Dr. Yunus Emre Aydınbaş – Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi
Geçtiğimiz günlerde finansal basında yer alan bir haber, katılım bankacılığı sektöründeki yapısal sorunları yeniden gündeme getirdi. Adında “katılım bankası” ifadesi bulunan bir kurumun borsaya açılma sürecinde, Borsa İstanbul’un “katılım endeksi”ne dâhil olamaması dikkat çekici bir paradoks ortaya koydu. Yusuf Dinç bu paradoksu 23/12/2025 tarihli Yeni Şafak köşe yazısında şöyle ifade ediyor: “Bankanın sahipliğinin böyle bir halka arzda katılım endeksine dâhil olunmasına engel oluşturduğu düşünülüyor.”
Bir finansal kuruluş, isminde “katılım bankası” yazmasına rağmen, “katılım endeks” kriterlerini sağlayamıyor. Bu, yalnızca teknik bir tutarsızlık mı, yoksa sektörün temel yapısına ilişkin daha derin soruları mı gündeme getiriyor?
Ortaklık Yapılarındaki Çelişkiler
Sektöre ilişkin dikkat çekici bir husus, bazı katılım bankalarının ortaklık yapılarıyla ilgili. Geçmişte, ülkemizdeki bir katılım bankasının ana ortağının konvansiyonel bir banka olduğu bilinen bir gerçekti. Faiz temelli iş modeliyle çalışan bir kuruluş, İslâmi finans iddiasındaki bir kuruluşun ana hissedarı konumundaydı. Mantıksal tutarlılık açısından sorunlu olan bu durum yeterince tartışılmadı.
Geleneksel bankalarla çalışmanın caiz olmadığı argümanıyla meşruiyet zeminini kuvvetlendiren katılım bankalarının, konvansiyonel bankalarla iş birlikleri içinde olması dikkat çekici bir tezat. Bu çifte standart sorunu, üzerinde düşünülmesi gereken önemli bir husus.
Operasyonel Zorluklar
2020-2025 yılları arasında, bazı katılım bankaları kamu kurumlarının maaş ödeme işlemlerini üstlenmişti. Binlerce kamu çalışanı, dinî hassasiyetleri gerekçesiyle bu bankalara yönlendirilmişti. İslami değerler, insanların işlerini kolaylaştırmayı ve güzel muameleyi öngörür. Dinî hassasiyetlere dayalı hizmet sunan kurumların, yüksek kaliteli hizmet standartlarını sağlama sorumluluğu bulunur. İslami kimlik taşıyan kurumlar söz konusu olduğunda, aksaklıklar sadece ticari sorun olmaktan çıkar, dinî değerlerin araçsallaştırılması tartışmasını da beraberinde getirir.
İçselleştirme Sorunu
Yusuf Dinç’in tespiti, sektördeki bazı aktörlerin katılım bankacılığına tam bir içselleştirmeyle girmediğine dair önemli bir işaret. Bazı bankalar, katılım bankacılığını pazar fırsatı olarak değerlendirmiş görünüyor.
Bu durum, terminolojik değişikliklerle kendini gösteriyor:
• Gecikme faizi → Gecikme cezası
• Faizli mevduat → Kâr garantili katılma hesabı
• Faizli kredi → Kâr paylı finansman
Kritik soru: İsimlendirme değişiklikleri işlemlerin mahiyetini de değiştiriyor mu? Fıkhi gelenekte, hükümlerin isimlere değil, özlere göre belirlenmesi önemli bir ilkedir.
Katılım Endeksine Dâhil Olamayan Katılım Bankası Paradoksu
Bir finansal kuruluş, katılım bankası kimliğini taşımasına rağmen Borsa İstanbul’un katılım endeksine dâhil olamıyor. Borsa İstanbul katılım endeksi, İslâmi ilkelere uygunluğu denetleyen bir mekanizma. Bir kurumun katılım bankası olarak faaliyet göstermesine rağmen bu endeksin kriterlerini karşılayamaması nasıl değerlendirilebilir? Bu paradoksu çözme yöntemi olarak ortaklık yapısında kâğıt üzerinde değişiklikler yapılması, sorunun özüne çözüm getirmekten ziyade biçimsel bir uyum sağlama girişimidir. Bu gelişmelerden sonra sektörün alarm moduna geçip öz bağışıklık sistemi geliştirmesi gerekir.
Dinî Hassasiyetlerin Ticari Amaçlarla Kullanılması
Modern finansal sistem içinde, tam anlamıyla İslâmi ilkelere uygun bir bankacılık sistemi oluşturmanın önemli zorlukları bulunur. Ancak kritik olan, bu zorluğa karşı sergilenen tutum ve iletişim stratejisidir. İki yaklaşım söz konusu:
1. Dürüst/Şeffaf yaklaşım: Mevcut sistem içinde İslami ilkelere mümkün olduğunca yakın bir model sunmaya çalışıyoruz ancak tam uyumun zorluklarını kabul ediyoruz.
2. İdealize yaklaşım: Bizim sistemimiz tamamen İslami ve helal, diğer bankalar tamamen gayr-i İslâmi ve haram.
“Herhangi bir bankayla çalışmak zamanımızda bir ihtiyaçsa bu gerekçeye bağlı olarak o bankayla çalıştığımızı açıkça itiraf etmek, hileli işler yapmaktan, karayı ak göstermekten daha dürüsttür.” Bu yaklaşım, entelektüel dürüstlük ve şeffaflık açısından önemli bir perspektif sunar. Gerçeği olduğundan farklı sunmak, kısa vadede ticari kazanç sağlayabilir ancak uzun vadede hem dinin hem de toplumun bu değerlere olan güveninin zedelenmesine neden olur.
Fıkhî Tutarlılık İlkesi
Fıkıh metodolojisinde temel bir diğer ilke de aynı özellikleri taşıyan işlemler, aynı hükme tabi olmasıdır. Buna göre:
• Eğer bir işlem katılım bankasında caiz ise konvansiyonel bankada da caiz olmalı.
• Eğer bir işlem konvansiyonel bankada caiz değilse katılım bankasında da caiz olmamalı.
Öncelik: Toplumun Faydası
Müslüman toplumu korumak ile katılım bankalarını himaye etmek, farklı şeylerdir. Müslüman toplumun korunması; vatandaşların dinî hassasiyetlerinin araçsallaştırılmamasını, kaliteli hizmet alabilmelerini, şeffaf bilgilendirilmelerini gerektirir. Öncelik, kurumların menfaati değil, toplumun faydası olmalı.
İtibar Meselesi
Bu tartışmada en kritik husus, İslami değerlerin toplum nezdindeki itibarıdır. İslâmi kimliğini haiz bir kurumdan hizmet alırken karşılaşılan aksaklıklar sadece o kurum hakkında değil, İslâmi değerler hakkında da olumsuz izlenim oluşturur. Toplum, özellikle genç nesiller, bu tutarsızlığı görüyor ve İslâmi değerlerle uygulamalar arasındaki farkı ve hatta uygulayıcıları sorguluyor. Dinî hassasiyetlerin araçsallaştırılması, dinin toplumsal itibarına zarar verir.
Çözüm Önerileri
Katılım bankacılığı aktörlerine:
- Terminolojik Dürüstlük: Eğer kurumlarımız tam anlamıyla İslâmi ilkelere uygun çalışmıyorsa “İslami ilkelere yaklaşmayı hedefleyen” gibi gerçekçi tanımlama kullanılabilir.
- Şeffaf İletişim: Konvansiyonel bankalarla ilişkilerin veya uygulamalardaki zorlukların kamuoyuna şeffaf açıklanması önemli.
- Hizmet Kalitesi: İslami kimliğin gerektirdiği yüksek ahlâki standartların hizmet kalitesinde gösterilmesi gerekir.
İlmî/Akademik camiaya:
- Fıkhi Tutarlılık: Yapılan işlemler, diğer bankaların yaptıklarıyla özü itibarıyla aynıysa farklı hükümler verilmesinden kaçınılmalı.
- Bağımsız Denetim: Katılım bankalarının İslâmi ilkelere uygunluğunun bağımsız danışma kurullarınca denetlenmesi ve şeffaf paylaşılması önemli.
- İlmî Birikim: Sektörü denetleyebilecek yetkinlikte hem konvansiyonel bankacılık hem de İslâm dünyasının 15 asırlık fıkhi birikimine vâkıf uzmanlar yetiştirmek olmazsa olmaz.
İslami Değerleri Koruma Sorumluluğu
Müslüman imajını korumak ve din istismarıyla mücadele etmek her Müslümanın görevidir. Bu, kolektif bir sorumluluğa işaret eder. İslâmi değerlerin toplumsal itibarını korumak, yalnızca dinî otoritelerin değil, her bilinçli vatandaşın görevidir. Unutulmamalıdır ki dinî değerlerin toplumsal itibarını korumak, bu değerlere sahip çıkanların en temel sorumluluğudur.










