretimi, çeviri, pazarlama, akıllı ev aletleri, ve benzeri gündelik hayatta en yaygın olanları diyebiliriz. Akademisyenler için ise yapay zeka temelde şunlarda kullanılabiliyor: literatür taraması ve özetleme, akademik yazım ve düzenleme, veri analizi ve modelleme, kişiselleştirilmiş öğrenme, ders materyali hazırlama, ölçme ve değerlendirme, içerik üretimi, akademik danışmanlık ve benzeri. 

Hayattaki pek çok şey tek taraflı etkiye sahip olmuyor. Bilakis bir yandan olumlu, bir yandan olumsuz etki etme ihtimaline sahip çok şey var ama herhalde teknoloji, dijitalleşme ve özelde yapay zeka, olumsuz etkilerinin en az olumlu etkileri kadar konuşulup ele alındığı şeylerin başında geliyor. Özellikle akademide tartışılan hem gözlenmiş hem olası olumsuzluklar şöyle listelenebilir:

  • İntihal 
  • Detaylı okuma ve yazma eksikliği
  • Eleştirel düşüncenin zayıflaması
  • Özgünlük yoksunluğu ile standartlaşma ya da düşünsel ve yazınsal tekdüzelik
  • Bilgi doğruluğu problemi 
  • Bilimsel güven krizi
  • Akademik emeğin değersizleşmesi
  • Akademik otorite kaynağının yön değiştirmesi 
  • Ölçme-değerlendirme problemleri
  • Veri gizliliği ve etik sorunlar
  • Yayın enflasyonu

Bunların her biri ayrıca tartışılabilir ancak ben burada özellikle bazılarına değinmek istiyorum. Yapay zekanın özellikle literatür taraması ve özetleme işlevlerine binaen akademide hem öğrenciler hem hocalar üzerinde şöyle bir etkisini görmek mümkün: eleştirel düşüncenin zayıflaması. Neden? Çünkü yapay zeka ile hazır cevaplar alınabilmektedir. Buna ilave olarak, analiz etme, yorumlama ve argüman oluşturma becerileri de körelmektedir. Zira yapay zeka bunları da hazır bir şekilde sunmaktadır. Bu bahsedilenler ise benzeri şeyleri arayan herkes için benzeri cevapların, analizlerin, yorum ve argümanların verilmesine yol açmakta ve bir özgünlük yoksunluğuna yani teptikleşmeye götürmektedir. Neticede ortaya tekdüze, kuru, robotik metinler çıkmaktadır. Oysa eskiden metinlerin özgün üslup ve yazılma şekillerinden kim tarafından yazıldığı daha kolayca tespit edilebilirdi. Örneğin, bir dönem ultra liberal diyebileceğim iktisadi fikirlerin Türkiye’ye girmesine de katkıda bulunduğunu düşündüğüm Ayn Rand’ı İngilizce orjinalinden okursanız çok ağdalı olmayan ama herhangi bir iktisadi ders materyalinin yapamayacağı etkinlikte temel bazı iktisadi fikirleri örnekler, düşünceler, yaşantılar, diyaloglar üzerinden çok keskin ve etkili bir şekilde aktarabildiğini görürsünüz ve bir başka metnin onun tarafından yazılıp yazılmadığını rahatça anlayabilirsiniz. Öte yandan Dostoyevski, Tolstoy ve Kafka’nın her birinin yazım şekli ve dili de kendine hastır. O halde soru şu: İleride gene Tolstoylar, Kafkalar olacak mı? Yoksa AI’dan bozma, çakma Dosto’larla mı yola devam edeceğiz? Birileri bu noktada akademide aynı derecede özgün bir dil ve anlatım şeklinin zaten olmadığını ya da olamayacağını söyleyebilir. Fakat bu çok doğru değil. Zira, ilk anda fark edilmese bile akademik metinler de kişilerin cümle kurma şekillerini, bazı kelimelere bağlılıklarını, cümle arası geçişleri nasıl yaptıklarını ve en önemlisi kurgusal bağlantıyı nasıl sağladıklarını ele verir ve BİRİCİKtir. Mesela İslam iktisadında görece daha felsefi, karmaşık bir şekilde yazan Prof. M. A. Choudhury’nin yazılarını kim nerede görse o yazıların ona ait olduğunu rahatça anlayabilir. 

Bir önceki paragrafta bahsi geçen problemlerin gerisinde ise temelde yapay zekaya her anlamda başvurup asıl okunulması gerekenleri okumama yatmaktadır. Belki yine ilk bakışta şu düşünülebilir: yapay zeka pek çok metni okumaktan kurtarıp bize ilave zaman sağlayarak güzel özetler çıkarmaktadır. Doğru, ama eksik. Çünkü daha derinlerde gözden kaçırılan önemli şeyler var. Öncelikle, bir metin doğrudan okunduğunda şu gibi süreçleri gündeme getirmektedir: duraksama, gerilim, anlamlandırmaya çalışma, bedensel tepki, duygusal reaksiyon ve eleştirel düşünme. Yani okuma süresince ortaya çıkan gerilimler, okuyucuyu adım adım düşünmeye, yargılamaya ve anlam çıkarmaya yönlendirir. Örneğin, şu makalede deniyor ki AI, okuma süreçlerini sürtünmesiz (frictionless) hale getiriyor. Oysa öğrenme ve anlama tam da o sürtünme yani zihinsel çaba, zorluk ve gerilimden doğuyor. Nitekim, Byung-Chul Han da benzeri bir açıklamaya gitmekte ve gerçek düşünme sürecini negatiflik, direnç ve gecikme üzerinden tanımlarken dijital sistemler üzerinden ilerlemeyi akış, hız ve sürtünmesizlik olarak tanımlamaktadır. 

Aslında yukarıdaki süreçleri canhıraş bir şekilde takip ederek özellikle hocalar adeta kendi ayaklarına sıkmaktadır zira bu, ürettiklerinin itibarsızlaşması, akademik bilginin değersizleşmesi ve dolayısıyla akademik otoritenin kaybolması neticesine doğru gidecektir. Nitekim şu sohbette kısaca şunlardan bahsedilmektedir: üniversite artık bilginin tekil kaynağı olmaktan çıkmıştır. Yapay zekaya yenilmektedir. Üniversiteler daha önceleri kıt idi ve değerli idi. Şimdi aşırı arz olmuş durumda ve endüstrilerin taleplerine de genel anlamda cevap veremediğinden problem yaşamaktadır. Peki ileride neler olabilir? Fiziki işlere yönelme ve sosyal becerileri geliştirme ile gençler kendilerini üniversiteden vasıfsız mezun olma riskinden kurtarabilir. Akademi ise yapay zekanın yapamayacağı saha çalışmaları gibi çalışmalara odaklanabilir ama neticede başladığı noktaya yani küçülüp elit bir kesime hitaba geri dönebilir. 

Buraya kadar bahsedilenlerin neticesi elbette bizi son noktaya götürmektedir: devasa bir yayın enflasyonu! Örneğin, The Guardian’ın haberine göre 2015-2024 arası yazılan makalelerde %50’ye yakın artış oldu. Bu kadar kısa sürede bu denli ciddi bir artışta AI etkisi olmadığını söylemek zor. Bunu takip etmek ise aslında zor değil. Kişilerin 1 sene içerisinde bile 4-5 tane hem de tek yazarlı yayın yapabilmelerine başka ne sebep olabilir, tartışılır. Burada ufak bir parantez açmak istiyorum: hayatın genelinde olduğu gibi AI-toplu kabul edicileri ile onu en azından belli derecede eleştiren grupların varlığı akademide de mevcut. Bu grupların neye göre oluştuğunu incelemek ayrıca ilginç olurdu. Mesela, gözlemleyebildiğim kadarıyla, sorgusuz sualsiz destekçi grubu, genel insani rahatlık (gevşeklik ya da), akademik alt yapı eksikliği, kendine güvensizlik, konumunu kaybetme riski, çok yaşlı olmayıp ama çok genç de olmadığı için sürece sonradan eklemlenme iç güdüsüyle çılgınca teknolojiye tutunma açlığı gibi özellikler etkileyebiliyor. Halbuki fark edilmiyor ki bu yolla daha da silikleşiyor akademisyen ve ardından kalıcı bir şey bırakma ihtimali zayıflıyor. 

Yazıyı bitirmeden önce yapay zekanın bu ara tartışılır olduğu bir başka kulvardan, müzik endüstrisinden bir kişinin şu alıntısına yer vermek istiyorum: “Kendi (eleştirdiği kişiye ithafen) yapay zeka projeni meşrulaştırmak için, bu söylemle bazı insanların hayatlarındaki enstrüman çalma hevesini ellerinden alabilirsin. O zaman bizler, bugünün sanatçıları, ‘son insan sanatçılar’ olabiliriz. Bunların hepsi olsun! Ben açıkça şundan yanayım: Bütün bunlar insanlığın hevesini alsın; sonra insanların ilhamına ihtiyaç duyulacak. O zaman insan ilhamının ne demek olduğu, ne kadar güçlü ve eşsiz olduğu anlaşılacak.” Bunlar aslında bizler yani akademisyenler için de söylenebilir. Yapay zeka akademisyen olmak isteyenlerin okuma ve araştırma yapma isteklerini köreltebilir. Çok okumadan, çok düşünmeden, özgün şeyler yazmadan yapay zeka ağırlıklı hazırlanmış çalışmalarla dolar ortalık ve bizler bugünün akademisyenleri “son insan akademisyenler” olabiliriz. Alıntının son kısmı bu noktada ayrıca çarpıcı zira ben iktisadi hayat için bazen şöyle bir senaryo düşünüyorum: insanlar ve şirketler iktisadi hayattaki tüm problemli davranışlarına devam edecek olsalar; sahtekarlık, dolandırıcılık, tefecilik, kumar, gelir adaletsizliği, sömürü vb. alıp başını gidecek. Ama ardından öyle bir zaman gelecek ki mesela insanlar İslam iktisadında öne çıkarılan karşılıksız bir borcun (karz-ı hasen) ne demek olduğunu ta derinlerinden hissedip ihtiyaç duyacaklar ve bunların peşinden koşacaklar. Buna benzer şekilde, özellikle bu konularda yapılan akademik çalışmalar için tamamen yapay zekaya emanet edilmiş tekdüze ruhsuz robotik çalışmalar bir yerde doygunluğa erecek belki ve insanlar özleyecek; uzun süre fikir çilesi (ya böyle bir kavram vardı eskiden değil mi?!) olarak çekilmiş şeyleri belki eksik, kusurlu ama insani bir dille okumayı, yazmayı özleyecek. Umarım insanoğlu her anlamda dibi görmeden yükselişe geçebilir. 

Not: Bu yazı yapay zeka ile yazılmamıştır!

Yorum Yaz

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir