Anasayfa Köşe Yazıları TÜKETİM TOPLUMUNUN VAR ETTİĞİ İNSAN!

TÜKETİM TOPLUMUNUN VAR ETTİĞİ İNSAN!

by Sumeyra Aydın

Geleneksel iktisat anlayışının dünyalık yaşamı içerisinde insanlar açısından hayatın nihai gayesi “servet sahibi olmak”; başarılı olmanın ana kıstası ise “fazla para kazanmak” tır. Yani günümüzde insanların yaşam gayesi maksimum seviyede elde edilen “iktisadi kazanç” ve bunun temeli de “en fazla paraya sahip olma” duygusudur. Kapitalist ekonomik düzenin temsilcisi olarak kabul edilen iktisadi insan, teorik tanımlamasıyla “homoeconomicus” varlığında kendini bulmaktadır. 

Bireysel çıkarları uğruna sahip olmak istediklerine ulaşmak anlamında her yolun hak olarak görüldüğü hedonist ve bireyci insan olan “homoeconomicus”, ilk olarak Antik Çağ Yunan ve Roma Medeniyetlerinde gelişmiş olan Stoacılık ve Epikürcülük akımlarındaki esaslara dayanır. İktisadi teorilerde “doğal yasalar” kavramının ilk olarak ortaya atıldığı Stoa akımına göre insan, devlete ya da Tanrı’ya bağlı olmamalı ve sadece kendi aklının gücüne dayanmak suretiyle doğanın sunduklarına göre yaşamalıdır. Epikürcülüğün dayandığı Kyrene Okulu ise insanın yaşamı içerisindeki korkularından ve batıl inançlarından bilgi ile kurtulabileceğini, mutlu bir yaşam ve en az acı ile en yüksek hazza sahip olmanın aynı sonuçları doğuracağını belirtmiştir. Bu nedenle yaşamsal gaye olarak insanın en fazla hazzı yakalamaya çalışması gerektiğini ileri sürmüş, bunu insanın yaşama hedefi olarak kabul etmiştir. 

Zaman içerisinde doğal düzenin evrensel nitelik kazanmasına bağlı olarak insan davranışlarıyla ilgili varsayımlar iktisadi yaşamda farklı tanımlamalarla şekillenmiştir. Ortaçağ sonrası ekonomik yaşamdaki değişimler, Batı toplumlarında insanın akılcı davranması ve insana olan güvenin artmasından kuvvet bulan inanışları ortaya çıkarmıştır. Hristiyanlığa karşı aklın daha üstün olduğunu savunan Rönesans ve Reform hareketleri ile birlikte yaşam tarzlarındaki değişiklikler sonrası akılcı toplumu savunan Protestan inancın şekillendirdiği iktisadi yaşam ortaya çıkmıştır. Ahmet TABAKOĞLU Hocanın da belirttiği gibi liberal felsefenin etkisindeki kapitalist sistemin yarattığı, sürekli istek ve arzuları artan maddeci bireyin gelişim aşamaları “Hıristiyanlıktan sapma süreci” olarak kabul edilmektedir.  

İnsanın heva ve hevesleri, hep nefsinin göstergesi olarak kabul edilir. İslam kaynaklarında Hz. Âdem ile Hz. Havva’nın, cennetteki meyvenin (elma!) tadına bakmak isteklerinden bahsedilmekte  ve “Cennetten kovulmanın bu süreçle başladığı”  ifade edilmektedir. İlk insanlar olarak bu isteğin temelinde, fayda fonksiyonundaki meyvenin pozitif marjinal faydasından ziyade, onu Hz. Havva’nın arzulamasından kaynaklandığı ve bunun tuzak ve aldatma olduğu ifade edilir. Bu örnekten yola çıkılarak, sadece bireysel hazzını düşünen açgözlü insan için de hayatın mücadele alanında en yüksek hazzı elde etmek adına her yol geçerli kabul edilir. Bu doğrultuda dünyadaki başarı için iktisadi kazanç yani para kazanmak esas kabul edilirse, çok para kazanmak için her şey mubahtır. Para sevgisi, maddesel kazancın elde edilmesi ve her şeye sahip olma arzusundan kaynaklanır. İmam-ı Gazali’ye göre “Üç vadi dolusu altını, iki vadi dolusu altına” tercih etmeye yönelecek kadar insanda garip bir yönelim vardır. Bu durum, insanın açgözlü olmasından kaynaklanır ve iktisadi insanı açıklayan tarifler içerisinde sınırsız ihtiyaçlar ve isteklerden kastedilen de budur! 

Semavi dinler açısından insanın kâinattaki yaradılış gayesi Allah’a kulluktur. Kul olduğunu kabul eden insan açısından iktisadi yaşamı içerisinde davranışlarını yönlendiren, sadece para kazanmak gayesiyle kendi isteklerini karşılamak değil, Rabbinin rızasına mazhar olmak adına hareket etmektir. Yani dünyalık tercihlerden amaçlanan sadece hazzın tatmini değildir. Batı medeniyetlerinde inanış esaslarında yaşanan değişimlerle homoeconomicus ile olgunlaşan bireycilik ve hazcılık, İslamiyet inancının görüşlerine terstir. Zira İslam’a göre kâinat tesadüflere bağlı olarak oluşturulmamıştır ve dünyaya gelişimizde bir amaç vardır. Dünya hayatı içerisinde yaşananlar ve maddesel ilişkiler Ahiret için sunulan bir imtihanın sonucudur. 

Sosyo-ekonomik gelişmeler göstermektedir ki, kitlesel manada tüketim olgusu Türkiye’de de gün geçtikçe yaygınlaşmaktadır. Bu anlamda özellikle 2000’li yıllardan itibaren internet kültürünün insan yaşamındaki hızlı yükselişi, tüketimin yapılmasına yönelik algılarda değişimi sağlamıştır. Yakın zamanda yaşanan pandeminin bir sonucu olarak dünya ölçeğinde yaşanan fiyat artışlarına bağlı enflasyonist süreç, tüm dünyada ekonomik insan davranışlarını da etkilemiştir. Ancak insanların satın alma güçlerinde halen var olan güçlü duruş, tüketime yönelik davranış kalıplarının yüksek düzeylerde tutulmasına devam etmektedir. 

Günümüzde insanlar açısından ihtiyaç kavramının anlamsal bir değişim yaşadığı, bireyler için tüketimin artık ihtiyaçları gidermekten ziyade popüler kültür ögelerini barındıran tutum ve davranışları sembolize eden bir araç haline dönüştüğü görülmektedir. Alış-veriş çılgınlıklarına varan özel günlerde, ihtiyaç olmasa da satın alma isteği insanların psikolojik tatmin duygularını körüklemektedir. İhtiyacın sınırlarının aşılması neticesinde tüketmek için tüketim, psikolojik tatmin anlamında da “fazla mal göz çıkarmaz” ve “işime yarayacaktır” anlayışı İslam toplumlarında da yerleşmeye başlamıştır. Yani İslam toplumlarında da artık tüketim anlayışındaki değişime bağlı olarak ihtiyacın niceliksel ve niteliksel yapısı değişmiştir.

İnsanoğlunda var olan “rububiyyet” yani kibir, gurur ve yücelme arzusu, tek ve rakipsiz olma isteği sayesinde insanın kendi zatında mükemmelliğe kavuşma isteği hâkimdir. Dolayısıyla yokluğu istemeyen insanoğlu, sahip olabileceği tüm varlıkları elde ederek hâkimiyet kurmayı arzulamaktadır. İmam-ı Gazali’nin Kimyâ-yı Saâdet adlı eserinde bahsettiği üzere, Allah’ın zikrine ve muhabbetine engel teşkil edecek hiçbir şey iyi değildir. Bu hususta bazılarına fakirlik, bazılarına ise zenginlik engel oluşturur ama esas olan kendine yetecek kadar malı bulundurmaktır. Ancak kendini gösterme çabası içerisinde bulunan insanın tüketme isteği, yaşanan toplumsal, politik, dini/kültürel, endüstriyel ya da teknolojik pek çok değişim ve ilerlemelerin etkisiyle sınırlanamayan düzeylere erişmiştir. Ama İmam-ı Gazali’ye göre kendi başına değeri olmayan iktisadi sosyolojik yaşamın, manevi yaşam için engel oluşturmaması gerekmektedir. Çünkü Enfâl Suresi’nde “Bilin ki mallarınız ve çoluk çocuğunuz birer deneme aracıdır. Allah katında ise büyük bir mükâfat vardır.” buyrulmuştur. 

İslam İktisadı anlayışının toplumun geneline yayılması adına gerçekleştirilen teorik ve uygulama örnekleri göstermektedir ki; kargaşa, çatışma, yoksulun/zayıfın ezilmesi istenmemektedir. “Kendine yeteni elde ettiğinde bile her vakit çoğu aza tercih etmeye-doyumsuzluğa” engel koyarak, toplumda dayanışmayı, yardımlaşmayı, adaleti, refahı yani “hakiki düzeni” sağlamak düşüncesiyle hareket edilmesini istemektedir. Tüketimin gerçekleştirilebilmesi bakımından, İslam iktisadı temelinde toplumsal nizamı korumak adına dengeli tüketim anlayışının İslam ahlakıyla şekillenmesi esastır.

Birçok yaratılış özelliklerine sahip insan her an hata yapmaya, kişisel benliğinden aksi yönde hareket etmeye müsait bir yapıdadır. Tüketim alışkanlıkları değişen birçok insan, farkında olmadan kitlesel akıma kapılarak “indirimleri kaçırmamak gerekir” dürtüsüyle gerçek manada ihtiyacı olmayan farklı ürünleri satın almaktadır. Böylece belki bir iki defa kullanacakları ya da hiç kullanım imkânı bulamayacağı şeyleri satın alan insanlar geçici mutluluklar yaşayabilmektedir. Bu nedenle ruhunda özgürlük olan insanın tercihlerinde tamamen serbest bırakılmaması gerekir. Zira Allah’ın insana yüklediği sorumluluklar, kişinin varoluş gayesinden kopmadan duyarlı bir şekilde hareket edilmesini istemektedir.

Son Söz… Tüketim çılgınlığına kendini kaptırmadan, sağduyulu tüketim anlayışıyla hareket etme bilincinin toplumumuza yeniden gelmesi temennisiyle…

      Dr. Ömer DÖNMEZ

Benzer Yazılar

Görüşlerinizi Paylaşabilirsiniz

[contact-form-7 id="9959" title="Bulten form"]