Anasayfa Köşe Yazıları İktisadi Aklın Yeniden İnşası: İslam İktisadında “Usul” Üzerine

İktisadi Aklın Yeniden İnşası: İslam İktisadında “Usul” Üzerine

by Sumeyra Aydın

İslam iktisadı, insanın ekonomik davranışlarını vahiyle belirlenen sınırlar içerisinde düzenlemeyi amaçlayan çaba ve çalışmaların bütünü olarak tanımlanabilir. Bu tanım iki ana unsurdan oluşmaktadır: üretim, tüketim ve dağıtım faaliyetlerini kapsayan ekonomik davranışlar ile vahiy tarafından belirlenen, değişmez ilke ve kurallardan oluşan sabit alan.

İslam iktisadının metodolojisi işte bu değişken ve sabit alan arasındaki etkileşim etrafında biçimlenmektedir. Metodoloji, seküler dünyada ortaya çıkan değişken davranışları sabit sınırlara uyarlama (tatbik) sürecini kapsadığı gibi, aynı zamanda ve asıl olarak doğrudan nasslara başvurarak “Allah Teâlâ’nın (cc.) muradını” tespit etme ve iktisadi hayatı bu sabit ilkeler üzerinden inşa etme (istinbat) sürecidir. Bu inşa süreci, vahiyle belirlenen ilkelerin evrensel ve kuşatıcı niteliği sayesinde, her devrin -ne kadar karmaşık olursa olsun- iktisadi ilişkilerine cevap verebilecek bir dinamizme sahiptir.

İslam iktisadının normatif kaynağı, vahiy temelli delillere dayandığı için İslam, usul ilminden bağımsız düşünülemeyecektir. Metodolojinin hem sabit ilkeleri güncel ve değişken iktisadi olaylara uyarlayan (tatbik – geçiş dönemi) boyutu, hem de nasslardan hareketle ideal sistemi inşa eden (istinbat – ideal) boyutu, bir bütün olarak içtihat faaliyeti şeklinde isimlendirilebilir. Bu içtihat faaliyeti rastgele bir akıl yürütme değil; beyan, kıyas ve makasıd saç ayakları üzerine kurulu disiplinli bir sistemdir. Dolayısıyla gerek tatbik gerekse istinbat faaliyeti yürütülürken, bu üç temel adım takip edilmelidir.

Beyan İçtihadı: “İstinbat” Sürecinin Temeli

Nasslardan sabit ilkeleri tespit ederek ideal sistemi inşa etme” olarak tanımladığımız istinbat süreci, en saf ve doğrudan haliyle Beyan İçtihadı’nda vücut bulur. Bu aşamada, İslami iktisat içtihad şurası, henüz dış dünyadaki değişken olaylara (tatbik) bakmadan önce, Arapça olan nassların (ayet ve hadislerin) dil kuralları çerçevesinde neyi “inşa ettiğini” anlamaya çalışır. İslam iktisadının bazı kuralları, “tatbik” edilerek esnetilemeyecek kadar kesin “sabitler” üzerine kuruludur. Beyan, işte bu sabitleri nassın içinden çıkarma faaliyetidir.

Örneğin, faiz (riba) yasağı, İslam iktisadının üzerine inşa edildiği en temel “sabit” ilkedir. Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır:


“Faiz yiyenler, ancak şeytanın çarptığı kimsenin kalktığı gibi kalkarlar. Bu, onların, ‘Alışveriş de faiz gibidir’ demelerindendir. Oysa Allah alışverişi helal, faizi haram kılmıştır.” (Bakara, 2:275)


Burada Beyan içtihadı devreye girer; “Riba” (karşılıksız fazlalık) ve “Bey” (Alışveriş) kelimelerinin dilsel analizini yaparak hükmü istinbat eder (ortaya çıkarır). Ayetin lafzi delaleti, Kapitalizmin “para paradan kazanılır” iddiasını kökten reddeder. Bu aşamada henüz modern bankacılık sistemine bir uyarlama (tatbik) yapılmaz; önce sistemin değişmez anayasası, yani faizin haramlığı sabitlenir.

Benzer şekilde, mülkiyetin korunması ve haksız kazancın önlenmesi konusundaki hükümler de bu istinbat sürecinin konusudur. Yüce Allah şöyle buyurur:


“Ey iman edenler! Mallarınızı aranızda batıl yollarla yemeyin. Ancak karşılıklı rıza ile yapılan ticaret başkadır.” (Nisa, 4:29)


Buradaki “batıl yol” ifadesinin nassdan istinbat edilmesi; kumarı, rüşveti ve aldatmayı sistemin dışına iter. Hz. Peygamber’in (s.a.v.) şu hadisi de bu lafzi sınırların net bir beyanıdır:

“Bizi aldatan bizden değildir.” (Müslim, İman, 164)

Görüldüğü üzere Beyan İçtihadı, İslam iktisadının iskeletini oluşturur. Sabitler burada belirlenir ki ileride yapılacak “tatbik” işlemleri bu sınırlara takılmadan yapılabilsin.

Kıyas İçtihadı: “Tatbik” Sürecinin Motoru

Giriş kısmında “sabit ilkeleri güncel ve değişken iktisadi olaylara uyarlama” olarak tanımladığımız tatbik süreci, en yoğun şekilde Kıyas İçtihadı ile işler. Çünkü iktisadi hayatın “değişken alanı” (üretim, tüketim, yeni finansal araçlar) sürekli yenilenir. Kripto varlıklar, kredi kartları veya futures piyasalar Hz. Peygamber döneminde lafzen mevcut değildi. Dolayısıyla bunlar için doğrudan bir “Beyan” (açık lafız) bulamayız.

İşte bu noktada, hükmü nassla istinbat edilmiş (sabit) bir mesele ile, yeni ortaya çıkan (değişken) mesele arasında bağ kurularak tatbik işlemi yapılır.

İslam iktisadında paranın ve mübadelenin mantığını kuran en meşhur hadis şudur:


“Altın altınla, gümüş gümüşle, buğday buğdayla, arpa arpayla, hurma hurmayla, tuz tuzla başa baş ve peşin olarak satılır. Kim artırır veya fazla alırsa faiz yapmış olur.” (Müslim, Müsakat, 81)


İslami iktisat içtihad şurası bu hadisi ele alarak modern paralar için “Tatbik” yapar. Süreç şöyle işler: İstinbat: Hadisteki altın ve gümüşün hükmü “semeniyet” (para olma) vasfına dayalıdır. Bu sabit ilkedir. Tatbik: Günümüzdeki kağıt paralar, dijital cüzdanlar veya kripto varlıklar da “para olma” işlevini görmektedir (Değişken). Sonuç: Öyleyse bu hadisin hükümleri, modern paralara da uygulanır. Eğer Kıyas yöntemi olmasaydı, istinbat ettiğimiz ilkeler 7. yüzyılda asılı kalır ve bugüne tatbik edilemezdi. Bu yöntem, İslam iktisadının modern çağın finansal sorunlarına cevap üretmesini sağlayan dinamik güçtür.

Makasıd İçtihadı: Kıyasın Yetmediği Yerde “İstinbat” Kaynağı

Eğer hükmü aranan yeni bir meselede (değişken), ne doğrudan bir nass (sabit/beyan) ne de kıyas yapılabilecek benzer bir örnek (Kıyas) bulunabiliyorsa, sistem kilitlenmez. İşte tam bu noktada Makasıd İçtihadı, sadece bir denetleyici olarak değil, doğrudan hüküm üreten (istinbat) bir kaynak olarak devreye girer.

Burada hem seküler dünyada ortaya çıkan değişken davranışları sabit sınırlara uyarlama hem de doğrudan nasslara başvurarak “Allah Teâlâ’nın (cc.) muradını” tespit etme ve iktisadi hayatı bu sabit ilkeler üzerinden inşa etme konusunda uzman isimlerden oluşan İslami iktisat içtihad şurası, özel bir delil bulamadığı için, İslam’ın genel inanç ve amaçlarına (Makasıdu’ş-Şeria) başvurur. Dayanılan temel asıl, “Hükümlerin insanların yararına (Maslahat) konulmuş olduğu” prensibidir. Yani tatbik edilecek özel bir kural yoksa, genel gaye üzerinden kural istinbat edilir.

İslam iktisadı, Liberalizm gibi bireysel çıkarı veya Sosyalizm gibi devlet çıkarını değil, “toplumsal yararı” esas alır. Örneğin, modern dönemde ortaya çıkan “çevre kirliliği vergisi” veya “imar düzenlemesi” gibi konularda özel bir nass veya kıyas bulunmayabilir. Ancak içtihad şurası, doğrudan şu ayetin genel amacına tutunarak hüküm verir:


“…Ta ki o mal, içinizden sadece zenginler arasında dolaşan bir devlet (güç ve iktidar aracı) olmasın…” (Haşr, 59:7)


Bu ayet, servetin tabana yayılmasını “amaç” (maksat) olarak belirlemiştir. Dolayısıyla özel bir yasaklayıcı metin olmasa bile, gelir dağılımını bozan her türlü yeni finansal türev araç, doğrudan bu “maksat” üzerinden haram hükmü alabilir. Burada Makasıd, boşluğu dolduran aktif bir istinbat aracıdır.

Ayrıca Hz. Peygamber’in (s.a.v.) şu genel kaidesi, kıyasın tıkandığı yerde en büyük dayanaktır:

“Zarar vermek ve zarara zararla karşılık vermek yoktur.” (İbn Mâce, Ahkâm, 17)

Bu hadis ışığında; fabrikaların atık yönetimi veya gıda güvenliği gibi modern meselelerde, kıyas yapılacak eski bir örnek aranmaz. Doğrudan “zararın önlenmesi” ilkesi üzerinden, bu faaliyetleri kısıtlayan hükümler inşa edilir (istinbat) ve hayata tatbik edilir.

Metodolojinin Üç Farklı Görünümü

Sadece İstinbat Örneği (İdeal Sistemi İnşa Etme): Konu: Dijital Verinin “Mal” Sayılması Henüz ortada bir alım-satım (değişken olay) yoktur; kavramın tanımı gerekmektedir. Beyan Yöntemi: Şura, önce Kur’an’daki “Mal” (servet/eşya) kavramının dilsel analizini yapar. Nasslardan hareketle; “İnsanın emeğiyle ürettiği, hukuken korunan ve fayda sağlayan her şey maldır” ilkesini istinbat eder (ortaya çıkarır). Sonuç: Kıyasa veya Makasıd’a gitmeye gerek kalmadan, doğrudan Beyan yoluyla dijital varlıkların hukuki statüsü “sabit” bir ilke olarak inşa edilir.

Sadece Tatbik Örneği (Geçiş Dönemi Uyarlaması): Konu: Kredi Kartı Gecikme Cezası İlke zaten bellidir, sorun yeni bir araca uygulanmasıdır. Kıyas Yöntemi: Şura, modern “Kredi Kartı Gecikme Cezası”nı (değişken), İslam öncesi dönemde yasaklanan “Cahiliye Ribası”na (sabit) benzetir. Her ikisinde de ortak illet “borcun vadesi uzadıkça meblağın artması”dır. Sonuç: Hüküm (Haramlık) yeniden inşa edilmez; var olan sabit hüküm, Kıyas yoluyla yeni olaya tatbik edilir.

İstinbat ve Tatbikin Bütünleşik Örneği (Sistem Kurucu Çözüm): Konu: İslami Sigorta (Tekafül) Modeli Mevcut sigorta sistemi faiz içerdiği için reddedilir, Kıyas yolu tıkanır. Şura yeni bir model kurmak zorundadır. Makasıd Yöntemi (İnşa/İstinbat): Şura, nasslardaki “Yardımlaşma (Teavün)” ve “Bağış (Teberru)” kavramlarını kullanarak, İslam’ın “Zararı tazmin etme” gayesine (Maslahat) uygun yeni bir havuz sistemi inşa eder. Kıyas/Beyan (Uyum/Tatbik): Kurulan bu yeni model, mevcut şirketler hukukuna ve finansal denetime tatbik edilir. Sonuç: Kıyasın çözemediği yerde Makasıd devreye girerek hem hüküm üretmiş (İstinbat) hem de modern hayata çözüm sunmuştur (Tatbik).Sonuç olarak İslam iktisat metodolojisi, Beyan ile sabit ilkeleri inşa eder (İstinbat), Kıyas ile bu ilkeleri hayata aktarır (Tatbik) ve Makasıd ile de sistemin rotasını çizer. Nassların lafzi anlamları belirlenirken İslam’ın gaye ve maksatları göz ardı edilemez; aynı şekilde “maksat” bahanesiyle nassların açık hükümleri de yok sayılamaz. Bu metodolojik denge ve bütünlük, İslam iktisadını Pragmatizm veya Oportünizm gibi sadece sonuca odaklı yaklaşımlardan ayıran en temel özelliktir.

Benzer Yazılar

Görüşlerinizi Paylaşabilirsiniz

[contact-form-7 id="9959" title="Bulten form"]