Anasayfa Tartışma Kovid-19 İle Birlikte GSYH’nin Modern Refah Ölçütlüğü Yeniden Sorgulanıyor

Kovid-19 İle Birlikte GSYH’nin Modern Refah Ölçütlüğü Yeniden Sorgulanıyor

by

Kovid-19, refah ölçümünün sadece GSYH ile yapılmasının mümkün olmadığını gözler önüne sererken, doğru refah ölçümü için çalışmalar yapan kurumlar da yayımladıkları raporlar ile politika yapıcıların, sorunları daha iyi tahlil etmesine katkı sunuyor.

Robert F. Kennedy’nin, 18 Mart 1968’deki seçim kampanyası sırasında ABD başkan adayı olarak Kansas Üniversitesi kürsüsünden, nükleer silahların ve bombaların milli gelir ölçütü içinde bir yere sahip olduğunu fakat “çocuklarımızın sağlığının, eğitiminin ve mutluluklarının” hesaba katılmadığını dile getirdiği konuşması, belki de modern refah ölçütü olan gayrisafi yurtiçi hasılanın (GSYH) yöntemi hakkında yapılmış en çarpıcı eleştirilerin başında geliyor.

GSYH, belirli bir dönemde bir ekonomide üretilmiş nihai mal ve hizmetlerin piyasa değeridir. Ülkelerin ve bölgelerin ekonomik refahıyla ilgili tüm konularda en fazla referans verilen makroekonomik ölçü birimidir. Öyle ki, İngiliz ekonomist Prof. Charles Bean, GSYH için “tüm verilerin özeti” ifadesini kullanır.

Benzer fikre sahip olan Nobel ödülü sahibi ve meşhur “Ekonomist” adlı ders kitabının yazarı Paul Samuelson, GSYH’yi 20. yüzyılın en büyük icatları arasında, politika yapıcıların ekonomiyi temel ekonomik hedeflere yönlendirmesine yardımcı olan bir işaret olarak tanımlamıştır.

Kısaca belirli bir dönemde bir ülkede üretilen mal ve hizmetlerin toplam değerini ifade eden GSYH’nin; sağlık, eğitim, çevre ve eşitsizlik gibi piyasa dışı alanları kapsamaması refah ölçütü olarak doğru kullanılıp kullanılmayan bir yöntem olduğunu gündeme getiriyor.

Ancak 1930’lu yıllarda Amerikalı Simon Kuznets, günümüzde kullanılan versiyonunu şekillendirirken, GSYH’nin bir refah ölçüsü olarak kullanılmaması gerektiği konusunda uyarıda bulunmuştur. Bu çağrıya rağmen GSYH, en önemli refah ölçütü olarak 2. Dünya Savaşı’ndan beri kullanılmakta ve uluslararası kurumlar dizayn edilirken kapsam, bu ölçüm üzerinden belirleniyor. Bunun son örneğini ise G20 oluşturuyor.

Yaklaşık 12 yıl önce, başını Nobel ödüllü iktisatçı Joseph Stiglitz’in çektiği bir grup ekonomist tarafından hazırlanan “Hayatımızı Yanlış Ölçmek: GSYH Neden Artmıyor?” adlı rapor, GSYH ölçüsünün sakıncalarını sıralamadan önce önemli bir tespitle başlıyor: “Neyi ölçümlediğimiz neleri yapacağımızı etkiler” ve “eğer yanlış şeyi ölçüyorsak yanlış şeyler yapmaya devam edeceğiz demektir.” Rapor sağlık, çevre, eşitsizlik ve eğitim gibi konuların hayati öneme sahip başlıklar olduğunu ve bu konuları atlamanın bizi daha da maddiyatçı yaptığını ortaya koyuyor.

Küresel ısınmaya katkıda bulunan faaliyetlerin iklim değişikliğine olan etkilerinin gelecek için büyük maliyetli bir ekonomik tehdit oluştursa da bugün GSYH’ye değer katmadığı görülüyor.

GSYH neden yetersiz bir ölçü?

GSYH, mal ve hizmetlerin niceliğini ölçer ancak niteliğini ölçmez. Örneğin, sağlık hizmetlerinde tüm süreçler sadece tedavinin fiyatı üzerinden ölçülür. Hâlbuki tedavi sürecinin kısalığı, ölüm oranlarını etkileyen tıbbi uygulamalar ve uzun yaşam beklentilerinde sağlanan artışlar GSYH ölçümü içinde bir anlam ifade etmiyor.

GSYH, çevre sorunlarını da görmezden gelir. Doğal kaynakları tüketen ekonomik faaliyet GSYH standartlarına göre, yenilenebilir kaynaklarla beslenen ekonomik faaliyet kadar değerlidir. Küresel ısınmayı daha da artıran faaliyetler, iklim değişikliğine olan etkileri nedeniyle gelecek için büyük maliyetli ekonomik bir tehdit oluştursa da bugün GSYH’ye değer katmakta. [1]

GSYH hane halkında, kamuda, sivil toplumda ve bizi çevreleyen daha geniş sosyal sistemlerde sağlanan piyasa dışı hizmetlerin ürettiği değer hakkında bize hiçbir şey söyleyemiyor. Ebeveynlik, eğitim, gönüllülük, yeşil alanlar ve kamu planlamasının diğer unsurlarıyla üretilen beşerî ve sosyal sermaye ekonomik refahı ve toplumun genel üretkenliğini önemli ölçüde etkilemelerine rağmen GSYH ile ölçülmemekte. [2]

GSYH büyüklüğü bizlere adil refah paylaşımıyla ilgili de yeterli ipucu veremiyor. Önemli olan sadece ne kadar ürettiğimiz değil, kazançların nasıl dağıtıldığı, büyümenin yaşam standartlarımızda geniş tabanlı iyileşmelere ne ölçüde dönüştüğü ve refahın şanslı azınlıktan ziyade tüm vatandaşlara adil bir ölçüde ulaşıp ulaşmadığıdır.

Yeni arayışlar

Yeni tip koronavirüs (Kovid-19) pandemisinin de açıkça gösterdiği gibi refah ölçümünün yalnızca GSYH ile yapılması mümkün görünmüyor. Bu ölçütün tek başına dikkate alınması bizleri yanlış yönlendiriyor. “GSYİH: Kısa Ama Sevgi Dolu Bir Tarih” adlı kitabın yazarı İngiliz iktisatçı Diane Coyle, GSYH’nin 20. yüzyıl için iyi bir ölçü olduğunu ancak inovasyon, hizmetler ve maddi olmayan malların yönlendirdiği 21. yüzyıl ekonomisi için giderek daha anlamsız hale geldiğini ifade ediyor. Belirtilen eksik noktalardan kaçınmak, ulusal ve uluslararası refahı doğru ölçmek veya en azından daha iyi ölçümleri daha fazla kullanır hale getirmek zorundayız. Bu konuda önemli gelişmeler de olmuyor değil. Son 20 yıl içinde Birleşmiş Milletler (BM) ve Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) yeni imkânları da kullanarak refah ölçümü konusunda farklı raporlar yayımlayan kuruluşlardan birkaçı.

Örneğin BM, ulusların refahını ölçmek ve karşılaştırmak için tasarlanmış İnsani Gelişme Endeksi (HDI) yayımlıyor. Bireylerin yeteneklerini geliştirmeye vurgu yapan endeks, insani gelişmeyle ilgili üç alanda nesnel verileri kullanıyor; makul bir yaşam standardına erişim (kişi başına milli gelir), sağlıklı yaşam ve eğitim düzeyleri. Benzer şekilde, OECD tarafından yayımlanan Daha İyi Yaşam Endeksi (BLI), sosyal güven, güvenlik, kalkınma ve sürdürebilirlik konularını göz önünde bulundurarak daha iyi bir ölçüt sunmaya gayret ediyor. Joseph E. Stiglitz’in ifadesiyle, bu çalışma özelikle Batı ülkelerini ciddi şekilde etkileyen 2008 finansal krizinin sonuçlarını politika yapıcıların daha iyi tahlil etmesine yaradı. [2]

Mevcut krizden kurtulurken ve ekonomik sistemlerimizi yeniden yapılandırırken, hayatta neye değer verdiğimiz hakkında bir karar vermeli ve önemli gördüğümüz şeyleri ölçmeye başlamalıyız. Bu noktada atılacak her bir geri adım, insanlığın bir sonraki sefer daha büyük bir krizle yüzleşmesi anlamına geliyor.

Benzer Yazılar

Görüşlerinizi Paylaşabilirsiniz