İslam iktisadı ve finansı alanında kafa yoranların en sık karşılaştığı ve belki de cevaplarken en çok zorlandığı o büyük soru şudur: Dünyanın büyük bir bölümünü sarmış, ülkemizde de toplumun neredeyse tamamını kendi çarklarına kanalize etmiş bu kapitalist düzende; faizsiz, helal dairede ve Allah’ın koyduğu sınırlar çerçevesinde ticaret yapmak gerçekten mümkün mü?
Eldeki mevcut verilere bakarsanız, karamsarlığa kapılmak işten bile değil. Katılım bankacılığının 40 yılı aşan serüvenine rağmen pazar payı %10’u aşabilmiş değil. Katılım sigortacılığı %6’larda seyrediyor. Zekât ve karz-ı hasen gibi topluma can suyu olacak kurumlar henüz tam anlamıyla kurumsallaşmamışken ve bir Katılım Finans Kanunu onca denemeye rağmen hayata geçirilememişken, bu işin nasıl olacağı devasa bir soru işareti olarak karşımızda duruyor.
“Ama”lara ve “Fakat”lara Sığınmamak
Ancak meseleye inanç perspektifinden baktığımızda denklemin kuralları değişiyor. Allah’ın emir ve yasaklarına uyma noktasında, dünyada tek başımıza kalsak dahi geri adım atma lüksümüz yoktur. Toplumun genel gidişatı ne olursa olsun, nihayetinde her birey “kul” olarak kendi hesabını verecektir.
Tarih, kalabalıkların her zaman haklı olmadığını gösteren ibretlerle doludur. Hz. Nuh’un veya Hz. Lut’un kavimlerine baktığımızda, toplumun ezici çoğunluğu hüsrandayken kurtuluşa erenlerin yalnızca bir avuç inanmış insan olduğunu görürüz. İşte tam da bu yüzden, iktisadi hayatımızda da “ama sistem böyle”, “fakat bu şartlarda rekabet edemeyiz” gibi bahanelerin ardına saklanmadan, her birimiz kendi üzerimize düşeni yapmakla mükellefiz.
Bir Başarı Hikayesi: DANET
Burada haklı olarak şu itiraz yükselebilir: “Bunları söylemek güzel ama bugünkü acımasız ekonomik şartlarda bu ütopik ilkelerle rekabet edilebilir mi? Pazarda tutunup ekonomik başarıya ulaşmak mümkün mü?”
Emin olun ki mümkün. Ülkemizde, sayısı az da olsa mazeretlere sığınmayan, helal dairede kalmak uğruna zahiren daha az kazanmayı veya yavaş büyümeyi göze alan ama nihayetinde zirveye çıkan çok kıymetli işletmelerimiz var. Bunun en somut ve başarılı örneklerinden biri, merkezi Afyonkarahisar’da bulunan DANET.
Elektrik ve suyun dahi olmadığı Şuhut’un Kulak Köyü’nde, Recep Uluçay tarafından yokluklar içinde atılan temeller; bugün Türkiye et sektörünün ilk beşinde yer alan, pazarın %10’una hitap eden, 10-15 ülkeye ihracat yapan ve yaklaşık olarak 600 kişiye istihdam sağlayan bir dev haline geldi. Şirketin Yönetim Kurulu Başkanı Osman Uluçay’ın anlattıkları, faizsiz ticaretin adeta bir reçetesi niteliğinde.
Ticaretlerindeki en temel ilkenin “helal kazanç” olduğunu belirten Uluçay, büyüme süreçlerinde daima öz sermaye ile hareket ettiklerini vurguluyor. Hızlı büyüme ve cazip tekliflere rağmen faizli krediye asla bulaşmamışlar. Yeri geldiğinde, kapasiteyi faizle artırmayı gerektireceği için büyük market zincirlerinden gelen devasa siparişleri bile ellerinin tersiyle itebilmişler. İhtiyaç anında yalnızca katılım finans kurumlarının sunduğu murabaha gibi meşru enstrümanları kullanmışlar.
“En Büyük Kredi, İtibardır”
Peki, faizli kredi kullanmadan tedarik zinciri nasıl dönüyor? Osman Uluçay bu sorunun cevabını ticaretin altın kuralıyla veriyor: “En büyük kredi itibardır.” Ticari ilişkilerde güven, uzun vadeli iş birliklerinin temelini oluşturur. DANET, yıllar süren istikrarlı ödemeleri ve dürüstlüğü sayesinde öylesine büyük bir güven inşa etmiş ki, bugün üreticiler yüksek maliyetli hayvan tedariklerini çoğu zaman hiçbir teminat istemeksizin, vadeli olarak sağlayabiliyorlar. Yani bankaların vermediği veya faizle vereceği krediyi piyasa, dürüst tüccara faizsiz bir şekilde “güven” olarak sunuyor.
Osman Uluçay’a göre bu başarı tesadüf değil. Ticarette başarıyı getiren 5 altın kuralı şöyle sıralıyor:
- Doğru hesaplama ve planlama,
- İşi tüm süreçleriyle en ince ayrıntısına kadar bilmek,
- İşi severek yapmak,
- Yönetimde birlik ve tek seslilik,
- Güvenilirlik ve liyakat dengesini kurmak.
Ayrıca bir aile şirketi olmalarına rağmen, sürdürülebilirlik için yetki-sorumluluk dengesine ve profesyonel yönetim anlayışına (örneğin genel müdürü seçimle belirlemek gibi) tavizsiz bir şekilde uyuyorlar.
Hakk’ın Rızası, Halkın Kredisi
Görüldüğü üzere; bir kul, inancının sınırlarına riayet etme noktasında samimi bir gayret gösterdiğinde ve bunu liyakat, planlama ve profesyonellik ile harmanladığında o “ütopik” denilen sistem tıkır tıkır işliyor. Siz dürüstlükle Hakk’ın rızasını kazanmaya çalıştığınızda, bu durum halkın (tedarikçinin, müşterinin) da rızasını ve güvenini kazanmanıza vesile oluyor. Kimsenin kimseye açmadığı kapılar, güven kredisiyle ardına kadar açılabiliyor.
İş hayatındaki belirleyici unsur; inancınızdaki samimiyet, dürüstlüğünüz ve tavizsiz duruşunuzdur.
Sözlerimi, Prof. Dr. Mehmet Asutay hocamın o ufuk açıcı cümlesiyle noktalamak isterim: “İslam iktisadı velev ki ütopik bir şey… Ancak ben Müslümanım, ben buna inanmak zorundayım ve bunun gerçekleşmesi için elimden geleni yapmam lazım.”
Bugün bize düşen en büyük görev; DANET gibi onlarca, yüzlerce işletmemizi bulup genç girişimcilere örnek olarak göstermek ve “İslam’ın çizdiği çerçeve içerisinde kalarak da zirveye çıkılabileceğini” tüm dünyaya ispatlamaktır.
Saygı, hürmet ve hayırlı Ramazanlar temennisiyle…










