İslam’ın Erken Döneminde Kapitalizmin Doğuşu

Dr. Emre Saygın

KOEHLER, Benedikt (2016). İslam’ın Erken Döneminde Kapitalizmin Doğuşu. Tercüme: İsmail KURUN. Ankara: Liberte Yayınları, ss.352.

Bilim dünyası, Avrupa-merkezli (eurocentric) bakış açısı doğrultusunda, Orta Çağ olarak adlandırılan Batı dünyasının buhran devrini, tüm yerküre sathına teşmil ederek, Saint Thomas Aquinas öncesinde İslam coğrafyasında (ve dahi diğer mekânlarda) yürütülen hiçbir ilmi faaliyetin dikkate alınmaması şeklindeki tavra hiç yabancı değildir. Kökenlerini daha geriye götürmek mümkünse de, bu paradigma, yakın dönemde özellikle Joseph A. Schumpeter’in, İktisadi Analizin Tarihi adlı kült eserinde yer verdiği büyük boşluk (great gap) kavramıyla, iktisadi düşünceler tarihi literatürüne ağırlığını koymuştur.

Bununla birlikte, aksi yönde çalışmalar da yok değildir. İşte, Benedikt Koehler’in, 7. ile 13. yüzyıllar arasında İslam medeniyetinin ortaya koyduğu ya da geliştirdiği kural ve kurumların Avrupa’nın iktisadi gelişmesine altlık teşkil ettiği tezini içeren, İslam’ın Erken Döneminde Kapitalizmin Doğuşu (Early Islam and the Birth of Capitalism) başlıklı eseri de bu minvalde önemli bir çaba olarak değerlendirilebilir.

Eserin Amacı ve Metodu

Bilimsel eserlerin hemen başında, müellifi araştırmaya yönelten saiklere, çalışmanın amacına, yapısına, yöntemine, mahiyetine ve sair özelliklerine ilişkin okuyucuyu genel olarak bilgilendirmek suretiyle ileri sürülen tezin analitik olarak anlaşılabilmesine imkân verecek bir giriş bölümü bulunması elzemdir. Oysa incelemeye konu kitapta giriş, sunuş ya da takdim bulunmadığı için, anılan hususlara dair herhangi bir bilgi edinilememektedir.

Yalnızca, kitabın yayın editörü Doç. Dr. Hasan Yücel BAŞDEMİR tarafından kaleme alınan ve arka kapakta yer alan tanıtım yazısında, müellifin; kapitalizmin Ortaçağ’ın sonlarında İtalya şehirlerinde değil, 6. ve 7. yüzyıllarda Arabistan şehirlerinde doğduğu, Hz. Muhammed’in ticaretle uğraşan elit bir aileye mensup olması sebebiyle İslam’ın ticaret, tüketicinin korunması, iş ahlakı gibi konulara önem verdiği, İslam’ın hızlı yayılma süreci neticesinde Arabistan coğrafyasındaki ticari teknikler ve piyasa ekonomisi deneyimleri ile diğer birçok İslamî kurumlara ait modellerin Avrupa’ya aktarıldığı, hülasa piyasa ekonomisinin tüm temel kurumlarının İslamî kökenlerinin bulunduğu şeklinde, orijinal bir tezi ortaya attığı belirtilmektedir. Oysaki iktisadi düşünceler tarihi literatürünün bu konuya yabancı olmadığını biraz evvel belirtmiştik.

Bir an için yayın editörünün belirttiği gibi, eserde oldukça iddialı bir tezin savunulduğu düşünülse dahi, araştırmanın sağlam fikri temellere oturtulması, iddianın ağırlığı ile mukayese kabul edilebilecek bir metodun takip edilmesi, disiplinler arası zengin bir kaynak havuzunun esas alınması ile sistemli ve derinlikli bir analiz yapılmasının, çalışmanın tutarlılığı ve güvenilirliği açısından önem arz edeceği aşikârdır. Fakat müellif, konuya ilişkin teorik altyapının açıklanması, kavramsal çerçevenin verilmesi ve lehte ya da aleyhte savlar içeren literatüre değinilmesi gibi yöntemsel hassasiyetleri gözetmediğinden, kendisinin, belirli bir metot izlediğini söylemek de mümkün görünmemektedir.

Aynı kapsamda müellif, genelde müsteşrikler tarafından kaleme alınan tarih kitaplarına başvurmakta ve nadiren de olsa Taberi Tarihi, İbn Kesir’in Siyer’i Nebi’si, Suyuti’nin Halifeler Tarihi, Ebu Yusuf’un Kitabul Haraç’ı gibi genel kabul görmüş İslamî eserlere -ki bunlar da ya tarih ya da spesifik özellikleri bulunan teknik eserlerdir referans vermekte; temel İslamî kaynaklara neredeyse hiç değinmediği gibi gerek liberal ideoloji gerekse muhafazakar düşünce sistemi kapsamındaki iktisadi muhteviyatı haiz çalışmaları da dikkate almamakta, yani yeterli kaynak derinliğine de erişemediği değerlendirilmektedir.

Eserin Genel Yapısı ve Mahiyeti

Bir önceki bölümde müellifin belirli bir metot takip etme kaygısının bulunmadığını ve genel olarak tarih alanına ait kaynakları esas aldığını belirtmiştik. Müellif, esasen bir İlk Dönem İslam Tarihi niteliği taşıyan çalışmasına, vakıf, kirâd, funduk, ihtisab, gibi kavramların açıklandığı bölümler ekleyip, İslam coğrafyasındaki ticari uygulamaları içeren bazı ilaveler de yapmak suretiyle muhtasar bir eser ortaya koymuştur. Bu bağlamda, her ne kadar bir bütünsellik taşımıyorsa da, özetle; 1-7 nci bölümlerde Hz. Muhammed’in hayatı, 8-10 uncu bölümlerde Hulefâ-i Râşîdin dönemi, 11-19 uncu bölümlerde İslam coğrafyasında ortaya çıkan iktisadi uygulamalara ve 20-25 inci bölümlerde ise söz konusu uygulamaların Avrupa’ya etkilerine değinmekte olan eser, genel olarak dört kısımda incelenebilmektedir.

İlk ve eserin temel unsurlarını ihtiva eden kısımda, kitabın başlığında öne sürülen tezin, Hz. Muhammed’in hayatının her safhasına yayılan bir olgu olarak tanımlanmasını amaç edinmekte ve bu bağlamda, özetle; döneminin en önemli ticari merkezlerinden birisi olan Mekke kentinin İslam öncesi iktisadi tarihinde Hz. Muhammed’in atalarının önemli bir yeri olduğunu vurguladıktan sonra, henüz doğmadan babasını kaybetmiş olan Hz. Muhammed’in, yakınlarının varlıklı yaşamının aksine, hayata (maddi pencereden bakıldığında) şanssız bir başlangıç yaptığı ancak genetiğinde var olan ticari zekâsını ön plana çıkartarak ve taktik bir adım olarak da Hatice binti Hüveylid ile evlenerek kısa sürede zengin bir yaşam ve kayda değer bir sosyal statü elde ettiği, daha sonra uğraşı alanını ticaretten dine kaydırdığı ve bu nedenle de Mekke eşrafının ticari kaygılar barındıran ölçüsüz tepkisi üzerine bütün mal varlığını geride bırakarak Medine’ye yerleştiği, Medine’de muhtelif dini faaliyetleri yanında, gerek ailevi geleneğinden neşvü nema bulan gerekse tüccar kariyerinden kaynaklanan tecrübelere dayanarak, girişimciliği, kaynakların etkin dağılımını ve servet üretimini teşvik eden bir iktisat politikasını hayata geçirerek risk sermayesi şirketleri yapılanması, ticari teşvik primi verilmesi, tüketicinin korunması, içeriden öğrenenlerin ticaretinin yasaklanması, emeklilik planlaması, vergi muafiyeti gibi kavramlara referans olacak uygulamaları hayata geçirdiği tezi işlenmektedir.

İkinci kısımda Hulefâ-i Râşîdin dönemi, çok sınırlı olarak maliye ve hazine kavramlarına değinmek ve fakat Hz. Muhammed sonrasındaki kırk seneyi ifade eden bu dönemde, İslam coğrafyasının genişlemesi sonucunda büyüyen ticari faaliyete değinilmesi dışında, neredeyse hiçbir şekilde temas edilmemek kaydıyla, kronolojik olarak verilmektedir.

Üçüncü kısımda, İslam’ın yayılması ile birlikte İslamî para biriminin ortaya çıkmasındaki zarurete binaen, dinarın tedavüle girmesiyle parasal zeminin genişlediği ve ekonomik faaliyetin bölgeler ve kıtalar ötesi ölçekte yaygınlaştığı, kamu maliyesi ile ticaretin finansmanı ve kolaylaştırılmasına yönelik Bağdat’da yeni bazı bankacılık uygulamalarının ortaya çıktığı, hayırseverliğin yaygınlaştırılmasına dair yeni bir model olarak vakıf sisteminin kurumsallaştırıldığı ve böylece ulaşım, sağlık, eğitim gibi temel kamu hizmetlerinin vakıflar aracılığıyla sunulduğu, İslam öncesinde de var olan bir risk paylaşım modeli olarak kirâd uygulamasının hukuki çerçevesinin tekâmül ettiği, kendine özel yasal altyapısı bulunan ve funduk adı verilen ticari merkezlerinin, dönemin İslamî şehirlerinde bölgeler ve kıtalar arası ticaret yapan tüccarların uğrak noktaları haline geldiği, hülasa adil vergilendirme, fiyat serbestisi, rekabet koşullarının geliştirilmesi, piyasa denetimi gibi kurumsal yapıların, geçmişten uygarlıklardan da etkilenmek suretiyle oluşturulduğu anlatılmaktadır.

Nihayet son kısımda ise İslam ve Hristiyan dünyası arasında, Akdeniz çevresinde gelişen ticari faaliyetin seyri nazarı itibara alınarak, İslamî ticaret merkezleri olan fundukları ziyaret eden Avrupalı tüccarların bu kurumsal modeli taklit etmek yoluna gittikleri ve özellikle de İtalyan deniz cumhuriyetleri olan Venedik, Ceneviz ve Floransa’daki ticari-kurumsal kapasitenin gelişmesinin kaynağında İslamî uygulamaların bulunduğu hususunun aşikâr olduğu belirtilmekte, böylece modern kapitalist ekonomik yapı üzerinde İslamî kurumların rolü ve etkilerine dair bir ilişki kurulmaktadır.

Eserde Öne Sürülen Teze İlişkin Tenkitler

Şimdi, bu ana kadar getirilen tenkitleri de nazarı itibara alarak, eserde ön sürülen teze ilişkin bazı tespitlerimizi aktaracağız.

Kurumlar-Arası Somut Bağların Ortaya Konulamaması

Müellif eserde genel olarak İslamî kurumlar ile kapitalist uygulamalar arasında doğrudan bir bağ kurmamakta, piyasa ekonomisi sisteminin ilk ve belirgin uygulamalarının İslam toplumunda dizayn edildiğini ifade etmektedir. Ve fakat bunu yaparken, Kuran-ı Kerim’de yer alan prensipler çerçevesinde şekillenen ve külli bir sistemi ifade eden İslam medeniyetinin parçası olan İslamî kurumların bu yönünü görmekten kaçınmakta ve her bir uygulamayı kendi özelinde değerlendirerek, piyasa ekonomisi sisteminin bileşenleri ile ilişkilendirme çabasına girmektedir.

“Çabasına girmektedir” diye ifade etmekteyiz, zira yazarın söz konusu kurumlar arasında kurduğu bağlar oldukça zayıf görünmekte, somut ve detaylı olarak izah edilmesi gereken birçok nokta muğlâk ve referansı bulunmayan ifadeler ile geçiştirilmektedir. Şöyle ki, eserin ana iddiasının vurgulandığı neredeyse hiçbir noktada, yazarın inandırıcılığını sorgulamamıza sebep olacak şekilde, İslamî uygulamaların kaynağını teşkil eden temel anlayış ve kabullere yer verilmemekte; öte yandan müellifin sadece ticari faaliyetlerin seyrine değinip piyasa ekonomisi sistemi dâhilinde kalan sair uygulamalara değinmemesi nedeniyle, kapitalizm ifadesiyle, tam olarak neyi, hangi kapsamda ifade ettiği dahi net olarak anlaşılamamaktadır.

Bu eksikliği fark eden (ve aynı zamanda eserin yayın editörü olan) Başdemir, müellifin, kapitalizm kavramıyla Avrupa sömürgeciliğinin ekonomik yüzü olan kapitalizmi değil, mal ve hizmet sevkiyatına dayalı ticaret kültürünün kural ve kurumlarını kastettiğini belirterek muğlâk noktaların en büyüğünü aydınlatmaya çalışmaktadır (Başdemir, 2016: 127-128).

Hz. Muhammed’in ‘Tüccar’ Kimliğinin Öne Çıkartılması

Kitap genelinde Hz. Muhammed’in peygamberlik vasfı arka plana atılarak, sürekli olarak tüccar kimliğine vurgu yapılmaktadır. Bu şekilde müellif, bir taraftan Hz. Muhammed vasıtasıyla sadır olan İslamî uygulamalarda, kendisinin risalet öncesi şahsi kimliği ve tecrübelerine referans vermekte; diğer taraftan ise söz konusu yorumlarını desteklemek maksadıyla gelişigüzel açıklama ve tanımlamalar yapmak zorunda kalmaktadır. Bunun en bariz örneği kitabın ilk bölümünün başlığının, “Arabistan’daki en zengin adam” şeklinde, hiçbir kaynak ile doğrulanmamış bir slogan cümleden oluşuyor olmasıdır (Koehler, 2015: 11).

Bu noktada, yazarın günümüz ekonomi literatürüne ait bir dil kullanıp kitabı daha okunabilir kılarak geniş bir kitle üzerinde ilgi çekmek maksadına binaen, -akademik ciddiyetle bağdaşmayacak yakışıksız ifadeler kullanmaktan geri durmamak pahasına- magazinel bir bakış sergilediği şeklinde bir savunma geliştirilebilir ise de, gerek araştırmada öne sürülen tezin ciddiyetinin gerekse hakkında yorum yapılan şahsiyetin küresel toplum nazarındaki yerinin, böyle bir üslubu ve metodu kaldırmayacağı aşikârdır.

Hz. Muhammed’in Şahsi İnisiyatifine Vurgu Yapılması

Müellif, kitabında öne sürdüğü tezini açıklamak amacıyla ilk dönem İslam toplumunun bir takım uygulamalarından ve bu uygulamalarla iç içe geçen önemli bazı kavramlardan bahsetmektedir. Ve fakat bunu yaparken İslam dininin ana kaynaklarının başında gelen Kuran-ı Kerim’den neredeyse hiçbir referans vermemekte “Hz. Muhammed (…) yaptı.” , “Hz. Muhammed (…) dizayn etti.” gibi ifadelerle, söz konusu kurumsal yapının, Hz. Muhammed’in şahsi inisiyatifine göre şekillendiği algısını işlemektedir.

Kuşkusuz, İslam inancına göre Hz. Muhammed bir (ve son) peygamberdir ve hem bireysel hem de toplumsal yaşamın her alanına dair hüküm ve prensipler getiren İslam dini bağlamında, peygamber sıfatı olan bir kişinin söz ve fiiliyatının da ilahi kaynaklı olmaması düşünülemez. Buna rağmen müellif daha da ileri giderek, dolaylı örnekler bir tarafa, aşağıdaki alıntılardan da görülebileceği üzere, açıkça Kuran’ı Kerim’de zikredilen hükümleri dahi Hz. Muhammed’in ortaya koyduğu prensiplermiş gibi sunmaktadır.

Kanımıza göre müellif, ilk dönem İslam tarihi süresince uygulanan politikaları, Kuran’ı Kerimden bağımsız bir şekilde, ticari faaliyet ile içi içe bir mesleki geçmişi bulunan peygamberin kişisel tecrübesine dayalı teşebbüsler olarak anlatarak, dünya tarihi içerisinde önemli bir yeri bulunan İslam medeniyetinin vücuda getirdiği sosyal kurumlar ve iktisadi mekanizmaların din ile olan bağını koparıp dünyevileştirmeyi ve bir adım sonrasında da aynı maddi düzleme indirgenmiş olan İslamî prensipler ile kapitalist sistemin birbiriyle ilişkilendirilmesini kolaylaştırmayı amaçlamaktadır.

Genel Değerlendirme

Bu çalışmada, Benedikt Koehler’in, Avrupa-merkezli tarih okuma paradigmasının rağmına olacak şekilde, modern batı ekonomik kurumlarının oluşmasında, İslam coğrafyası ile yaşanan etkileşimlerin de etkili ve belirleyici olduğu tezini işlediği, İslam’ın Erken Döneminde Kapitalizmin Doğuşu (Early Islam and the Birth of Capitalism) başlıklı araştırmasına dair tespit ve tenkitlere yer verilmiştir.

Müellif eserinde, oldukça iddialı bir araştırmaya girişmişse de, bu iddiası ile mukayese kabul edecek bir fikri altyapı, literatür taraması, metodoloji kaygısı ve üslup hassasiyeti ile karşımıza çıkmamaktadır.

Genel olarak, ticari hayata dair muhtelif kavramlarla zenginleştirilmiş muhtasar bir siyer çalışmasını andıran eserde, İslam’ın ekonomik kural ve kurumlarının kavramsal arka planı ile bunların Batı’ya aktarım sürecindeki tarihi devamlılık net olarak açıklanamamakta; zaman zaman tutarlı yaklaşımlar sergilense de, kilometre taşı olarak adlandırılabilecek noktalar muğlak ifadelerle geçiştirilmektedir.

Yine bu bağlamda, İslamî menşeli ve/veya İslam’ın süzgecinden geçerek revize edilmiş birçok uygulama, ısrarla günümüz piyasa ekonomisi sisteminde geçerli kavramsal karşılıkları kullanılarak verilmekte ve böylece her iki dönem okuyucunun zihninde bağdaştırılmaya çalışılmaktadır.

Yine bu doğrultuda, Kuran-ı Kerim’de yer verilen buyrukların Hz. Muhammed’e atfedilmesi, hem Hz. Muhammed hem de ashabının temel motivasyonunun servet peşinde koşmak olarak tanımlanması ve ticari uygulamaların da neredeyse tamamının, ailevi kökenine ve tüccar kimliğine referansla Hz. Muhammed’in şahsi inisiyatifine bağlanması dolayısıyla İslam medeniyetinde ticari faaliyetin, güç sahibi, yerleşik aristokrat tabakanın eline bırakıldığı tezi işlenmekte ve böylece, söz konusu uygulamalar ile kapitalist sistemin işleyişini benzeştirme çabası güdülmektedir.

Hülasa, müellif, İslam medeniyetini görmezden gelen bir bakış açısını reddetse de, her iki sistemin benzeşen teorik ve pratik yanlarını, sebep-sonuç ilişkisine döndürme/indirgeme çabasında zayıf kalmaktadır.

Kaynak: https://www.tujise.org/content/7-issues/7-volume-4-issue-1/7-r2/56-150-2-pb.pdf