Baltalimanı anlaşmasıyla Osmanlı takatten düştü

Değerlendiren: Metin Uygun

İdris Küçükömer’in ‘Düzenin Yabancılaşması’ kitabı, kapitalist dünya düzeninin, daha sonra emperyalist kapitalist dünya düzeni evresine geçen sistemin nasıl işlediğini, bunun Osmanlı’ya ve Türkiye’ye yansımalarını anlamak, görmek ve düşünmek için okunmayı bekliyor. Metin Uygun yazdı.

İdris Küçükömer, düşünceleriyle, ortaya koyduğu tezleriyle çok ses getirmiş, fikirlerini kamuoyuyla paylaştığı dönemlerde hayli tartışılmış bir bilim adamıdır. Aynı zamanda düşünce adamıdır. Söyledikleri o zamana kadar çok az dile getirilen ve yeni söylenen şeylerdir. Haliyle bunlar şok etkisi yapar. Ezber bozar. Küçükömer’i bugün dahi tartışmanın, ilginin odağına yerleştirir. Hatta gündemdeki yerini hâlâ muhafaza eder düşünceleri. Bu düşüncelerini 1960’lı yılların sonunda dile getirmiş.

Mesela şu yazdıkları o dönem düşünüldüğünde gayet ezber bozucudur: “Türkiye’nin ilericileri sağ cenahta görülen geniş İslamcı halk kitleleridir. Onlara bu niteliği kazandıran, onların değişmeye, gelişmeye, dönüşmeye açık olan sosyal, ekonomik istekleridir. Bu istekler üretim güçlerini geliştiricidir, toplumdaki monolitik iktidar yapısını çatlatıcı ve çoğulcudur.” İşte bu tip görüşler, bu fikirler İdris Küçükömer düşüncesi hakkında kısaca bir fikir verir bizlere.

İdris Küçükömer, Batılılaşma & Düzenin Yabancılaşması kitabının, “14-17 Ekim 1968 tarihleri arasında Akşam gazetesinde ‘Ortanın Solu’ denen akımı eleştirmek üzere yayımlanan dört makalenin genişletilmesiyle” ortaya çıktığını ifade eder. Bunlar, “Türkiye Batılılaşamaz”, “Osmanlılarda Kapitalist Düzene Neden Geçilemedi”, “Ortanın Solunda Paşalar ile Abdülhamit” ve “Son Bürokrat Paşa’ya Sorular ve Stratejik İpuçları” isimli makalelerdir. Daha önceleri başka bir yayınevi tarafından yayımlanan kitabın yeni baskıları Profil Yayınları tarafından gerçekleştirilmektedir. Bu yayınevi tarafından 2009 ve 2010 yıllarında yeniden ilk baskıları yapılan eserin birkaç baskı daha yaptığını görüyoruz.

İdris Küçükömer’in dile getirdiği, öne sürdüğü en önemli görüş, “Türkiye’de devletin despotik niteliğinin sivil toplumun gelişmesi önünde duran en büyük engellerden biri olduğu” fikridir.

Kapitalizm oralarda da teşvik edilmeliydi

“Türkiye Neden Batılılaşamaz” başlıklı makale kitabın ilk bölümünü oluşturur. Burada Küçükömer, Batı’da kapitalist kurumların ortaya çıkışının tarihi sürecini anlatır. On altıncı ve on yedinci yüzyılların önemine dikkat çeker. Bu dönemde burjuvazi sermayenin sahibi olarak görülür. Egemen üç güç vardır Batı’da. Bunlar burjuva, kral ve kilisedir. Kralın da burjuva üzerinde tam bir egemenliği yoktur. Bu güçler arasında çatışmalar yaşanır. Burjuva feodallere karşı kralı destekler. Kilisenin ekonomik alanda etkinliği kırılır. Dinde reform yapılır. Katolik kilisesine karşı Protestanlık ortaya çıkarılır. Mezhep savaşları olur. Teokratik egemenliğe karşı laiklik ilkesi ortaya atılır. Kırsal kesimde üretim yapan köylülerin elinden toprakları alınır. İşsiz kalan bu insanlar yurt içinde serbestçe dolaşamazlar. Bu serbestliğin ucuz iş gücü temini için gerçekleşmesi istenir. Bu sayede maliyet düşecek, kârlılık artacak, sermaye birikimi daha da büyüyecekti. Sömürge ve yarı sömürge milletlerden yapılan, yağma ve esir ticaretinin kral tarafından korunması istenir. Dış ülkelerden ucuz hammadde temin edilmelidir. Serbest ticaret, özel mülkiyet, ifade özgürlüğü gibi insan hakları önündeki engellerin kaldırılması mücadelesi verilir. Bu gelişmeler neticesinde isyanlar çıkar, ihtilaller olur. 1609’da Hollanda İspanya Krallığına karşı başkaldırır ve ilk burjuva cumhuriyeti kurulur. İngiltere’de parlamenterler uzun süren iç savaşı kazanarak I. Charles’i idam ettirirler. 1789’da Fransa’da ihtilal olur. Sermaye sahipleri bütün bunlardan sonra hakimiyetlerini ve kapitalist üretim ilişkilerini kuvvetlendiren kurumlarını kurarlar. “Daha sonra birikim ve geniş pazar sanayi devrimini getirmiştir” der Küçükömer.

Sanayi devrimi gerçekleştikten sonra üretim güçlerinin daha da büyüyüp gelişebilmesi için, kapitalizm öncesi üretim düzenlerinde kalmış toplumların kontrol edilmesi gerekliydi. Bu ülkeler hem pazardı ve hem de buralardan ucuz hammadde temin edilmesi gerekiyordu. Bu kontrol ekonomik, politik, eğitim vb. alanlarda işbirlikçiler aranarak yapılmalıydı. Öyleyse kapitalizm, bazı üstyapı kurumlarının benzerlerinin oralarda kurulması için teşvik edilmeliydi. “Osmanlılarda Batı kurumlarının alınmaya başlamasının tam bu döneme düşmesi tesadüf değildir elbet” diye ifade eder Küçükömer.

Osmanlı devlet yapısı ve ekonomisi aşırı merkeziyetçidir

Batı’nın yukarıda çok kısa olarak özetlenen kapitalistleşme süreci Osmanlılarda yaşanmamıştır. Bu da Osmanlı neden batılılaşamaz sorusunun cevabıdır. Osmanlıda esas üretim aracı olan toprak Allah adına padişaha aittir. Padişahın toprakları, has tımar, zeamet verilenlerin tasarrufuna bırakılmıştır. Bunlar da bu toprağı işletmelerinden dolayı vergi verirlerdi. İmparatorluk devamlı olarak yarı seferberlik halindedir. Padişahın gelirlerinden faydalanan gruplar vardır. Bunlar ulema, din adamları, yeniçeriler ve diğer yardımcı askeri kuruluşlar ve diğer yöneticilerdir. Padişahın gelirlerinden faydalanan grupların bu nimetten devamlı olarak istifade edebilmesi için bu gruplara mensup olanlar arasında rekabet yaşanıyordu. Yine bu gelirlerden istifade edebilmenin devamlılığı, padişaha ters düşmemeye bağlıydı. Bu durum da onların grup olarak zayıf kalmaları, padişaha sadakatlerinin kuvvetli olması neticesini doğuruyordu. Ekonomik açıdan bu durum Asyatik despotluğu sağlayan bir denge biçimi olarak değerlendirilir eserde. Tarım üretiminin devamsızlığı, artan nüfus, tüketim meselesini ortaya çıkarıyordu. Bütün bunlar merkeziyetçi bir devleti ya da yönetimi mecbur kılıyordu.

Kısaca aşırı merkeziyetçilik, ticari ve tefeci sermayenin bulunmaması, devletin giderlerinin artması, Batı’nın yeni ticari deniz yolları keşfetmesi, köylülerin gelirlerinin yetersiz oluşu sebebiyle şehirlere göç etmesi vb. sebepler Osmanlı ekonomisindeki daralma ve gerilemeyi oluşturuyordu. Bu ve benzeri sebepler Osmanlı’da bazı yenilik hareketlerinin meydana gelmesine zemin hazırlar. Lale devri, Tanzimat gibi yenileşme hareketleri meydana gelir. Tanzimat’tan önce İngiltere ile imzalanan Baltalimanı Serbest Ticaret Anlaşması imparatorluğu takatten düşürür. “Bu anlaşma üzerinde çokça, hem de çokça durulmalı” ifadesinde bulunur yazar. Bu anlaşmayı Tanzimat’tan daha önemli bulur Küçükömer. Avrupa’nın makineli sanayi ürünleri dünya piyasalarını, özellikle Osmanlı pazarını etkiler. Osmanlı üretim sistemi büyük gerileme içine girer. İşsizlik artar, istikrarsızlık yerleşir ve kalıcı hale gelir. Bu anlaşmanın en ağır kapitülasyonlar olduğu ifade edilir.

Cumhuriyet kurulduktan sonra da, ülkenin kapitalizme açık hale gelme durumunun devam ettirildiği fikri savunulur. Devletçilik ilkesi tartışılır. Montaj ve metalurji sanayi ve madencilik politikaları hakkında düşünceler ortaya konur, tespitler yapılır. Osmanlı’da ve Cumhuriyet’te yapılan kurumsal düzenlemelerin ve ekonomik uygulamaların kapitalizmle nasıl uyumlu hale getirildiği gözler önüne serilir. Velhasıl İdris Küçükömer, kapitalist dünya düzeninin, daha sonra emperyalist kapitalist dünya düzeni evresine geçen sistemin nasıl işlediğini, bunun Osmanlı’ya ve Türkiye’ye yansımalarını anlamak, görmek ve düşünmek için okunmayı bekliyor, hak ediyor.

Kaynak: http://www.dunyabizim.com/kapitalizm/22023/baltalimani-anlasmasiyla-osmanli-takatten-dustu