Anasayfa Köşe Yazıları Sabahattin Zaim’in İslam, İnsan ve Ekonomi Eseri Üzerine Bir Mülahaza

Sabahattin Zaim’in İslam, İnsan ve Ekonomi Eseri Üzerine Bir Mülahaza

by

Esma Vatandaş islamiktisadi.net okurları için yazdı!

Prof. Dr. Sabahattin Zaim (d. 15 Mayıs 1926 İştip, Yugoslavya Krallığı) (ö. 10 Aralık 2007, İstanbul), Türk iktisatçı, akademisyen ve eğitimcidir. 1937 yılında İstanbul Fethiye 16. İlkokulu’nu, 1943 yılında İstanbul Vefa Lisesi klasik şubesini (Latince, İngilizce), 1947 yılında Ankara Üniversitesi’nin Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde lisansını, 1950 yılında da Ankara Üniversitesi’nde Hukuk Fakültesi (muadelet) lisansını bitirerek, 1953 tarihinde İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi sosyal siyaset kürsüsüne asistan oldu ve aynı üniversitede doktor, doçent, profesör ve kürsü başkanı olarak görev yapmıştır. Zaim’in çeşitli dillere çevirileri yapılan 20 kitabı, 174 makalesi yayınlanmıştır.

Hayatı ve eserlerinden kısaca bahsettiğimiz Sabahattin Zaim’in “İslam, İnsan ve Ekonomi” eserini irdelemeye geçmeden önce, eserlerinde ve röportajlarında öne çıkan insan algısına, İslam anlayışına ve tahayyül ettiği toplum yaklaşımına kısaca değinmek bu eserin anlaşılması bakımından faydalı olacaktır. Sabahattin Zaim toplumdan ve toplumun meselelerinden uzak biçimde salt bir akademik hayata kapanma anlayışından kaçınarak hayatı boyunca insanı, toplumu ve İslam’ı bütüncül biçimde anlamaya gayret etmiştir. Bu doğrultuda ise hem Müslüman toplumların hem de insanlığın evrensel sorunlarını mesele edinmiş; bu sorunlarla yakından ilgilenerek çözümler aramıştır.

Zaim’e göre toplumların kalkınması ve gelişmesinde en önemli rol sahibi olan, insandır. Bu düşüncesinden dolayı insana ve iktisada dair eserlerinde “güzel insan” yaklaşımını ortaya koymaktadır. Ona göre güzel insan, “yaptığı iş her ne olursa olsun en güzel şekilde ve olması gerektiği gibi yapan ve ahlaklı insan”dır. Örneğin işverenler ve iş-görenler, Zaim’in tanımı itibariyle, güzel insanlar olduklarında çalışma hayatı ve iş dünyası daha güvenli, daha verimli ve daha uzun soluklu başarılara sahip hale gelebilecektir. Burada ahlakilik büyük önem arz etmekte ve önde tutulmaktadır. Bu güzel ahlakın yegâne kaynağı ise İslam dinidir.

Zaim’e göre bireyler ahlaklı olmadıklarında mesleki bilgi, işini en iyi şekilde yerine getirme, liyakat ve donanım gibi diğer özelliklerin hiçbir önemi kalmaz. Zira ahlaksız insanların bilgi, güç ve makam sahibi olması çok daha tehlikelidir. Zaim, ekonominin öznesi olarak düşünüldüğünde insana dair öne çıkardığı bir diğer özellik bir işin “ehil olan insana” verilmesi olduğunu öne sürer. Buradaki ehliyetten maksat ise yalnızca işe dair bir liyakati değil, bütüncül bir bakış açısıyla ele alınan bir ahlaklılık halidir. İş ahlakına sahip güzel insanlar işlerini en iyi, en doğru, en nitelikli biçimde gerçekleştirirler. Dolayısıyla güzel insanlardan oluşan toplum hayatı ve daha özelde iktisadi hayat kalkınmayı, başarıyı ve gelişmeyi beraberinde getirir.

İktisadi kalkınmayı ise bir röportajında Zaim “bir ülkenin, toplumundaki hedeflerinin maddi ve kevnî olan tezahürlerin bir ölçümü” şeklinde tarif eder. İnsanların ise refaha ulaşmak ve felaha ulaşmak şeklinde biri maddi biri manevi olmak üzere iki gayesi olduğunu belirtir. Her insanın hayatta mutlu ve müreffeh olmak isteyeceği vurgusunu yaparak en öz şekilde hedefin insanları ve toplumları mutluluğa ulaştırmak olduğunu söyler. Ancak modern insanın da modern toplumların da bu mutluluk hedefine bir türlü ulaşamadığını vurgular. Burada İslam’ın önemini ön plana çıkararak ve İbn Batuta’nın seyahatnamesinden İslam Dünyasının o dönemlerde tüm dünyaya hâkim oluşunu örnek vererek pasaportsuz, vizesiz, dövizsiz seyahatin ve çalışması belgesi olmaksızın çalışabilmenin (kadılık yapabilmenin) mümkün olduğu bir dönemi anlatır. Bunu da başarılı, adil, ehil ve liyakat sahibi olmanın önemsendiği; ahlaklı, evrensel bir etkiye sahip bir medeniyet oluşturabilmiş olmaya bağlar. Sonrasında ise yaşanan karmaşalardan, çekişmelerden, ahlaksızlıklardan ve bölünmelerden dolayı büyük bir gerileme yaşandığının altını çizer. Dolayısıyla ahlaki olmayan ve adil olmayan hiçbir sistemin başarılı olamayacağı ve uzun vadeli ayakta kalamayacağını ortaya koymaya çalışır.

Esere dönecek olursak, eserin konu içeriğinden, ele aldığı temel meselelerinden ve başlıklarından bahsetmek çerçevenin somutlaşmasını sağlayacaktır. Buna göre Zaim “İslam, İnsan ve Ekonomi” başlıklı eserinde öncelikle İslam dini ile iktisadi eylemlerin ve iktisadi hayatın münasebetini ele alır. Bu çerçevede İslam’ın ortaya koyduğu ilkeleri ve sınırları belli sınıflandırmalar altında sunar. Burada işçi-işveren, üretim-tüketim, yatırımlar, sosyal yardımlar, karz-ı hasen, zekât gibi iktisadın pek çok önemli konusunu İslami ilkeler ışığında incelemeye çalışır. Günümüzden bakıldığında çok basit gelebilecek ancak o dönemde (1992) bu meselelerin yeni yeni gündem yapılabildiği düşünüldüğünde büyük önem taşıyan tespitler ve düşünceler geliştirdiğini kabul etmek gerekir. Zaim daha sonra bir İslam iktisadı modeli ortaya koymaya çalışır. Burada da İslam’ın iktisadi alandaki temel ilkelerine modelin özetine ve insanın rolüne yer verir. Seküler sistemlerin olumsuzluklarını ve zaaflarını ortaya koyduktan sonra Müslüman insanın özelliklerini yani “güzel insan” modelini betimlemeye çalışır. Daha sonra Hz. Peygamberin iktisadi uygulamalarından örnekler vererek İslam iktisadı modelini ve öne sürdüğü insan modelini nasslardan dayanakla güçlendirmeye çalışır. Daha sonra ise İslam iktisadı alanının önemli bir parçasını teşkil eden İslami bankacılığını daha önce konferanslarında kendisine gelen sorular üzerinden cevaplar ile açıklamaya çalışır. Son olarak seküler iktisat anlayışı ile İslam iktisadı anlayışını mukayese ederek eserini nihayete erdirir.

Eserin içeriğinden genel olarak bahsettikten sonra bu eser sayesinde ön plana çıkan ve sonraki çalışmalarda atıf yapılan birkaç husustan bahsetmek isterim. Zaim’in anlayışına göre İslam iktisadında nihai amaç sadece para kazanmak ve bir servet edinmek değildir. İslami anlayıştan hareketle, takip edilmesi gereken asıl amaç insanın belli, yeterli kalitede bir yaşam standardı için gerekli olan ekonomik ihtiyaçlarını gidermektir. İslam iktisadı düşüncesinde de onun pratikteki yansıması olarak İslam bankacılığında da bireyler için tek gaye hizmet etmek olmalıdır. Ekonomik talepleri İslam dini açısından meşru ve faydalı sahalara yöneltmek, üretimi genişletmek, verimi arttırmak, artan tasarrufu faydalı yatırımlara yatırmak ve paylaşımı yaygınlaştırmaktır.

Diğer yandan öne çıkan bir diğer husus, İslam’ın iktisadi ilkelerinin diğer sistemlerden tamamen kopuk ya da bağımsız olmadığı vurgusudur. Fakat İslam’ın iktisadi yönü İslam’ın diğer tüm yönlerine bağımlıdır ve hepsi bir bütün ve uyum teşkil eder. En önemlisi de İslam’da materyalist iktisadın ‘homo–economicus’u yani Batılı anlayıştaki rasyonel insan modeli geçerli değildir.

Bir diğer önemli husus, Sabahattin Zaim’in İslam iktisadının öznesi olarak hareket eden insan, dünyayı elde edilecek, üzerinde tahakküm kurulacak bir yer olarak görmez. Dolayısıyla da dünyaya ait dünyaya dair olan hiçbir şeye karşı da tahakküm üzere yaklaşmaz. Diğer yandan dünyada var olan kaynaklara karşı kıt olduğu düşüncesi yoktur. İnsan, asıl gayesini unutmadan ve kanaatkâr bir tutumla yaşamsal ihtiyaçlarını sağlayacak şekilde ekonomik faaliyetler içine girer.

Son olarak öne çıkan unsur İslam bankacılığını geleneksel bankacılıktan ayıran temel meselenin muhteva ve yapı değişikliğini vurgular. İslam bankacılığını sadece faizsiz bir bankacılık olarak görmenin yanlış olacağını söyleyen Zaim Bir İslami finans müessesesinin iyi anlaşılabilmesi için paranın İslam’daki rolünü ve fonksiyonunu açık bir şekilde tayin etmek gerekir. İslami cihette para sadece bir mübadele vasıtası olarak kabul edilmektedir. Paraya atfedilen değer ve bakış tarzını da buna göre düzenlemek gerekmektedir. Faizin olmayışı da bu nokta ile ilgilidir.

Esere dair kritiğe gelince alanın kült eserlerinden biri olduğu için çok eleştiri yapmak mümkün değildir. Bununla birlikte, genel olarak ağdalı bir dilde yazıldığı için anlaşılırlığı kapalı olduğu söylenebilir. Diğer bir husus, doğrudan bir eser yazımı olmadığı için belirli bir metodolojisi olmadığından dağınık kalmaktadır. Ayrıca başlık ile içerik uyumu doğrudan kurulamamakta; insan meselesi müstakil bir başlık altında değil de daha satır aralarında işlenen bir konu gibi kalmaktadır. Bu hususta başlıkların daha iyi sınırlandırılmış olması daha sarih bir okuma sağlayabilirdi. Diğer yandan sosyal adalet, sosyal servet vs. gibi sosyalizm etkisinde doğan kavramların böyle bir eserde kullanılmış olması eleştirilebilir. Ancak bu noktada dönemin popülist söylemini kullanarak ilgi ve dikkat çekmek istenmiş olabileceği de göz önüne alınabilir.  Bu eser, sempozyumlardan deşifre bir çalışma olduğu için sık tekrarların bulunması okuyucu açısından olumsuz bir durum olabilecektir.

Bir başka önemli husus, borç verme konusunda faize dair okumada yeterince açıklama yapılmamış olmasından kaynaklı olarak konunun çevrelenemediği kanaatindeyim. Bireylerin sahip olduğu servet miktarlarında artışlar yaşanması durumlarında dahi yaşam standardının aynı kalması gerektiği ifadesi bugün için çok da makul karşılanamaz. Fakat bu noktada Zaim hocanın konuya dair bakış açısını doğru yansıtacak kadar değerlendirmenin toplanamadığını düşünüyorum. Diğer yandan İslami bankaların usûl ve finansal ürünlerine karşı fazla iyimser ve pozitif bir tutum olması da özellikle bugünkü İslami bankacılığa bakıldığında sorgulanması gereken bir husus olarak karşımızda durmaktadır. Çünkü objektif ve eleştirel olabilmek gelişime ve ilerlemeye katkıda bulunmak için önemlidir.

Bununla birlikte söylemek gerekir ki, ilk eserlerden olmasına rağmen oldukça nitelikli bir eser olduğunu gözden kaçırmamak gereklidir. Batı eleştirisi üzerinden bir okuma yapıldığı için kısmen mukayaseli bir çalışma olması açısından ayrıca dikkate değerdir. Kooperatifçilik anlayışının vurgulanması, özellikle o dönemde böyle bir önerinin yapılabilmiş olması açısından kıymetlidir. Tevhid, sorumluluk ve adalet vurgusu yapılmış olması İslam iktisadının temellerini ortaya koymak açısından önem arz etmektedir. Diğer yandan, eserde bilgi ve ahlak meselesi merkezî önemde ele alınmıştır. Bu, günümüzde dikkate alınması ve ivedilikle uygulanması gereken kritik meselelerden biridir. Eserde maddelemeler ile anlatım yapılmış olması ise, sunulan bilgilerin anlaşılmasını ve somutlaştırılmasını kolaylaştırdığı için okuyucunun meseleyi rahat anlaması ve içselleştirmesi açısından önemlidir. Son olarak eserin en büyük katkısının “insan” meselesini çok objektif ve fıtrata çok uygun biçimde ele alınması olduğunu düşünüyorum. Bu vesileyle bu eserin “insan”ı daha iyi anlamamıza ve daha iyi konumlandırabilmemize vesile olmasını dileyerek kıymetli Sabahattin Zaim hocamızı rahmet ve duayla anıyorum.

Esma Vatandaş*

Kaynakça:

Sunar, L. (2017) Sabahattin Zaim’e göre İslam İktisadı. İKAM: islamiktisadı.net web sayfası.

https://islamiktisadi.net/2017/03/20/sabahattin-zaime-gore-islam-iktisadi-soylesi/

Zaim, H. (2010). Sabahattin Zaim ve güzel insan modeli. İş Ahlakı Dergisi, 3(5), 119-124.

Zaim, S. (1992). İslam, İnsan ve Ekonomi. Yeni Asya Yayınları.

* İslam İktisadı ve Finansı Bölümü, Doktora Öğrencisi

Benzer Yazılar

Görüşlerinizi Paylaşabilirsiniz

    Mail Bültenimize Abone Olun