İslâm İktisadı (İnsan, İktisat ve Usûl Hakkında) başlığıyla hazırlanan ve bir ders kitabı niteliğinde olan eser Eylül 2023 tarihinde Filiz Kitabevi tarafından basılmıştır. Eserin takdimini yapan Prof. Dr. Ahmet Tabakoğlu, Gökhan Oruç Önalan’ın bu çalışmasının desteklenmesi gereken bir başlangıç olduğunu ve cesaretinin övgüye değer bulunduğunu belirtmektedir. Tabakoğlu, Türkiye’de ilim hayatındaki geriliğin sebeplerinden birinin gençlerin hata yapma korkusuyla yazmaktan uzak durmaları olduğuna dikkat çekerek, bu eserin İslâm iktisadı konusuna yeni bir soluk getireceğine inandığını dile getirir.
Geleneksel İktisattan İslâm İktisadına Geçiş
Modern çağda ekonomiyi anlamlandırma çabaları genellikle konvansiyonel iktisat bilimi üzerinden yürütülmektedir. Eserin giriş bölümünde yazar, konvansiyonel iktisat biliminin, insanların iktisadi istekleri ile bu istekleri karşılamaya yarayan kaynaklar arasında dengeli bir karşılık bulmaya çalışan bir alan olduğunu belirtmektedir. Bu bilimin mikroiktisat ve makroiktisat olmak üzere iki üst başlıkta incelenmesinin, 1929 yılında yaşanan büyük bunalım döneminin ardından ortaya çıkan görece yeni bir gelişme olduğu vurgulanmaktadır. Konvansiyonel iktisat bilimi, iktisadi pratikleri açıklarken belirli varsayımlar üzerine hipotezler inşa eder ve mantıksal pozitivizm, rasyonalite, faydacılık gibi kabullere dayanır. Karar birimi olarak kabul edilen homo economicus modeli, insanı sadece çıkar peşinde koşan, kâr ve fayda maksimizasyonu ile hareket eden bir varlığa indirger.
Ancak yazar, sosyal, kültürel, iktisadi ve insani oldukça karışık ilişkiler ağına sahip olan insan karakteristiğinin böylesine sığ bir görünüme indirgenmesini eleştirmektedir. İslâm inancı ve ilkelerine göre hareket eden kimselerin çoğunlukta olduğu bir toplumdaki iktisadi karar birimlerinin davranışlarını, bu batılı teorik çerçeveye oturtmanın anlamsızlaşacağı eserde açıkça ifade edilmektedir. İşte tam bu noktada İslâm iktisadı ilminin gerekliliği ortaya çıkmaktadır.
İslâm İktisadının Temel Çerçevesi ve Özellikleri
Yazar, Prof. Dr. Ahmet Tabakoğlu referansıyla İslâm iktisadını, karakterini İslâm itikadının, ilim, irfan, ahlâk çerçevesinin, medeniyet ve tarihinin ve özellikle fıkhının belirlediği bir ilim dalı olarak tanımlamaktadır. Çalışmada İslâm iktisadının sahip olduğu dokuz temel özelliğe detaylıca yer verilmektedir:
- İslâm iktisadı, kaynağını Kur’an-ı Kerîm ve Sünnetten alan İslâm iktisadi esaslarını çevreler.
- İkinci özellik esnekliktir; bu ilke, İslâm iktisadi esaslarının şeri delillerin ruhuna aykırı düşmemek kaydıyla günün koşullarına göre yorumlanabilir olmasını ifade eder.
- Üçüncü özellik olan sosyal adalet esası, toplumun menfaatlerinin her zaman şahsın çıkarlarından üstün tutulmasını gerektirir.
- Dördüncü özellik hukuki devletçilik ve denetim mekanizmasıdır; devletin rolü ekonominin üretim cephesinde değil, güvenliği sağlama ve sosyal adaleti gerçekleştirme noktasında belirginleşir.
- Beşinci özellik sınıfsızlıktır; İslâm toplumunda sınıfsızlık esas olmakla birlikte, işbölümünün getirdiği gelir farklılaşması sosyal hareketliliğin temeli olarak kabul edilir.
- Altıncı özellik, servetin ve mülkiyetin yaygınlaştırılarak iktisadi istikrarın sağlanmasıdır.
- Yedinci özellik, emeğin değerin temeli ve başat üretim faktörü olarak görülmesi, sermayenin ise sürekli yatırım ve infak vetiresinde tutulmasının istenmesidir.
- Sekizinci özellik mal ve mülkiyet meselesiyle ilgilidir; mülkiyetin gerçek sahibinin Allah Teâlâ olduğu ve kullara ancak nisbi özel mülkiyet hakkı tanındığı vurgulanır.
- Dokuzuncu özellik ise servetin tabana yayılmasının en önemli aracısı olan zekat ve infak müessesesinin varlığıdır.
Makāsıdü’ş-şerîa: İnsan, Din ve Maslahat
İslâmı kavrayabilmek, öncelikle meselenin insan ve din boyutunu ortaya koyabilmekten geçer. Allah Teâlâ, kullarını yeryüzünün imar ve ıslahı ile sorumlu tutmuş ve onlara doğru ile yanlışı ayırt etmeye yarayan akıl, irade ve vicdan bahşetmiştir. Dinin itikadi, ameli ve ahlâki hükümlerinin temel amacı olan makāsıdü’ş-şerîa, kulların dünya ve ahiret mutluluğuna erişmesi ve bütün davranışlarında Allah Teâlâ’nın rızasını kazanabilmesini sağlamaktır.
Kitapta İmâmü’l-Haremeyn el-Cüveynî ve Hüccetü’l-İslâm İmam Gazzâlî gibi büyük alimlerin makasıd düşüncesine katkıları incelenmektedir. Bu düşünceye göre dinin beş temel amacı vardır; bunlar hayatı, dini, aklı, nesli ve malı korumaktır. Malın korunması ilkesi, İslâm iktisadının kalbini oluşturur; zira mallara karşı duyulan sevgi, kulların en temel hazlarındandır. Eserde, insanın ahiret hayatında kendisine lazım olan manevi sermayeyi elde edebilmesi için, bu dünya hayatında yaşamını sürdürebilmesi ve bunun için de çalışması, kazanması ve harcaması gerektiği büyük bir titizlikle işlenmektedir.
İslâm İktisadının Metodolojisi: Mantık ve Fıkıh Usulü
Eserin ikinci bölümü İslâm iktisadının metodolojisine ayrılmıştır. Yazar, mantık ve akıl yürütme yöntemlerini tümdengelim, tümevarım ve analoji üzerinden açıklayarak, İslâm iktisadı ilminin İslâm esaslarını referans alan tümdengelimci akıl yürütme teorisi ile insan ve toplum ihtiyaçlarını dikkate alan tümevarımcı akıl yürütme teorisinin kusursuz bir harmanı olduğunu belirtmektedir. Fıkhi bir problemin çözümüne yönelik olarak başvurulacak şeri deliller olan Kuran-ı Kerim, Sünnet, İcma ve Kıyasın iktisadi meselelerin çözümündeki hiyerarşisi detaylandırılmaktadır. Özellikle istihsan ve istislah mesalih-i mürsele gibi feri delillerin, İslâm toplumunun yeni ekonomik ihtiyaçlarına cevap verebilen ve toplumun fayda sağlayacağı yenilikçi iktisadi hükümlerin üretilmesindeki kritik rolü vurgulanmaktadır
İrade, Kudret ve Rızık Meselesi
Çalışmanın üçüncü bölümü ise kelam ilminin temel konularından irade, kudret ve rızık kavramlarını iktisadi bir perspektifle işlemektedir. İnsanın ihtiyari fiillerinin yaratılmasında irade ve kudretin rolü tartışılarak, kulun cüzi iradesi ile eylemi seçtiği, sebepleri yaratanın ve fiili halk edenin ise Allah Teala olduğu kader ve kaza inancı bağlamında açıklanır. Rızık meselesi, İmam Gazzali’nin tasnifiyle mazmun garanti edilen, maksum taksim edilen, memluk mülk edinilen ve mevud vaat edilen rızık olarak dört ayrı kategoride ele alınır. Yazar, rızkı yaratanın Allah Teala, rızkı kazanmak için çaba gösterenin ise insan olduğunu belirtir. Helal veya haram tüm rızıkların yaratıcısı Allah Teala olmakla birlikte, cüzi iradesini ve kudretini haram yönde kullanan insanın bu rızkın sorumluluğunu bizzat taşıdığı çok net bir biçimde ifade edilmektedir
Mülkiyet, Eşya ve Para Hukuku
Çalışmanın dördüncü bölümü, fıkıh ilminin ağırlığının hissedildiği mal ve mülkiyet kavramlarına ayrılmıştır. Yazar, eşya hukuku bağlamında malı, insanın eğilim gösterdiği ve ihtiyaç zamanı için biriktirdiği taşınır ve taşınmaz şeyler olarak tanımlar. Mallar çeşitli kategorilere ayrılır:
- Müslümanların faydalanmaları helal ve serbest olan mallar mütekavvim mal olarak adlandırılır.
- Fiyatı etkileyebilecek bir fark olmadan birbirinin yerine geçebilen mallara misli mal denir.
- Yerini aynı cinsten bir başka malın alamayacağı kadar farklı olan mallar ise kıyemi mal hükmündedir.
- İhtiyaçları karşılamak için harcanan para da hukuki çerçevede tüketilen misli bir mal olarak değerlendirilmektedir.
Para konusu kitapta özel bir yere sahiptir. İnsanların muhtaç olduğu malların ve sair hizmetlerin mali değerini ölçmede kullanılan vasıtaya para denir. Eserde, dinar ve dirhemin yaratılışı itibarıyla para olarak kabul edildiği, madeni fels ve kağıt paraların ise toplumun bunları ödeme aracı olarak kabul etmesiyle para niteliği kazandığı ifade edilmektedir.
Mübadele Türleri ve Faiz (Riba) Nazariyesi
Beşinci bölüm, ticari hayatın belkemiği olan satım akitleri ve faiz yasağına odaklanır. Yazar, bir malın mal ile mübadelesi olan bey akdini derinlemesine tahlil eder. Mutlak bey akdinde para her zaman semen, mal ise mebi konumundadır. Paranın enflasyon karşısında değer yitirmesi meselesine de değinilen eserde, geçerli bir mazeret olmaksızın vadesinde ödenmeyen borçlar için enflasyon farkı talep etmenin maslahata uygun düştüğü belirtilmektedir.
Değişilen nesneler bakımından mukayeda, sarf, selem ve istisna akitlerinin şartları incelenir. Özellikle peşin para ile veresiye mal alma anlamına gelen selem akdi ve zanaatkarla yapılan sipariş sözleşmesi olan istisna akdi pratik örneklerle açıklanır.
Faiz nazariyesi ise İslâm iktisadının kırmızı çizgisidir. Yazar, faizin haram kılınmasının temelinde haksız bir kazanç olmasının yattığını açıklar. Maddi imkanı zayıf olanlardan zenginlere gelir transferi sağlayan faiz, toplumda üretmeden gelir elde eden bir kesim yaratır. Hanefi mezhebine göre faiz illetinin, mübadele edilecek mallar arasında cins ve miktar birliğinin bulunması olduğu vurgulanarak, veresiye faizi ve fazlalık faizi kavramları aydınlatılır.
Altıncı bölüm, üretimin dinamiklerini ve bölüşüm ilişkilerini tasavvufi ve ahlâki bir bakış açısıyla ele alır. İslâm, servetin atıl tutulmasını yasaklar ve sermayenin sürekli yatırım vetiresinde kalmasını ister. Bu ilkenin bir sonucu olarak şirket akitleri devreye girer. Şirketler genel olarak ibaha, mülk ve akid şirketleri olarak üçe ayrılır.
Üretim, Ortaklıklar ve İş Ahlâkı
- Kâr elde etmek amacıyla kurulan akid şirketleri, sermayenin yapısına göre emval, vücuh ve amal şirketleri olarak sınıflandırılır.
- Emek ve sermaye ortaklığı olan mudarebe akdi, tarla ortaklığı olan müzaraa ve bağ bahçe ortaklığı olan müsakat uygulamaları, İslâmın iktisadi hayatı nasıl canlandırdığının kanıtlarıdır.
Müteşebbislerin ticari faaliyetlerinde uymaları gereken ilkeler, İmam Gazzâlînin felsefesinden beslenerek şefkat, iyilik ve adalet başlıkları altında toplanır. Müteşebbislerin karaborsacılıktan kaçınması, sahte para kullanmaması, ölçü ve tartıda hile yapmaması ve işçisinin hakkını terleri kurumadan ödemesi adaletin gereğidir.
Harcama, Tüketim ve İnfak Bilinci
Yedinci bölüm, insanın kazancını nasıl harcayacağına dair İslâmi perspektifi çizer. İslâm iktisadi esaslarına göre tüketim kararlarında Allah Teâlâ’nın rızasını kazanabilmenin yolu, israf ve cimrilik gibi iki aşırılıktan kaçınmaktır. İmam Gazzâlîye göre israf, malı harcaması gerekli olmayan yerde harcamak iken, cimrilik malı harcaması gereken yerde elde tutmaktır. Bu iki aşırılığın ortası ise cömertliktir.
Eserde mal ile infak müessesesi geniş bir şekilde ele alınır. Zekatın, mükelleflerin malını bereketlendirdiği ve çoğalmasına vesile olduğu belirtilir. Zekatın kimlere verileceği, kimlerden alınacağı, havelanü’l-havl, nisab ve nema gibi şartlar teknik detaylarıyla açıklanır. Ayrıca, Ramazan ayı sonunda ödenen sadakatü’l-fıtr, nezir, keffaret, fidye ve gönüllü yardımları kapsayan tatavvu sadakaları incelenir. Son olarak, faiz karışmadan ibadet maksadıyla ihtiyaç sahiplerine borç vermeyi ifade eden karz-ı hasen akdi, İslâmın toplumsal dayanışma modeli olarak okuyucuya sunulmaktadır.