Kurumlar, Kurumsal Teori ve İktisadi Kalkınma

Mustafa Yağcı

Yaklaşık bir ay önce hayatını kaybeden Nobel Ekonomi ödülü sahibi Douglass North’un1Douglass North’un hayatı ve çalışmaları ile ilgili ölümünden sonra yayınlanan ekteki yazıya bakılabilir. https://www.washingtonpost.com/news/monkey-cage/wp/2015/12/09/douglass-north-was-a-visionary/ ardından kendisinin gelişmesinde büyük payı olduğu “Yeni Kurumsal İktisat” (New Institutional Economics) ve kurumlar ile iktisadi kalkınma arasındaki ilişki üzerine bu yazıyı yazmaya karar verdim. Douglass North (1990) kurumları “oyunun kuralları” (rules of the game) olarak tanımlıyor. Kurumları düşünürken şu kavramlar arasındaki farkları da anlamak önemli: yapılar, kurumlar ve örgütler (structures, institutions, organizations). Eğer bir spor müsabakasını düşünecek olursak, yapı müsabakanın yapıldığı yer, saha olarak düşünülebilir. Kurumlar biraz önce değindiğim gibi oyunun kuralları, örgütler de maçı yapan takımlar olarak düşünülebilir. North (1990) kurumlara oyunun kuralları derken örgütlere de “oyunun oyuncuları” (players of the game) demektedir. North, çalışmalarında tarihsel olarak iktisadi faaliyette ve kalkınmada kurumların önemini vurgulamasıyla ün yapmıştır.

            Kurumları daha da açacak olursak, çeşitli tanımlara göre kurumlar yazılı olan veya olmayan kurallar, normlar, prosedürler gibi öğeleri de kapsamaktadır. Örnek vermek gerekirse, bir ülkedeki yasaları, anayasayı yazılı kurumlar; kültürü, gelenekleri ve alışkanlıkları da yazılı olmayan kurumlar olarak düşünebiliriz. İktisat alanında pek çok araştırmacı bu yazılı olan ve olmayan kurumların iktisadi gelişmede çok önemli rolü olduğunu vurgulamaktadırlar. Acemoğlu ve Robinson’ın (2013) “Ulusların Düşüşü” kitabı, Ha-Joon Chang’ın (2015) “Sanayileşmenin Gizli Tarihi” kitabı ve Douglass North’un (2002) “Kurumlar, Kurumsal Değişim ve Ekonomik Performans” kitabı metot ve teorik iddialar bakımından farklılıklar içerse de kurumlar ve iktisadi gelişme ilişkisi alanında yazılmış önemli kitaplara örnek olarak verilebilir.

            Siyaset Bilimi alanında da kurumlar üzerine pek çok çalışma bulunmaktadır. Hall and Taylor (1996) Siyaset Bilimi alanında üç temel “yeni kurumsalcılık” (new institutionalism) yaklaşımı olduğunu vurgulamakta ve bunların “rasyonel tercih kurumsalcılığı” (rational choice institutionalism), “tarihsel kurumsalcılık” (historical institutionalism) ve “sosyolojik kurumsalcılık” (sociological institutionalism) olduğunu vurgulamaktadır. Sosyolojik kurumsalcılığa “örgütsel kurumsalcılık” (organizational institutionalism) da denmektedir. Schmidt (2008) dördüncü kurumsal teori yaklaşımı olarak “söylemsel kurumsalcılık” (discursive institutionalism) kavramını ortaya atmıştır. Bu yaklaşımlar kurumları tanımlamaları, kurumsal değişime yol açan faktörler ve bu değişimi açıklamaları bakımından farklılıklar göstermektedir.

            Rasyonel tercih kurumsalcılığına daha çok iktisat çalışmalarında rastlanmaktadır. Bu yaklaşıma göre kurumlar daha çok “teşvik sistemleri” (incentive systems) olarak görülmektedir. Douglass North’un da öncüleri arasında yer aldığı “Yeni Kurumsal İktisat” yaklaşımı, sınırlı rasyonellik (bounded rationality), eksik enformasyon (imperfect information) ve tarihsel analize yaptığı vurguyla neo-klasik iktisat modellerinden farklılaşmıştır. Bu yaklaşıma göre, rasyonel insanlara kurumsal değişiklikler teşvikler şeklinde sunulmalı ve bu teşviklerin sonucu olarak davranışların değişeceği savunulmaktadır. Mülkiyet hakları, yasalar, piyasa kuralları bu çerçevede belirlenmeli ve iktisadi faaliyeti en etkin hale getirecek kurumlar teşvik edilmelidir. Bu yaklaşımda davranışların “işe yararlık mantığı” (logic of instrumentality) çerçevesinde gerçekleşmesi beklenir. Basit bir örnek vermek gerekirse, bir devlet sigara tüketimini azaltmak istiyorsa, sigara vergisini yükseltmelidir. Böylece sigaraya daha çok para vermek istemeyecek insanlar ya sigara tüketimini azaltacak ya da tamamen sigara içmeyi bırakacaktır. Sigara içmeyi azaltma konusunda bu teşvik unsurlarının ne kadar amacına ulaştığı tartışmaya açıktır ve bu örnek aslında insan davranışlarını sadece teşvik unsurları ile değiştirmenin zorluğunu da göstermektedir.

Tarihsel kurumsalcılıkta tarihi gelişmelerin, kritik dönemeçlerin (critical juncture) kurumsal değişimdeki önemine değinilmektedir. Ama bu yaklaşımda daha çok kurumsal devamlılığa ve kurumsal değişimlerin zorluğuna dikkat çekilmektedir. O yüzden, bu yaklaşımda “patika bağımlılığı” (path dependence) kavramı sıkça kullanılmaktadır. Örnek vermek gerekirse, bilgisayar klavyelerinde harflerin sıralaması ilk başlarda “QWERTY” sistemi ile başlamış ve daha sonra bu sistem sebepsiz bir şekilde sürekliliğini devam ettirmiştir. Başka bir örnek vermek gerekirse, ekonomik krizler kurumsal değişim için pek çok ülkede kritik dönemeç rolünü oynamış ve değişmesi krizden önce mümkün olmamış kurumların hızlı bir şekilde değişmesinin önünü açmıştır. Türkiye’de 2001 krizinden sonra bankacılık sektörü, maliye politikası ve merkez bankacılığı ile ilgili kurumların krizden sonra hızlı bir şekilde değişmesi bu yaklaşıma örnek olarak verilebilir.

            Sosyolojik (veya örgütsel) kurumsalcılık, kurumsal değişimde kültürün, normların ve yazılı olmayan kuralların önemine değinmektedir. Yazılı olmayan kuralların oluşması uzun zaman almakta ve insan, örgüt davranışları “işe yararlık mantığı” yerine “uygunluk, yerindelik mantığı” (logic of appropriateness) ile açıklanmaktadır. Örnek vermek gerekirse, merkez bankası bağımsızlığı uluslararası bir norm haline gelmiştir ve pek çok ülkede merkez bankaları bu çerçevede görevlerini yerine getirmektedir. Ülkeler uluslararası finans sistemine bağlılıklarını göstermek için merkez bankası bağımsızlığı normuna sadık kaldıklarını farklı şekillerde vurgulamaktadırlar. Tabii merkez bankası bağımsızlığının uluslararası bir norm haline gelmesinde Dünya Bankası ve IMF gibi kuruluşların da önemli bir rolü olduğu söylenebilir.

            Son olarak, söylemsel kurumsalcılıkta aktörler, fikirler ve fikirlerin aktörler tarafından söylemlerle ifade edilişi kurumsal değişimin temel sebebi olarak görülmektedir. Bu yaklaşım fikirler ve iletişime yaptığı vurguyla diğer yaklaşımlara kıyasla kurumsal değişime daha dinamik bir bakış açısı getirdiğini savunmaktadır. Blyth (2002) Amerika ve İsveç’te tarihsel süreçte farklı fikirlerin iktisat anlayışını ve politikasını şekillendirmesini çalışmış ve iktisat politikaları bağlamında kurumsal değişimin özellikle ekonomik kriz gibi belirsizlik zamanlarında fikirlerin yön vermesi, çıkarların fikirler tarafından şekillendirilmesi ile meydana geldiğini savunmuştur. Güncel hayattan bir örnek vermek gerekirse, serbest ticaretin bütün ülkeler açısından kârlı olduğu çok yaygın olan ekonomik bir sav ve fikirdir. Benzer şekilde serbest piyasanın ekonomik sorunlara çözüm üretmede çok etkili olduğu, devletin ekonomiye çok az etkisi olması gerektiği çok yaygın olan ekonomik fikirlerdir. Pek çok ülkede bu fikirler ışığında ekonomik reformlar yapılmıştır. Ama eleştirel bir gözle bakacak olursak, Ha-Joon Chang eserlerinde bu fikirlerin gerçekte geçerliliğinin olmadığını, gelişmiş ülkelerin gelişmekte olan ülkelere bu fikirleri dayatarak kendi yararlarına olacak politikaların uygulanmasını sağladığını savunmaktadır. En son İstanbul Ticaret Üniversitesi’nde SEPIP Konferansı’nda kendisini dinleme şansı bulduğum Ha-Joon Chang, devletlerin sanayi politikasında ne gibi rolü olmalı sorusuna Amerika’dan örnek vererek şöyle cevap vermişti: ”Amerika’nın en önemli sanayi politikası, başka ülkeleri kendi sanayi politikası olmadığı fikrine inandırmasıdır.”

            Bu yazıda, kurumsal teori ve bu teorinin barındırdığı yaklaşımları kısaca özetlemeye çalıştım. Son yıllarda bu farklı yaklaşımların birbirinin rakibi değil farklı konuları açıklamada birbirlerini destekledikleri fikrinin akademik araştırmalarda yaygın olduğunu vurgulamakta yarar var. Ama akademik çalışmalarda benim gördüğüm bir sıkıntı, her alanın kendi içinde tartışmalar yapması ve diğer araştırma alanları ile diyalog içinde olmamasıdır. Örneğin, İktisat alanı daha önce bahsettiğim gibi daha çok rasyonel tercih kurumsalcılığından yararlanmakta. Siyaset Bilimi’nde daha çok tarihsel ve söylemsel kurumsalcılığın yaygın olduğunu söyleyebiliriz. İşletme, Yönetim alanında ise daha çok sosyolojik (örgütsel) kurumsalcılığın yaygın olduğunu söyleyebiliriz. Bu alanlar kendi içlerinde bu kuramları geliştirmeye çalışırken, diğer alanlardan pek fazla yararlanmamaktadır. Benim görüşüme göre, toplumdaki pek çok siyasi ve ekonomik sorunun çözümü ise farklı alanların birbiriyle iletişiminden geçmektedir. Umarım akademik disiplinler ilerleyen yıllarda farklı disiplinlerden beslenmeyi içselleştirebilir ve toplumsal sorunların çözümüne daha kapsayıcı katkıda bulunabilirler.

 Referanslar

  • Acemoğlu, D. ve Robinson, J. 2013. Ulusların Düşüşü. Doğan Kitap.
  • Blyth, M. 2002. Great Transformations: Economic Ideas and Institutional Change in the Twentieth Century. New York: Cambridge University Press.
  • Chang, H-J. 2015. Sanayileşmenin Gizli Tarihi. Efil Yayınevi.
  • Hall, P.A. and Taylor, R.C. 1996. Political Science and the Three New Institutionalisms. Political Studies, 44(5): 936-957.
  • North, D.C. 1990. Institutions, Institutional Change and Economic Performance. Cambridge University Press.
  • North, D.C. 2002. Kurumlar, Kurumsal Değişim ve Ekonomik Performans. Sabancı Üniversitesi Yayınları.
  • Schmidt, V.A. 2008. Discursive institutionalism: The explanatory power of ideas and discourse. Annual Review of Political Science, 11:303-326.

Kaynak: http://iktisat.biz/2015/12/23/kurumlar-kurumsal-teori-ve-iktisadi-kalkinma/

Notlar   [ + ]

1. Douglass North’un hayatı ve çalışmaları ile ilgili ölümünden sonra yayınlanan ekteki yazıya bakılabilir. https://www.washingtonpost.com/news/monkey-cage/wp/2015/12/09/douglass-north-was-a-visionary/