Köşe Yazıları

Şehrin Kalbinden Hayatın Merkezine: Camileri Yeniden Düşünmek

Yeni bir şehir ya da bölge keşfetmem gerektiğinde ilk yaptığım şeylerden birisi oranın en eski camilerine bakmak olur. Her yerde en eski ve görkemli yerler genellikle “Ulu Cami, Cami-i Kebir” olduğu için özellikle de onu ararım. Birçok “Ulu Cami” şehrin merkezinde, kalbinde yer alır. Genellikle de civarındaki tarihi yerleri araştırırım. Ardından telefonumdaki harita uygulamasından Evliya Çelebi’nin Seyahatnamesinde yer alan bilgilere bakarım (Yeri gelmişken kim yaptıysa Allah razı olsun Evliya Çelebi’nin gezdiği yerleri, haritalar uygulamasına notlarıyla aktaran uygulamayı herkese tavsiye ederim). Gittiğim eski camilerde, duvarlara dokunmayı çok severim. Kim bilir kimler buralardan geçti, benim dokunduğum taşlara dokundu. Bu konuda derin düşüncelere dalarım. Camideki akustik, ince işlemeler, küçük detaylar beni benden alır. Kimi caminin manzarası, kiminin atmosferi, kiminin de tarihiyle ülkemizde çok güzel camiler yer alıyor. Mimari olarak da geçmiş nesillerden bize kalan en büyük eserler yine camiler. Gerçekten heybetiyle ve mimarisiyle şaheser niteliğinde çok güzel camilerimiz var. Bununla beraber camilere yeterli kıymet verdiğimizi düşünmüyorum. Örneğin bazı gezi videolarında, Avrupa’daki kiliseler, katedraller geziliyor da -ki buna bir eleştirim yok – Türkiye’deki programlarda şaheser nitelikteki camiler gezilmiyor.

 Camiler bir bölgede gezilecek ilk yerlerden biri olacak şekilde düzenlenmelidir. Bir kış günü erkenden okunan yatsı sonrasında en sevdiğim camiler arasında yer alan Süleymaniye Cami’sinin kapandığını görünce şoke olmuştum. İstanbul gibi bir metropolde, nasıl olur da böyle bir cami hemencecik kapanmıştı? Süleymaniye Camii öyle bir cami ki, insanlar buraya gelip atmosferden etkilenip Müslüman oluyor. Buna rağmen erken vakitte kapanması olacak şey değil.

Hele bazı küçük camilerde durum daha vahim. Vakit namazları arasında kapalı kalan camilere çok üzülüyorum. Özellikle de bakımsız bahçeler, tuvaletler görünce harap oluyorum. Cami sadece bir ibadethane değil. Bir yere gittiğimde en güvenebildiğim yerler orası. Arabamı koyabileceğim, cami cemaatiyle sohbet edip şehre dair tavsiye alabileceğim, çocuklarımızın koşuşturabileceği ferah mekanlar.  Özellikle çok küçük beldelerde hiçbir işletme olmasa dahi gidip nefes alabileceğim yerler. Halbuki camiler bizim için muazzam fırsatlar barındırıyor. İnsanlar temiz tutmak kaydıyla camilerde uyuyabilmeli, çocuklar koşuşturabilmeli, eğitim faaliyetleri düzenlenebilmeli. Evet camiler ibadethane ve cami adabı da önemli ama yine de belirli etkinlikler camilerde yapılabilmeli. Gerçekten Allah’ın evlerini ne kadar ihmal ediyoruz.  

Tabi camilerin çeşitli bakım giderleri var. Eskiden bu konuda kurulan vakıflar camilerin ve cami görevlilerinin masraflarını karşılarmış. Belki kira gelirleri belki başka taşınmazlar cami masrafları için vakfedilirmiş. Günümüzde böyle bir uygulama çok fazla yok diye biliyorum. Günümüzde camilerin aydınlatma giderleri bildiğim kadarıyla Diyanet İşleri bütçesinden karşılanıyor. Bununla beraber ısıtma, soğutma, temizlik ve bakım gibi diğer tüm masraflar cami dernekleri ve cemaat tarafından üstleniliyor.

Fakat geçenlerde İzmir Karşıyaka’da çok güzel bir örneğe denk geldim. Camiyi yaptıranları tanımıyorum, işleyişinin etkin olup olmadığını da bilmiyorum. Çok güzel bir cami yapılmış ismi Memur Kardeşler Camii. Yapılan yeni camiler arasında birçok ayrıntının düşünülmesi sebebiyle çok hoşuma gitti. İçinde sanırım çeşitli konferans salonları yer alıyor. Her detayı düşünülmüş, abdesthanesinden camiye asansörle çıkılabiliyor. Özellikle yaşlılar, kadınlar ve çocuklar için konforlu. Cami çok temiz ve çok huzurlu. Marifet iltifata tabi. Bununla beraber geçmiş vakıf kültürünün bir örneğinin bu camide yaşatıldığını görüyoruz. Caminin dibinde caminin giderleri için bir kafe açılmış. Kafede gördüğüm kadarıyla çeşitli kitaplar yer alıyor.  İnsanlar burada oturup bir şeyler yiyip içebiliyor. Geçen gün akşam geç saatte bile masaların neredeyse tamamının dolu olduğunu görmüştüm. Tamamen cami cemaatinin kullandığı bir kafe değil. Öyle olmasına da gerek yok. Bölge için iyi bir alternatif olmuş. Varsın öyle olsun.

Bu örnek esasında İslam iktisadı açısından da güzel bir örnek. Günün koşullarında yeni bir kurumsal çözüm. Yabancı bir uygulamayı olduğu gibi almak yerine, tarihteki mevcut bir uygulamayı, günümüz şartlarına göre uyarlayarak faydalı bir iş yapılmış. İnşallah bu iyi örnekler devam eder. Bu proje gibi nice projeler yapılabilir.

Hatta her bölgede her yönüyle kadınların rahatça ibadet edebileceği, çocukların güvenle oyalanabileceği bir bayrak cami, aile dostu cami, temiz cami seçilebilir. Sosyal medyanın bu kadar yaygınlaştığı bir devirde böyle bir uygulamanın yapılması camilere ilgiyi artıracaktır. Camiler yeniden şehrin kalbi, ilim merkezi, huzur mekanı olacaktır. Buna ihtiyacımız var. Öyle camiler var ki denizin dibinde, deniz manzaralı, ormanın ve doğanın içinde. Çayımızı alıp gelebileceğimiz, avlusunda oturabileceğimiz camiler hayal ediyorum.

Yorum Yaz

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir