Beşerî ve sosyal hayatta, değişim ve farklılaşmanın hızına yetişemediğimiz durumlarla sık sık karşılaşıyoruz. Teknolojik alemdeki değişim ise inanılmaz boyutlara vardı. Yirminci yüzyılın son çeyreği doğumlu bir birey olarak, geçmişte filmlerde gördüğümüz ve hayal etmekte zorlandığımız şeyleri yaşar olduk. Çok hızlı gelişen iletişim teknolojisi araçlarının sunduğu dijital ortamlarda kullanıcılar artık her türlü içeriğe zaman ve mekân sınırlaması olmaksızın ulaşmaya başladı.
Peki bu hız insanları nerelere götürür? Bu olgu bireyleri medya iletişim araçları içerisinde pasif kullanıcı olmaktan çıkarıp aktif bir obje haline getirdi. Geçmişteki geleneksel medya içeriklerinden farklı olarak kişiselliğin, beğenilerin, nefret ve hazzın doruklarını kapsayan her türlü duygu ve düşüncenin sınırlandırma olmaksızın, özgür bir şekilde ortaya konulmasını normal karşılar olduk. Sosyal yaşam içerisinde tüm yaptıkları gözetlenilen, yaptıklarımızın da olumlu ya da olumsuz bir şekilde eleştirildiği bireyler olmaya başladık. Yediğimiz, içtiğimiz, giydiğimiz, gezdiğimiz, satın aldığımız her şeyi çoğu zaman gösteriş uğruna bazen de para kazanmak adına insanlara sunmaya başladık. Yani Jeremy Bentham’ın 1787 yılında bir arkadaşına yazdığı mektuplarda ortaya koyduğu hapishane modeli gibi kameralar tarafından izlendiğimizi bilerek sosyal etkileşim kazanmak uğruna hareket etmeye başladık.
Aslında Türkiye’de bu sosyal yönelim hareketlerine 1990’lı yıllarda “Biri Bizi Gözetliyor(BBG)” adlı programla başlanmıştı. BBG evinde herkes kurmaca ilişkiler, sahte gülücükler, izlenimi arttıracak kavgalarla tüm topluma izlenme ve beğeni kazanma kültürünü aşıladı. İnternet ve sosyal medyanın etkisiyle bireysel ve toplumsal yaşamda ilişkileri bozacak yapmacık hal ve tavırlarla bu çarpık sosyalleşme gösterilmeye devam edildi. Aslında sosyal medyadaki yeni yaşam kültürü, J. Bentham’ın hapishanede izlenen mahkumlar yerine tam tersi bir durumla içerik üretenlerin, medya mahkumları tarafından izlenmesine dönüştü. Yani artık kulelerden mahkumlar izlenmiyor, kulede içerik üretenler telefon ve televizyon önündekiler tarafından izlenmeye başlanmıştı.
Sosyolojik çalışmalarda bu durum haz, eğlence ve zevk arayışındakilerin gönüllü olarak gözetlenmesini ifade eden “omniptikon” kavramını karşımıza çıkardı. Siyaset, iş, sanat, magazin, spor ve bilim dünyasında yer alan gözetlenenler, çoğunlukla gözetleyenlere ilgi gösterilecek düşünce ve yaşam biçimini ulaştırmaya çalışırlar. Bu yeni medya yaşamı içerisinde gözetlenenler izlendikleri ve takip edildikleri için haz duyarken, gözetleyenlerde de düşünce, tutum, davranış, söylem, öğrenme ve imrenme duygularını doğurur. Bu izlenme hareketi, gözetleyenin ve gözetlenenin gönüllülüğüne dayalı olduğunda son derece eğlenceli halde devam eder. Çünkü sürekli tekrarlanan ama her zaman yeni haz ve heyecan vaat eden nitelikte olduğu için baskıya ve denetlemeye ihtiyaç duymaz. Karşılıklı olarak yönetilen ilişkilere yüksek dozda eğlence eklendiği için büyük çoğunluk, azınlığı izlerken gerçek dünyadan ve dolayısıyla gerçek sorunlarından uzaklaşmaktadır.
Günümüz medya ve iletişim araçları içerisinde bu türden ilişkiler, hepimizin de fark ettiği üzere, oldukça yoğun olarak görülmeye başlandı. İslam, yaşamın sade ve gösterişsiz olmasına özen gösterilmesini ister halbuki! İslam’ın temeline inildiğinde ciddî ve rasyonalitesi bulunmayan harcamalar, gösteriş veya birilerine duyurma niyetiyle yapılmış tavır ve davranışlar ile samimiyetsiz ve riya türünden hayır ve iyilikler tavsiye edilmez. Oysaki insanları bilinçlendirme temelinde yapılanları hariç tutmakla birlikte, toplum olarak gösteriş amaçlı yapılanlara maalesef çokça şahit olmaya başladık!
Toplumsal değerlerde yaşanan değişimler ve post-modernliğin getirdiği ruh hali, itidalli ve kanaatkâr olmamızı da değiştirdi. İstek ve arzuları peşinde koşan kapitalizmin doğurduğu doyumsuz insan, ihtiyaçların boyutlarını dikkate almaksızın daha vahşi tüketiciler haline geldi. Dünyanın birçok yerinde sınırsız tüketim alışkanlıklarına yönelim görülürken, savaşın ve soykırımın yaşandığı Gazze’de BM tarafından kıtlık ilan edildi. Varlık ve yokluk hali, Gazze’de ve savaşın yaşandığı birçok yerde bedenen dahi var olabilmeyi imkânsız hale getirdi. TDK tarafından 2025 yılının sözü olarak kabul edilen “dijital vicdan” ile baş başa kaldık!
Dünyanın bir bölgesinde insanlık adına söylenmemesi gerekenler yaşanırken, sosyal medyada insanlara sunulanlar ayrı bir evrendeymiş gibi görülmeye devam etmekte! Yaratılan sosyal akımlarla ilişkiler yapmacık, sanal ve sorunsuzmuş gibi sergilenmektedir. Onlara göre bu dünya her şeyin çırılçıplak görüldüğü, sergilenmesinde sorun olmayan, hiç kimsenin mahremiyet ve sırlarının bulunmadığı düzeyde şeffaf hale getirilmelidir. İşin kötü tarafı ise İslamcı kimlik içerisinde bulunanların dahi göstermelik ilişkilerle sürdürüle gelen bu akımlara yönelmeleridir. İnsanlar günlük yaşamın olağan sınırlarını zorlayarak sürekli en iyi, en sağlıklı, en hayırsever, en bakımlı, en güzel, en titiz vb. görünümler sunmak suretiyle davranış kalıpları oluşturmaya ve bunları sınırsızca sergilemeye başlamıştır.
Sosyolojik açıdan bakıldığında toplumsallığı olumsuz etkileyen davranış kalıpları olarak kabul edilebilecek bu yönelimler, psikolojik açıdan da bireysel güveni zedeleyen ve benlik duygusunu törpüleyen hal almış durumdadır. Gösterilen yaşam biçimi, izleyenler tarafından kendi yaşamlarının sürekli kıyaslamalarla ne kadar geride olduğu inanışlarını doğurabilmektedir. Sorunların gittikçe büyüdüğü, ilişkilerin çarpıklaştığı halin görünümü ileri boyutlarda yaşanmaya başladı. Gençler üzerinde özellikle yıkıcı etkilere sebep olabilecek bu davranış kalıplarını sınırlandırabilmek adına sosyal medya iletişim araçlarının kullanımı hususunda neler yapılması gerektiğini, bence hep beraber düşünmemiz lazım…
Dr. Ömer DÖNMEZ
Not: Sosyal medya ve izlenme üzerine akademik çalışma olarak Adem AYTEN ve Mehmet Emin BEGTİMUR tarafından hazırlanan “Panoptik Toplumda İfade Özgürlüğü ve Suskunluk Sarmalı Paradoksunun Eleştirel Değerlendirmesi” makalesinin okunması tavsiye edilir.











