Üretim, Büyüme, Verimlilik ve Kavramların İnşası Üzerine

Muhlis Selman Sağlam

Geçtiğimiz günlerde bir yazı okudum. Yazıyı kaleme alan kişi ekonomik büyümeden bahsediyordu, ancak bir takım değerlerden bağımsız düşünülemeyecek bir büyüme. Yazar bu minvalde paradan para kazanarak, bir rant döngüsü içerisinde büyümeden bahsedilemeyeceğini ifade ediyordu. Doğru, biz üretim yaparak büyümeliyiz. Günümüz dünyasında ideal üretimin ana ilkesi ise verimlilik olduğuna göre, o zaman bunu gözetmeli, mümkün olan en az girdiyle en çok çıktıyı elde etmeliyiz. Kârımızı en yüksek seviyede tutmalı, daha çok üretmeli, ürettiğimiz kadar büyümeliyiz, en önemlisi ise bunu sürdürülebilir kılmalıyız. Bu noktada bir alıntı yapmak istiyorum, sonra konumuza geri döneceğiz.

Kıymetli bir hocam, vermiş olduğu bir seminerde şu ifadeleri kullanmıştı: “Eğer bugün biz Müslümanlar olarak çağdaş dünyada bir dil geliştirmek istiyorsak yapmamız gereken ilk iş kavram hassasiyetimizi yükseltmektir. Unutmamak gerekir ki kökten bitme ve daldan yetme bir medeniyet olma arasındaki ayrım kendi hikâyeni yazmaktan, kendi cümlelerini söylemekten, kendi sorularını sormaktan, kendi cevaplarını vermekten ve bu süreçte insanlığın tecrübesinden de istifade etmekten geçmektedir.” Çok doğru bir ifade, uygulaması her ne kadar zor olsa ve ciddi emek istese de.

Nerede kalmıştık? Üretimde verimlilik… Yazarın finansallaşma yerine reel üretim temelli bir büyümeyi öncelemesinin kısmen doğru bir yaklaşım olduğunu düşünüyorum. Peki, dedik ya kavram hassasiyetimiz yüksek olacak; soralım o vakit: Verimlilik ne demektir? Hangi tarihsel tecrübeler ile üretilmiş bir kavramdır? Hiçbir kavramın bir takım değerlerden bağımsız ortaya çıkmadığını düşünürsek, acaba verimlilik kavramı anlam bagajında hangi değer yargılarını, nasıl bir dünya görüşünü sunuyor bize? Yazar verimliliği ifade ederken en az girdiyle en çok çıktıdan söz etmişti. Yine soralım, girdi ve çıktı nedir? Nitekim unutmamak gerekir ki günümüz ekonomi sisteminde insan ekonomik bir girdi olabilmektedir. Hatta genel kabul bu yöndedir. Devam edelim, ekonomik büyüme ifadesi… Ekonomik büyümenin temel ilkeleri nelerdir? Bu büyümenin dinamosu nedir, bir sınırı var mıdır, ahlakilik bu sürece dâhil midir? Eğer dâhil ise, bu ahlakın mahiyeti nedir? Unutmamak gerekir ki ahlakilik bağlamında sert eleştirilere maruz kalan liberalizm kendini bir ahlak öğretisi olarak sunmaktadır. Liberal düşüncenin kurucu isimlerinin aynı zamanda ahlak filozofu olmaları dikkat çekicidir. O halde ahlak kavramının bağlamına da dikkat etmemiz gerekmektedir.

Kullandığımız kavramları seçerken titiz davranmamız gerekli diye düşünüyorum. Kısaca yukarıda da değinmiş olduğum kavram hassasiyetinin yüksek olmasından bunu anlıyorum. Medeniyetler kavramları inşa eder, güçlü olan medeniyetin inşa ettiği kavramları diğerleri kullanmaya mahkûmdur. Kavramlar değer yargılarından bağımsız değildir, bir tecrübe sonucu ortaya çıkarlar, bir dünya görüşüne yaslanırlar. Dolayısıyla hâkim sisteme karşı bir alternatif sunabilmek önce kavramlar düzeyinde bir hassasiyet kazanmayla başlayacaktır. Bu hassasiyet bizi kavramsal çalışmalar yapmaya itecektir, bu çalışmaları yapmaya niyet etmemiz bize ilk etapta gösterecektir ki söz konusu çalışmaları yapmaya yetkinliğimiz yok maalesef. O zaman eğitim sistemimize dair nerede yanlış yaptığımızı sorgulamaya başlayacağız, kullandığımız dilin ne derece yozlaştığını fark edeceğiz belki de. Neden bu yetkinliğe sahip olamadığımızı, nerede hata yaptığımızı arayacağız. Unutmamak gerekir ki içinde bulunduğumuz krize yönelik çözüme ulaşmak, problemi doğru bir şekilde anlamaktan geçmektedir. Bugün maalesef içinde bulunduğumuz problemi doğru bir şekilde anlayamadığımızı düşünüyorum.

Bu yazıda kavramların önemi üzerine genel bir çerçeve çizmeye çalıştık. İlerleyen yazılarda nasip olursa burada değindiğimiz kavramları müstakil bir biçimde ele almaya çalışacağız.