Son yıllarda özellikle döviz, emtia, endeks ve kripto varlık işlemleriyle ilgilenen gençler arasında “prop firm” adı verilen yapılar hızla yaygınlaştı. Sosyal medyada bu şirketlere ilişkin çok sayıda reklam ve başarı hikâyesi görmek mümkün. Anlatıları oldukça cazip:
“Sermayeniz az olabilir. Fakat işlem yapma konusunda başarılıysanız küçük bir ücret ödeyerek kendinizi ispatlayabilir, ardından 50 bin veya 100 bin dolarlık bir hesabı yönetebilir ve yüksek kazançlara ulaşabilirsiniz.”
İlk bakışta güzel bir iş birliği gibi görünüyor. Şirket sermaye sağlıyor, yetenekli işlemci de bilgi ve emeğini ortaya koyuyor. Kazanç ise taraflar arasında paylaşılıyor. Ancak sisteme yakından baktığınızda meselenin bu kadar basit ve masum olmadığını görüyoruz.
Öncelikle bir ayrım yapalım. Klasik anlamdaki proprietary trading ile bugün internet üzerinden pazarlanan perakende prop firm modeli aynı yapıyı ifade etmiyor.
Prop firm denilen yapı nasıl çalışıyor?
Klasik modelde bir finansal kuruluş kendi sermayesiyle işlem yapar. Şirket, seçtiği veya istihdam ettiği işlemciye gerçek bir sermaye tahsis eder. Piyasa riskini şirket üstlenir. İşlemci de gerçek piyasalarda şirket adına işlem yapar ve elde edilen kazanç belirlenen esaslara göre paylaşılır. Böyle bir yapıda şirketin temel geliri işlemcilerden topladığı giriş ücretleri değil, gerçek piyasa işlemlerinden doğan kazançtır.
Bugün yaygınlaşan çevrim içi prop firm modeli ise çoğu zaman farklı işler. Kişi önce “challenge” veya “evaluation” denilen değerlendirme aşamasına ücret ödeyerek girer. Örneğin, kendisine 100 bin dolarlık bir hesap verilir. Ancak bu tutar gerçek bir sermaye değildir. Hesap tamamen simülasyondur. Kullanıcı gerçek piyasa fiyatlarını takip ederek sanal işlemler yapar.
Şirket kişiden belirli bir kâr hedefine ulaşmasını bekler. Bununla birlikte günlük zarar limiti, toplam zarar limiti, asgari işlem günü ve tutarlılık gibi çok sayıda şart koyar. Katılımcı kurallardan birini ihlal ederse hesabını kaybeder. Yeniden denemek istediğinde tekrar ücret ödemesi gerekir.
Hedefleri aşan kişi “funded”, “master” veya benzeri adlarla bir üst aşamaya alınır. İsimlendirme insanda artık gerçek sermayenin teslim edildiği izlenimini uyandırabiliyor. Ancak bu aşamadaki hesap da yine simülasyon hesabıdır. Buna rağmen sanal hesap üzerinden başarılı performans gösteren kişiye gerçek para ödenmeye başlanıyor. Sektörde bu ödemeye “reward” veya “payout” deniliyor.
Önde gelen kuruluşlardan FTMO da kendi sitesinde katılımcıların simüle edilmiş bir ortamda performansa dayalı gerçek para ödülü kazandığını açıkça ifade ediyor. Ayrıca hesapların hayalî fonlardan oluştuğunu, kendisinin broker olarak hareket etmediğini ve müşteri mevduatı kabul etmediğini belirtiyor. Ücretsiz deneme hesabı da sunuyor.
Genel itibarla model bundan ibaret. Bu modelden hareketle konuşacağımız meselede birbirinden ayrılması gereken üç farklı para var:
- Katılımcının cebinden çıkarak şirkete ödediği gerçek para,
- Ekranda görünen fakat kişiye gerçekte teslim edilmeyen sanal bakiye,
- Başarı hâlinde katılımcıya ödenen gerçek para.
Meselenin can alıcı noktası da burası. Kişiye gerçekte bir kredi tahsisatı yok ve 100 bin doları gerçekte yönetmiyor. Ortada klasik anlamda bir yatırım ortaklığı da bulunmuyor. Kişi bir ücret ödüyor, simülasyon üzerinde kendisinden istenen performansı göstermeye çalışıyor ve başarılı olursa gerçek para alma imkânına ulaşıyor.
En önemli sorudan başlayalım: Kişi bu ücreti niçin ödüyor?
Şirketler alınan bedeli “challenge fee”, “evaluation fee” veya “service fee” şeklinde isimlendiriyor. Elbette ortada bir yazılım, fiyat verisi, performans ölçümü ve teknik altyapı var. Dolayısıyla hiçbir hizmet sunulmadığını söyleyemeyiz. Ancak iktisadî açıdan sormamız gereken asıl soru şu: Kişi bu parayı gerçekten bir simülasyon hizmeti satın almak için mi ödüyor, yoksa daha büyük bir parasal kazanca ulaşabilmenin bedelini mi ödüyor?
Kanaatimce ikinci taraf çok daha ağır basıyor.
Zira kişi ücretsiz demo hesaplarında da işlem yapabilir. Stratejisini deneyebilir. Risk yönetimini ölçebilir. Ne kadar başarılı olduğunu görebilir. Nitekim FTMO’nun kendisi de ücretsiz deneme hesabı sunuyor. Şu hâlde ücretli challenge’ın asıl cazibesi nedir?
Cevap açık: Challenge’ı geçen kişi gerçek para kazanabileceği payout aşamasına ulaşıyor.
Kişinin zihnindeki temel saik “Bir miktar para vereyim de güzel bir yazılım kullanayım” değil. Daha ziyade “Bu parayı vereyim, aşamaları geçeyim ve sonrasında binlerce dolar ödeme alayım” düşüncesi öne çıkıyor. Bu durumda ücret, sıradan bir hizmet bedelinin ötesine geçiyor. Daha büyük bir parasal menfaate ulaşmanın zorunlu ödemesi hâline geliyor.
Bir kurs örneği üzerinden düşünelim. Kişi bir kursa 1.000 lira verir. Sınavı geçse de kalsa da aldığı ders bellidir. Kursun sağladığı fayda, sonradan kazanılabilecek belirsiz bir para ödülünden bağımsızdır. Prop firm modelinde ise ücretli programa katılmanın temel cazibesi, sonraki aşamada ödenen bedelin katbekat üzerinde para alma ihtimalidir.
Şirket bu işten ne kazanıyor?
Şirket açısından sistem oldukça akıllıca kurulmuş görünüyor. Binlerce kişi challenge ücreti ödüyor. Bunların önemli bir bölümü zarar limitleri veya diğer kurallar sebebiyle başarısız oluyor. Ücretler şirkette kalıyor. Yeniden denemek isteyenler tekrar ödeme yapıyor. Şirket ise başarılı olan daha küçük bir kesime payout gerçekleştiriyor.
Böylece şirket bir taraftan ücret geliri elde ediyor, diğer taraftan çok sayıda işlemciyi kendi paralarıyla sınamış oluyor. Normal şartlarda yetenekli işlemcileri bulmak, istihdam etmek ve uzun süre performanslarını ölçmek ciddi bir maliyet gerektirir. Burada ise adaylar şirkete para ödeyerek kendilerini test ettiriyor. Şark kurnazlığının modernizasyonu gibi.
Şirket ayrıca başarılı kişilerin işlem davranışlarını ve stratejilerini gerçek piyasalarda kullanabilir. Bu şirket açısından rasyonel bir davranıştır. Ancak şirketin bazı başarılı işlemleri gerçek piyasaya taşıması, katılımcının simülasyon hesabını gerçek sermaye hesabına tebdil etmez. Katılımcının ödediği ücret ile elde etmeyi beklediği payout arasındaki ilişki yine varlığını korur.
Daha önemlisi, burada ciddi bir menfaat çatışması doğar. Şirket görünürde başarılı işlemci arıyor. Fakat aynı zamanda başarısız olanların ücretlerinden gelir elde ediyor. Katılımcının hesabını kaybetmesi, şirket açısından her zaman kötü bir sonuç oluşturmuyor. Karmaşık zarar kuralları, ödeme reddine imkân veren geniş şartlar ve yeniden denemeye yönelten kampanyalar bu çatışmayı daha da belirgin hâle getiriyor.
Hizmet ücreti demek meseleyi çözer mi?
Fıkıhta akitler yalnızca tarafların verdiği isimlere göre değerlendirilmez. İşlemin hakikatine, maksadına ve doğurduğu sonuca bakılır. Bir bedele “hizmet ücreti” denilmesi onu meşru bir hizmet bedeli hâline getirmez.
Buradaki iktisadî ilişkiyi tekrar hatırlayalım: Kişi belirli bir bedeli kesin olarak ödüyor. Başarısız olursa bu bedel şirkette kalıyor. Başarılı olursa ödediği tutarın çok üzerinde bir parasal menfaat elde etme ihtimali doğuyor. Yani bedel kesin, ulaşılmak istenen parasal sonuç ise belirsizdir.
Garar ve meysir sorunu ise tam burada ortaya çıkıyor.
Garar yönü şudur: Katılımcının ödediği bedel karşılığında ulaşmayı hedeflediği netice baştan belirli ve kesin değildir. Çok sayıda kurala ve gelecekte göstereceği performansa bağlıdır. Aynı bedel bir kişi için tamamen kaybedilirken başka biri için bunun katbekat üzerinde bir ödemeye dönüşebilir.
Meysir yönü ise daha belirgin görünüyor. Kişi kendi malını ortaya koyuyor ve bu malı belirsiz bir sürecin sonunda daha büyük bir malî menfaat elde etme ihtimaline bağlıyor. Burada “Ama kişi şansıyla değil, bilgisi ve yeteneğiyle kazanıyor” şeklinde bir itiraz gelebilir.
Bilgi ve emeğin bulunması elbette önemlidir. Fakat tek başına yeterli değildir. Meysir içeren her faaliyetin tatamiyle şansa dayanması gerekmez. Spor Toto veya İddia oynayan kişi de takımları tanıyabilir, form grafiklerini inceleyebilir ve istatistik okuyabilir. Pokerde de ciddi bir strateji, tecrübe ve psikoloji bilgisi vardır. Buna rağmen bilgi ve emek, kişinin malını belirsiz bir sonuç karşılığında daha büyük bir kazanç ihtimaline bağlayan yapıyı kendiliğinden meşru hâle getirmez.
Prop firm konusunda da “Burada emek var” ifadesi yeterli gelmiyor. “Bu emek hangi sözleşme içerisinde ve hangi malî ilişki üzerinden karşılık buluyor?” sorusunun cevabı önemlidir.
Bu model cuâle veya yarışma olarak görülebilir mi?
Bu yapıyı cuâle ile açıklayamayız. Cuâlede bir kişi, belirli bir işi başaracak olana kendi malından ödül vaat eder. Mesela “Kaybolan malımı bulana 10 bin lira vereceğim” denir. Malı arayan kişi onu bulamazsa 500 lira giriş ücreti kaybetmez. Emeğinin karşılığını alamayabilir fakat ödüle hak kazanma ihtimali için malını ödül sahibine teslim etmez.
Prop firm modelinde ise kişi önce kendi malını şirkete veriyor. Ancak bu ödeme sayesinde büyük ödüle ulaşabileceği sürece girebiliyor. Aradaki fark açıktır.
Müsabaka veya yarışma iddiasında da benzer bir sorun var. Bir sponsor ödül koyar ve yarışmacılar herhangi bir bedel riske etmeden o ödül için yarışırsa makuldür. Buna karşılık herkes sisteme para koyuyor, kaybedenlerin parası sistemde kalıyor ve daha küçük bir kesim büyük ödemeye ulaşıyorsa burada basit bir yarışmanın ötesine geçmişsiniz demektir. Yapıya “yetenek sınavı” adı verilmesi de ücret ile muhtemel ödül arasındaki bağı ortadan kaldırmaz.
Her prop firm aynı hükümde midir?
Burada bütün prop firm modellerini aynı torbaya koymak isabetli olmaz. Bir şirket katılımcıdan giriş bedeli almadan onu seçebilir. Ardından gerçek sermayesini tahsis eder, gerçek piyasa riskini üstlenir ve gerçek işlemlerden doğan kazancı önceden belirlenmiş oranlarla paylaşabilir. Böyle bir ilişki, mudarabe, vekâlet veya hizmet sözleşmesi gibi farklı akitler çerçevesinde kendi şartları içerisinde ele alınabilir.
Aynı şekilde kişi yalnızca makul bir yazılım, eğitim veya performans ölçme hizmeti satın alıp ödül sistemine girmek için malını riske etmiyorsa o işlem de ayrıca değerlendirilir.
Bizim burada eleştirdiğimiz model daha sınırlı ve açıktır: Katılımcıdan ücret alan, ona gerçek sermaye tahsis etmeyen, işlemleri simülasyonda tutan ve ödenen ücret sayesinde çok daha yüksek gerçek para kazanma ihtimali sunan perakende prop firm modeli.
Bu model özelinde mesele sadece ücret yapısıyla da sınırlı kalmayabilir. Simülasyonda takip edilen işlemlerde kaldıraç, CFD, açığa satış, swap/faiz ve gerçekte sahip olunmayan varlıkların fiyat farkı üzerinden alınıp satılması gibi başka fıkhî meseleler de bulunabilir. Bunların her biri ayrıca değerlendirilmelidir. Ancak henüz o aşamaya gelmeden, challenge ücreti ile payout arasındaki ilişkide başlı başına ciddi bir problemler bulunmaktadır.
Hülasa
Yeni nesil prop firm modeli, sermayesi bulunmayan yetenekli işlemcilerin fonlanması şeklinde pazarlanıyor. Fakat birçok örnekte kişiye gerçek bir sermaye teslim edilmiyor. Katılımcı gerçek bir ücret ödüyor, hayalî bir bakiye üzerinde işlem yapıyor ve belirlenen şartları yerine getirirse gerçek para kazanma ihtimaline ulaşıyor.
Şirket ise çok sayıda kişinin ödediği challenge ve yeniden deneme ücretlerinden gelir elde ediyor. Daha küçük bir kesime payout yapıyor. Aynı zamanda başarılı işlemcileri kendi maliyetine katlanmadan tespit etme imkânı buluyor. Bu yönüyle sistemin finansal mimarisi, sağlıklı bir sermaye ortaklığından ziyade katılımcıların kazanma arzusunu gelire dönüştüren bir yapıya benziyor.
Kanaatimce challenge ücretini yalnızca bir hizmet bedeli saymak işlemin gerçek maksadını açıklamaya yetmiyor. Katılımcının bedeli kesin olarak ödemesi, başarısızlıkta bu bedeli kaybetmesi ve başarı hâlinde katbekat yüksek bir parasal menfaat elde etme ihtimaline kavuşması sebebiyle garar ve meysir vasıfları ağır basıyor. Bu yapıyı icâre, cuâle veya meşru bir müsabaka olarak temellendirmek de ikna edici görünmüyor.
Burada işlemcinin emeğini, bilgisini veya yıllarca geliştirdiği yeteneğini küçümsemiyorum. Ancak emeğin bulunması her kazancı meşru hâle getirmez. Kazancın meşruiyeti, emeğin hangi akit içinde ve hangi malî ilişki üzerinden karşılık bulduğuyla ilgilidir.
Hasıl-ı kelam; gerçek sermaye tahsis etmeyen, buna karşılık ücretli bir eleme üzerinden gerçek parasal ödül vaat eden prop firm modeli masum bir simülasyon hizmeti olarak görülemez. Finansal yapısı ciddi bir menfaat çatışması doğurmakta ve fıkhî açıdan garar ve meysir unsurları sebebiyle meşruiyetten uzak bir görünüm arz etmektedir.
Eksiklerimiz veya gözden kaçırdığımız hususlar varsa belirtmekten çekinmeyiniz. Hatadan berî olan ve en doğrusunu bilen yalnızca Allah’tır (c.c.). Vesselam.
Doç. Dr. Muhammet Fatih Canbaz
BAİBÜ / Finans ve Bankacılık