Malum olduğu üzere IFSB, uluslararası bir İslami finans kuruluşudur. Hazırladığı standartların yanı sıra önemli bir aktivitesi de her sene için hazırladığı küresel İslami finans raporudur.[1] Henüz 2026 yılı bitmemiş olsa da IFSB tarafından ara bir rapor formatında bir rapor hazırlanmıştır. Bu yazıda, söz konusu rapordan öne çıkanları paylaşacağız.
Rapordan yansıyan en birincil veri şudur diye düşünüyorum: küresel İslami finans varlıkları toplamı 4.4 trilyon TL’ye erişmiştir. Tabi bu rakam ölçülebilir büyüklükleri ve yapıları kapsamaktadır. İslami finansın yıllık büyüme hızı %14 civarı gerçekleşmiştir.
İkinci olarak, söz konusu büyüklüğün yaklaşık %70’ini İslami bankacılık kapsamaktadır. Dolayısıyla uzun bir süredir devam eden İslami bankacılık ağırlığı, İslami finans içerisinde halen devam etmektedir. İkinci sırayı, %25’e oldukça yakın bir oranla tedavüldeki sukuklar (sukuk outstanding) almıştır. Onu %4’lük oran ile İslami fonlar, %2’ye yakın bir oran ile de İslami sigortacılık takip etmektedir. Bu iki unsur arasında İslami fonların yıllık %26 civarı büyümesi dikkat çekicidir. Buraya kadar açıklanan dağılım, aşağıdaki pasta grafiğinden izlenebilir.

İslami finans içerisindeki unsurların dağılımının yanı sıra her bir unsurun bölgesel dağılıma da raporda verilenmiştir. Buna göre, küresel İslami finans varlıklarının %54’e yakını Körfez Bölgesii’ndedir. Bölgenin hakimiyeti uzun bir süredir devam etmektedir. Bunu takip eden bölge ise %21’lik oran ile, Malezya’nın da içinde yer aldığı Doğu Asya ve Pasifik’tir. Üçüncü sırada ise %16 ile Orta Doğu ve Kuzey Afrika bölgesi yer almaktadır. Bunun detayında ise, ilginç bir şekilde, Orta Doğu ve Kuzey Afrika’daki İslami finans büyüklüğünün neredeyse tamamının yalnızca İslami bankacılıktan ibaret olduğu, öte yandan, Doğu Asya ve Pasifik’teki sukuk büyüklüğünün ise İslami bankacılığı dahi oran olarak geçtiği görülmektedir. Korfez Bölgesi’ndeki İslami bankacılık da %70 oranındadır. Dolayısıyla, sukukun özellikle Doğu Asya ve Pasifik’te hakim olduğu söylenebilir.
Rapordaki bir diğer önemli husus, 2025 üçüncü çeyrek itibariyle İslami bankacılıkta en yaygın kullanılan finans ürünü ve oranlarıdır. Buna göre, %43 ile murabah başı çekmekte, onu emtia murabahası/teverruk %36 ile takip etmetedir. Bu iki yapı zaten ciddi bir büyüklüğe erişmektedir. Onların ardından gelen ijarah muntahia bittamlik yani temlik ile sonlanan icare/kiralama, yani finansal leasing ise %9 oranındadır. Diğer araçların büyüklüğü az olduğundan doğrudan rakamlaştırılmamıştır. Öte yandan, yine aynı dönemde mevduatlarla en yaygın kullanılan ürün dağılımı oldukça ilginçtir: %41 ile emtia murabahası, murabaha ve vekalet başta gelirken onu %39 ile cari hesap ve vedia takip etmektedir. Kar paylaşımına dayalı müdarebenin oranı yalnızca %20’dir. Buna göre, en azından fon toplarken ağırlıklı olarak kar-zarar paylaşımına dayandığı dile getirilen İslami banka modelinin dönüştüğü rahatlıkla söylenebilir.
İslami bankacılığın dünya genelinde ülkeler içerisindeki oranlarına baktığımızda, %100 olan üç ülke göze çarpmaktadır; Somali, Sudan ve İran. Onu %76 ile Suudi Arabistan, %61 ile Brunei takip etmektedir. Malezya’nın ülke içi İslami bankacılık oranı %34 iken Türkiye %9.7 olarak verilenmiştir.
İslami bankacılığa ilişkin bazı ilave bulgular ise şöyledir: toplam finans içerisinde takipteki finans alacaklarının en yükske olduğu ülke Bangladeş iken -ki 1 sene içerisinde bu oran iki kattan fazla artmıştır!- Türkiye düşük sayılabilecek oranlarla listenin alt taraflarında yer almaktadır. Fakat Türkiye için 2024’ten 2005’e hafif bir artış olmuştur. İslami bankaların sermaye yeterlilik oranına bakılacak olursa, 2025 yılı 3. Çeyrek verilerine göre ilk sırada yer alan ülke %35 civarı oranlar Tanzanya iken Türkiye %20’ye yakın bir oranı yakalamıştır. Aynı dönemde net kar marjları küreselde %50 civarı iken bu oranın en yüksek olduğu bölge %60 ile Kıta Altı Afrika’sıdır (SSA). En düşük olduğu yer ise %30 civarı oran ile Avrupa ve Orta Asya’dır. Genel itibariyle İslami bankaların bilanço yapılarının sukuk ve bankalararası finansmana doğru kayışı, bir başka bulgudur.
Bankacılık dışında İslami sigortacılığın en yaygın olduğu bölge %43 ile Körfez iken İslami sigortacılıktaki yatırım kompozisyonunda banka mevduatlarının en yüksek olduğu yer %50 üzeri oranla Kıta Altı Afrikası iken en düşük olduğu yer, %10 civarı oranla Doğu Asya ve Pasifik’tir. Avrupa ve Orta Asya’da %%30 civarı bir mutuel fon katkısı gözükürken sukukların %70’e yakın oranla baskın olduğu bölge de yine Doğu Asya ve Pasifik’tir.
Sukuk hususunda ilginç bir veri olarak, Kuzey Afrika’daki tüm sukuk ihraçları kurumsal sukuk (corporate sukuk) olarak kayıtlanmıştır. Sukukların ihraç edildiği para birimi açısından değerlendirildiği veriye göre, Malezya’daki ihraçların neredeyse tamamı yeerel para biriminden iken Türkiye’deki ihraçların parasal birim açısından oranı yarı yarıyadır. Filipinler, Hong-Kong ve Maldivler’deki tüm ihraçlar ise yabancı para cinsindendir. Sukukların vadelerine gelince, 6-10 yıl arası sukuk ihraçlarında bir önceki seneye göre %50’lik bir artış olmuş iken 30+ ihraçlar %60 azalmıştır. Sukuk sözleşmelerinin yapısında ise hibrid yapılar %42 ile başı çekmekte, onu %18 ile icare,%17 ile vekalet ve %16 ile murabaha takip etmektedir.
İslami fonların türlerine göre şöyle ayrımlandığını görmekteyiz; sukuk fonları, özsermaye fonları, emtia fonları, gayrimenkul fonları ve karışık fonlar. Bunlardan emtia fonları 1 yıllık getiride %50’ye yakın oranla ciddi bir liderlik yaşarken onu %15 ile gayrimenkul fonu takip etmiştir.
Raporun önemli bir çıktısı da son sayfalarında yer alan, 4’lü gruplama üzerinden hazırlanmış risk modelleridir.
[1] Rapora şuradan erişilebilir: https://www.ifsb.org/wp-content/uploads/2026/06/IFSR-2026.pdf