Anasayfa Köşe Yazıları 2026-2028 Orta Vadeli Programı: Fırsatlar, Zorluklar ve Çelişkiler

2026-2028 Orta Vadeli Programı: Fırsatlar, Zorluklar ve Çelişkiler

by Sumeyra Aydın

Türkiye ekonomisi, son yıllarda yüksek enflasyon, döviz kuru oynaklığı ve cari açık gibi makroekonomik zorluklarla mücadele ederken, geçtiğimiz Eylül ayında açıklanan 2026-2028 Orta Vadeli Program (OVP) bu sorunlara yönelik kapsamlı bir politika seti sunmaktadır. Bu metin, söz konusu programı ekonomi-politik çerçevesinden ele alarak, programın hedefleri, araçları ve olası etkileri üzerine sistematik bir analiz gerçekleştirmeyi hedeflemektedir. Bu amaçla, programın güçlü ve zayıf yönleri, kamu mali yönetimi ve özel sektör açısından doğuracağı fırsat ve tehditler, program metninde tespit edilen içsel çelişkiler ve nihayetinde para politikasına ilişkin özel bir değerlendirme sunulacaktır.

1. Programın Genel Çerçevesi

Peşinen ifade edilmelidir ki, Türkiye’nin ekonomik ve toplumsal koşullarından bir ekonomik program yapmanın güçlükleri doğrudan fark edilmektedir. Bu zorluklar sebebiyle olsa gerek programda muhtelif toplumsal ve sınıfsal kesimlerin çıkarlarının ve politika tercihlerinin uzlaştırılmaya çalışıldığı görülmektedir.

OVP’nin, temelde üç ana eksen üzerine inşa edildiğini görmekteyiz;

(1) Enflasyonun kontrol altına alınması ve fiyat istikrarının sağlanması,

(2) Mali disiplinin sürdürülmesi ve kamu maliyesinin güçlendirilmesi,

(3) Yeşil ve dijital dönüşüm odaklı yapısal reformlarla sürdürülebilir ve yüksek katma değerli büyümenin tesis edilmesi.

Program, On İkinci Kalkınma Planı ile uyumlu olarak, makroekonomik istikrarın sağlanmasını uzun vadeli kalkınmanın ön koşulu olarak görmekte, ancak aynı zamanda yapısal dönüşümü de aynı derecede önemsemektedir.

1.1. Güçlü Yönler

  • Kapsamlı Yapısal Reform Vizyonu: Program, sanayide yüksek teknoloji ve katma değerli dönüşüm, Ar-Ge ve yenilik ekosisteminin güçlendirilmesi, beşerî sermayenin niteliğinin artırılması ve yeşil/dijital dönüşüm gibi alanlarda somut adımlar öngörmektedir. Bu, Türkiye ekonomisinin orta-uzun vadede rekabet gücünü artırmaya yönelik olumlu bir yaklaşım olarak değerlendirilebilir. Ancak her dönüşümün yani eskiyi bırakıp yeniyle kuşanmanın bir maliyeti vardır. Bu maliyetin, toplum kesimleri arasında nasıl ve hangi aktarım mekanizmaları ile bölüştürüleceği, bir diğer ifadeyle bu maliyete kimlerin ne ölçüde katlanacağı belirsizliğini korumaktadır.
  • Mali Disiplin Vurgusu: Kamu açıklarının ve borç stokunun GSYH’ye oranının düşürülmesi, harcamalarda etkinliğin artırılması ve kayıt dışı ekonomiyle mücadele hedefleri, makroekonomik istikrar açısından hayati öneme sahiptir. Bu amaca ulaşmanın iki yolu vardır. Birinci yol, teknik olarak kolay, kısa sürede sonuç veren ama toplumsal ve politik maliyeti yüksek bir seçenektir. Toplumsal maliyeti yoksulluk, politik maliyeti ise iktidarı kaybetmektir. Bu yol, borçlanma ihtiyacını azaltmaktır. Bunun için ya kamu harcamalarının azaltılması ya vergi gelirlerinin artırılması ya da her ikisinin eşanlı olarak yapılması gerekir. Kamu harcamalarının, Türkiye ekonomisinin yaklaşık %35’ini oluşturduğu düşünülecek olursa bu seçenek, özellikle sosyal harcamalarda bir kısıntıya gidilmesi durumunda, gelir adaletsizliği ve yoksulluğu derinleştirme riskini haizdir. Dolaylı tüketim vergilerinin toplam vergi gelirlerinin yaklaşık %65’ini oluşturduğu bir kamu geliri kompozisyonunda vergi gelirlerinin      arttırılması doğrudan hane halklarının tüketimlerinin azaltılması sonucunu doğurma riski vardır. Ancak bu durum seçici vergilendirme politikalarıyla azaltılabilir. Zorunlu tüketim mallarından alınan vergi oranları sabit tutulurken, lüks mal ve hizmetlerden ve servet unsurlarından alınan vergiler artırılabilir.

Vergi gelirlerinin artırılmasının bir diğer yolu ise vergi tabanının genişletilmesidir. Kayıt dışı ekonomiyle mücadele vergi tabanının genişletilmesinde en etkili araçlardan biridir. Kamu harcamalarını azaltmanın alternatifi ise harcama etkinliğini artırmaktır. Kamu harcamalarında etkinlik ve verimlilik artışı, mali disiplin hedeflerine ulaşılmasını kolaylaştırabilir.

Mali disiplin önündeki en kritik tehdit yaşlanan nüfustur. Yaşlanan nüfus, bir yandan üretken nüfusun azalması diğer yandan da sosyal bakım ve yardıma muhtaç nüfusun artması anlamına gelmektedir. Bu durum sosyal yardım programları ve sosyal harcamalar yoluyla kamu maliyesi üzerinde baskı oluşturabilir.

1.2. Zayıf Yönler

  • Büyüme-Enflasyon Dengesine İlişkin Belirsizlikler: Program, 2026-2028 döneminde sırasıyla %3.8, %4.3 ve %5.0 büyüme öngörmektedir. Enflasyonun ise 2026 sonunda %16’ya, 2028 sonunda ise %8’e düşürülmesi hedeflenmektedir. Bu hedefler, sıkı para ve maliye politikaları altında potansiyel büyümenin üzerinde bir büyüme patikası öngörmekte olup ya enflasyon ya da büyüme hedeflerinin gerçekleşmesini zorlaştırabilir.
  • Dış Finansman Bağımlılığı ve Cari Açık: Cari işlemler açığının GSYH’ye oranının 2028’de %1.0’e düşürülmesi hedeflense de bu oranın finansmanına yönelik net bir strateji sunulmamaktadır. Doğrudan yabancı yatırımlar (DYY) hedefi belirgin değildir. Diğer yandan dış sermaye her zaman ekonomik, toplumsal ve politik riskleri beraberinde getirmemektedir. Zira dış sermaye geldiğinden çok daha hızlı bir şekilde o ülkeden çıkabilmektedir. OVP’den anlaşılabildiği kadarıyla dış kaynak girişine olan bağımlılık devam etmektedir. Dış sermayeye olan ihtiyacı azaltmanın kalıcı yolu ise üretimi ve tasarruf seviyesini artırmaktır. Bunun alt koşullarından biri de ithalatı azaltarak ihracatı artırmaktır.
  • Uygulama ve Koordinasyon Kapasitesine İlişkin Endişeler: Program, çok sayıda reform ve politika önlemi içermektedir. Programın başarısı, bu önlemlerin farklı kamu kurumları ve sosyal taraflar nezdinde etkin bir şekilde koordine edilip uygulanabilmesine bağlıdır. Cumhurbaşkanlığı yönetim sistemi, ihtiyaç duyulan koordinasyonun etkin bir biçimde sağlanabilmesi için önemli bir imkandır.
  • Dışsal Kırılganlıklar: Program, küresel ticaret savaşları, jeopolitik gerilimler ve emtia fiyatlarındaki oynaklık gibi dışsal şoklara karşı ekonomi direncini artırmaya yönelik somut politikalar önermekte yetersiz kalmaktadır.

2. Özel Sektör Açısından Fırsatlar ve Tehditler

OVP’de yer alan en açık fırsat Yeşil ve Dijital Dönüşüm alanındadır. YEKA -yenilenebilir enerji kaynakları- projeleri, enerji verimliliği, dijitalleşme teşvikleri ve Ar-Ge destekleri, özel sektör için yeni yatırım ve iş alanları yaratacağı açıktır. Ancak bu noktada tahkim edilmesi gereken iki önemli cephe vardır. Birincisi KOBİ cephesidir. İhracat destekleri, pazar çeşitlendirmesi ve ihracatın finansmanına yönelik desteklerle KOBİ’lerin uluslararası pazarlara açılması kolaylaştırılmalıdır. İkincisi ise finans cephesidir. Finansal derinleşme, para ve sermaye piyasalarının derinleştirilmesi ve alternatif finansman kaynaklarının, özelikle İslami finans enstrümanlarının geliştirilmesiyle özel sektörün finansmana erişimini iyileştirilmelidir. Buradaki kritik unsur, herkese ucuz ve bol finansman sağlanmasından ziyade, orta vadeli planı destekleyen ekonomik faaliyetlerin ve doğru şirketlerin finanse edilmesidir. Bir diğer ifadeyle, OVP’de de bahsedildiği üzere, yatırım, istihdam, üretim ve ihracatı artırmaya yönelik kredilerin desteklenmesi belki de tüm sorunların çözümü olabilecek anahtar bir uygulama olarak karşımızda durmaktadır. Seçici kredi politikaları, yüksek genel faiz ortamının olumsuz etkilerini hafifletirken enflasyon hedeflemesini de destekleyecek en etkin politika aracıdır.

Sıkı Para Politikası, enflasyonla mücadele kapsamında uygulanacak sıkı para politikasının, kredi maliyetlerini artırarak özel sektör yatırımlarını olumsuz etkileyeceği açıktır. Ancak ihracatı destekleyici ucuz finansman çözümleri devreye alınmalıdır. Böylece yüksek finansman maliyetlerinin neden olacağı iç talepte yavaşlamanın etkileri de minimize edilebilir.

3. Programdaki Çelişki ve Tutarsızlıklar

OVP metni incelendiğinde, bazı alanlarda içsel çelişkiler ve tutarsızlıklar dikkat çekmektedir:

  • Çelişki 1: Büyüme Hedefleri ile Enflasyon Hedefleri Arasındaki Gerilim: Program, 2028’de %5’lik bir büyüme öngörürken, aynı dönemde enflasyonun %8’e düşürülmesini hedeflemektedir. Potansiyel büyümenin üzerinde seyreden bir büyüme, genellikle enflasyonist baskıları artırır. Sıkı para ve maliye politikaları uygulayarak bu büyümenin sağlanmaya çalışılması, birbiriyle çelişen iki hedefin aynı anda takip edilmesi anlamına gelmektedir. Bu durum ya büyüme hedeflerinden vazgeçilmesine ya da enflasyon hedeflerinin tutturulamamasına yol açabilir.
  • Çelişki 2: Mali Disiplin ile Kamu Yatırım Harcamaları Arasındaki Denge: Program, kamu açığını düşürmeyi taahhüt ederken, diğer yandan demiryolu bağlantıları, afete dayanıklı yapılaşma, yeşil dönüşüm gibi kamu altyapı yatırımlarının etkinleştirilmesinden bahsetmektedir. Bu iki hedef arasında kaynak tahsisi konusunda bir gerilim bulunmaktadır. Kamu yatırımlarının artırılması, kısa vadede mali disiplin hedeflerini zorlaştırabilir.
  • Çelişki 3: Dalgalı Kur Rejimi ile Rezerv Birikimi ve İhracat Teşviki: Program, dalgalı döviz kuru rejimini sürdüreceğini belirtmektedir. Ancak, aynı zamanda rezerv birikimini artırmayı ve ihracatı teşvik etmeyi hedeflemektedir. Dalgalı kur rejiminde Merkez Bankası’nın döviz rezervi biriktirmek için piyasaya müdahalesi, kur üzerinde yapay bir baskı oluşturabilir ve bu da ihracatçıların rekabet gücünü olumsuz etkileyebilir. İhracatı teşvik etmek için rekabetçi bir kur gerekli iken, rezerv birikimi için güçlü bir TL tercih edilebilmektedir.
  • Çelişki 4: Kredi Büyümesinin Sınırlandırılması ile Yatırım ve İhracat Kredilerinin Desteklenmesi: Program, enflasyonla mücadele kapsamında kredi büyümesini sınırlandırmayı öngörürken, diğer taraftan yatırım, istihdam, üretim ve ihracatı artırmaya yönelik kredilerin desteklenmesinden bahsetmektedir. Bu iki politika arasında operasyonel bir çelişki bulunmaktadır. Açıkça ifade edilmelidir ki, programda bankaların kredi tahsisinde bu ayrımı nasıl yapacağı ve bunun denetim mekanizmalarının nasıl işleyeceği net değildir. Hatta geleneksel bankacılık sisteminin bu politikayı işletecek mekanizmaları, operasyonel kapasitesi bulunmamaktadır. Diğer yandan İslami finans kurumları seçici kredilerin kullandırılmasında yerindelik denetimi yapacak mekanizmaları zaten barındırmaktadır. Zira katılım finansman kurumları, her finansman işleminde İslami finans standartlarına aykırı iş ve işlemleri önleyebilmek için benzer bir yerindelik denetimi yapmaktadır.

4. Para Politikasına İlişkin Öngörüler

OVP’de faiz politikasına doğrudan atıfta bulunulmamakla birlikte, “sıkı para politikası”, “enflasyon hedeflemesi” ve “dalgalı döviz kuru rejimi” ifadeleri ile dolaylı olarak çerçeve çizilmektedir.  Enflasyon hedeflemesi ve dalgalı kur rejimine bağlılığın vurgulanmasının, politika öngörülebilirliği açısından olumlu olduğu ifade edilmelidir. Para politikasının, maliye ve gelirler politikaları ile eşgüdüm içinde yürütüleceğinin belirtilmesi, enflasyonla mücadelede bütüncül bir yaklaşıma işaret etmektedir. Türk lirası mevduatın toplam mevduatlar içindeki payının artırılması ve vadesinin uzatılması, dolarizasyonun azaltılması ve para politikası aktarım mekanizmasının güçlendirilmesi açısından önemli bir makro ihtiyati tedbir olmakla birlikte mevcut koşullar içerisinde iyi niyetli bir temenniden öteye gidemeyeceği açıktır.

Program, politika faizine doğrudan yer vermemekte, bu da enflasyonla mücadelenin temel aracı haline getirilen “faiz oranları” konusunda kamu kesiminin tavrında bir belirsizlik yaratmaktadır. Programda yer verilen “sıkı para politikası” ifadesinin reel pozitif faiz oranlarına tekabül edip etmeyeceği net değildir. Diğer yandan enflasyon hedeflerinin gerçekçiliği de tartışma konusudur. TÜFE’nin 2026 sonunda %16’ya, 2028 sonunda %8’e düşürülmesi hedefi, mevcut enflasyon dinamiklerinde, özellikle hizmet ve gıda enflasyonu ve global enflasyonist baskılar göz önüne alındığında oldukça iddialı görünmektedir. Bu hedeflere ulaşmak, politika faizinin uzun süre yüksek seviyelerde tutulmasını gerektirebilir. Yukarıda belirtilen çelişki, para politikası özelinde de kendini göstermektedir. %5’lik bir büyüme hedefi, faizlerin erken düşürülmesi için baskı oluşturabilir ve bu da enflasyon beklentilerinin çıpasının tabana tutunmasını zorlaştıracaktır.

Sonuç ve Politika Önerileri

2026-2028 Orta Vadeli Programı, Türkiye ekonomisinin yapısal sorunlarına yönelik kapsamlı bir reform paketi sunmakta ve makroekonomik istikrarı yeniden tesis etmeyi hedeflemektedir. Programın güçlü bir vizyonu ve kapsamlı bir politika seti olmasına rağmen, özellikle büyüme-enflasyon dengesi, uygulama kapasitesi ve bazı içsel çelişkiler açısından önemli riskler ve belirsizlikler barındırmaktadır.

Programın başarı şansını artırmak için aşağıdaki politika önerileri dikkate alınabilir:

  1. Öncelik Netleştirilmeli: Enflasyonla mücadele, diğer tüm makroekonomik hedeflerin önüne konulmalı ve büyüme hedefleri bu öncelikle uyumlu hale getirilmelidir. Kısa vadede büyümeden taviz verilmesi, orta vadede daha sağlam bir büyüme patikasının inşasına olanak tanıyabilir.
  2. Politika Tutarlılığı Sağlanmalı: Para, maliye ve gelirler politikaları arasındaki eşgüdüm güçlendirilmeli ve programda tespit edilen içsel çelişkiler giderilmelidir.
  3. Uygulama Mekanizmaları Güçlendirilmeli: Reformların hayata geçirilmesi için gerekli kurumsal kapasite, koordinasyon mekanizmaları ve izleme-değerlendirme sistemleri oluşturulmalıdır.
  4. Sosyal Diyalog Genişletilmeli: Programın toplumsal destek bulabilmesi ve olası sosyal maliyetlerin yönetilebilmesi için iş dünyası, sendikalar ve sivil toplum kuruluşlarıyla etkin bir diyalog süreci yürütülmelidir.
  5. Dışsal Şoklara Karşı Direnç Artırılmalı: Küresel belirsizliklere karşı daha güçlü bir dış politika yaklaşımı benimsenmeli, ticaret anlaşmaları çeşitlendirilmeli ve enerji arz güvenliği stratejileri gözden geçirilmelidir.

Sonuç olarak, 2026-2028 OVP, Türkiye ekonomisi için önemli bir dönüm noktası teşkil etmektedir. Programın vaatlerinin gerçeğe dönüşmesi, politika yapıcıların kararlılığı, teknik kapasitesi ve toplumsal mutabakatı sağlama becerisine bağlı olacaktır.

Dr. Yunus Emre Aydınbaş

Benzer Yazılar

Görüşlerinizi Paylaşabilirsiniz

[contact-form-7 id="9959" title="Bulten form"]