Belki Medeniyet Akyiğitzade’nin Tarif Ettiği Gibi Bir Şeydir

Değerlendiren: Muhammed Özbey

Ekonomi, genel milli hastalıklarımızdan birinin öznesi. Pek çok konuda olduğu gibi bu konuda da bilmeden ahkam kesmekte üzerimize yok. Halkın ekonomi bilmesini beklemiyoruz elbette; fakat kanaat önderi olma rolüne soyunan, tefekkür sahasında forma giyen düşünürlerimizin ekonomi bilmese bile en azından ekonomi işleyişini bilmesini beklemeliyiz. Özellikle modern devirde politikanın, savaşların, insan ilişkilerinin mütemmim cüzü ekonomidir.

Bu topraklarda adı iktisat olan ekonominin, maalesef realiteden kopulduğu için hak ettiği ilgiyi ve değeri görmediğini düşünüyorum. Bir kısım eşhas, insanları hakikate vardırmak adına oluşturulan söylemlerin ve tavırların amacını saptırarak iktisat ilmini küçümsetti. Ayetler, hadisler, maddiyata tenezzül etmeme, malın mülkün yalan oluşu, “zenginden adam olmaz” deyişleri; bireysel bir irşattan ve toplumsal bir ahlâktan sıyrılıp milleti etkileyen iktisat ilmini esir aldı ve başka milletlere karşı iktisaden esir olduk. İktisat hem teorik hem pratik, hem sözlü hem sayılı olduğu için kafa zorlayan zor bir alan. Kolaycı tutumlarla, zordan kaçan insanlar iktisatla ilgilenmemelerine rağmen iktisat politikalarını da etkileyen düşünceler serdetmiş ve icraatlar ortaya koymuştur.

Bu durum Türkiye Cumhuriyeti’nde olduğu gibi kuvvetle muhtemel Osmanlı’da da mevcuttu. Zaten pek çok hastalığımız “Hasta Adam” Osmanlı’dan bize intikal etti. Kâdim ile modern arasında beynamaz kalınan bir devirde, şükür ki berrak zihinler bu ikisini tesviye edebiliyor, gelenekten mülhem modern bakışlar ortaya koyabiliyordu. Bu berrak zihinlerden biri, iktisat alanında eserler veren Akyiğitzade Musa.

Süleymaniye Kütüphanesi’nin ilk müdürü

Akyiğitzade Musa, 1865-1923 yılları arasında yaşamış, Kazan Tatarları’ndan olup İstanbul’a göç etmiş, devlet görevlerinde bulunmuş, Süleymaniye Kütüphanesi’nin ilk müdürü olmuştur. Kırım’da bulunup Gaspıralı İsmail Bey’in meşhur Tercüman Gazetesi’nde çalışmış, Gaspıralı’nın teşvikiyle İstanbul’a gelmiş ve Mekteb i Mülkiye’yi bitirmiştir. İstanbul’da Yusuf Akçura öncülüğündeki Türk Derneği kurucuları arasında yer almıştır.

Akyiğitzade Musa’nın İlm-i Servet Veyahud İlm-i İktisat adlı eseri, “Osmanlı’da Modern İktisadın İzinde 2” üst başlığı ile Dergah Yayınları tarafından neşredilmiş. Eser modern iktisadı ve iktisatçıları tanıtarak, tartışarak; Osmanlı iktisat literatürüne büyük katkılar sağlıyor. Serinin 1 numaralı kitabı, Akyiğitzade’nin Mekteb-i Mülkiye’de hocası olan Sakızlı Ohannes Efendi’nin “Mebadi-i İlm-i Serveti Milel” kitabıdır.

Kazan ekolü, pek kıymetli insanlar yetiştirmişti

Akyiğitzade, kitapta da belirtildiği üzere, iktisadi modellere karşı tavırları benzer olsa da Namık Kemal ve Ahmet Mithat Efendi gibi popüler iktisat literatürünün temsilcilerinden bariz biçimde ayrılmaktadır. Eserinde serbest ticaret ve himayeciliği tarafsız olarak açıklar, sonra da himayeciliğin neden gerekli olduğuna dair çıkarımlarda bulunur. Hocası Sakızlı Ohannes Efendi liberal bir iktisat anlayışını savunmasına ve serbest ticaret yanlısı olmasına rağmen, Akyiğitzade himayeci modelden yanadır ve bunun detaylarına Rus kaynaklarından ulaşır. Niyazi Berkes’in dediğine göre, Rusya’daki Müslüman muhit iktisat bilgisinde Osmanlı’dan daha ileriydi ve Akyiğitzade bunun etkisiyle de himayeci anlayışa yakın olabilirdi.

Onun modern iktisada bu kadar hâkim olmasının bana göre bir nedeni, Rusça ve Fransızca bilgisinin dışında, temel eğitimini Kazan’da almış olmasıdır. 19. ve 20. yüzyılda Kazan medreseleri ve eğitimi ya da ekolü, pek kıymetli insanlar yetiştirmiştir. Bu durum Ceditçilik hareketinden de kaynaklanıyor olabilir, bölgedeki Müslümanların Rus modernleşmesi çemberine dâhil olmalarından da kaynaklanıyor olabilir.

Medeniyetlerin gelişmesinde ilim mi yoksa sanat mı daha fazla katkı sağladı?

Kitapta ilgimi çeken noktalardan biri, Musa Bey’in, medeniyetlerin gelişmesinde ilmin mi yoksa sanatın mı daha fazla katkı sağladığına dair görüşleridir. Bunu müstakil bir başlıkta inceleyen Akyiğitzade, medeniyet terakkisinde ilmin sanattan daha önde olduğunu düşünür. Bu düşüncelerini de İmam Gazali’den, Bacon’dan ve İbn i Batuta’dan alıntıladığı örneklerle destekler. Mesela Gazali’nin “El Munkız”ından örnek verir. Gazali’nin kitapta ilm-i hikmet, coğrafya ve ilm-i heyetten bahsettiğini; bunun da insanlarda bu ilimlere dair merak uyandırıp tahsile sevk ettiğini, böylece yer ve gök bilimlerinin geliştiğini, bu ilim malumatlarının tarım, ulaşım, ticaret gibi alanlarda kullanıldığını söyler.

Belki medenilik gerçekten Akyiğitzade’nin tarif ettiği gibi bir şeydir

Bir diğer mühim husus da Musa Bey’in medeniyetin mevcudiyetini erişime ve ulaşıma bağlamasıdır. Ona göre bir yerden bir yere gitmek rahatsa ve bir ihtiyacı gidermek kolaysa, orası medenîdir. Bu tarif aslında iktisat ile sıkı sıkıya bağlıdır. Ulaşım, ticareti, dolayısıyla refahı arttıran bir vasıtadır. Üretim ve ticaret de ihtiyaca erişimi sağlar. Medeniyet ile iktisat arasında sağlam bir bağ kuran Akyiğitzade, mal mübadelesi, harcama, tüketim ve vergi gibi konularda pek çok kuralın “insanları medenileştiren” İslamiyet’in doğuşu ve yayılışı ile ortaya çıktığını söylüyor. Buna göre İslamiyet’ten evvel medeniyet olmadığı için, iktisada dair kaideler de pek azdı. Mamafih Akyiğitzade bundan sonra Avrupa ülkelerini ve Amerika’yı da medeni addediyor. Bizim düşünce dünyamızda Avrupa’ya ve Amerika’ya bugün “medeni” demek, sosyo-kültürel lince uğramak için yeter sebeptir. Halbuki Akyiğitzade bu memalike medeni demekten kaçınmıyor. Çünkü onun medeniyet dediği şeyi o ülkeler haiz. Belki medenilik gerçekten Akyiğitzade’nin tarif ettiği gibi bir şeydir. Yaptığımız medeniyet tanımları ve kendi medeniliğimize övgüler, bizi realiteden ve rasyonellikten alıkoyuyor olabilir.

Yukarıda pek çok milli hastalığımızın Osmanlı’dan miras olduğunu söylemiştik. Bu hastalıklardan birini Musa Bey tespit etmiş. İngiltere gibi iktisadî olarak gelişmiş bir ülkenin bile bazı sektörlerde himayeci politikalar uyguladığı bir dönemde, Osmanlı Devleti himayeci politikaları görmezden gelen ve serbest ticareti en geniş şekilde uygulayan tek örnektir. Yani Osmanlı Devleti, rekabet açısından kendi pazarı sersefil durumdayken; serbest ticaret ile kendi ülkesini bir iktisadi dart tahtası haline getirmiş, sanayileşememiştir. Kendi üretebildiğimiz ve piyasaya sokabildiğimiz ürünlerin yerine daha ucuz, daha çok ya da daha kaliteli diye yabancı malları kabul etmişiz. Bu da yerli üretimin sekteye uğraması demektir. Oysaki o dönemin milli menfaatleri korumacı iktisadi politikalara uygun olabilirdi. Kim bilir hangi paşamız kulaktan dolma biçimde, kuru bir inat uğruna veya düvel-i muazzamaya yaranmak adına böyle bir karar al/dır/mıştır.

Adam Smith o günleri görse…

Günümüzde ekonomistlerin Adam Smith’i yanlış yorumladığını, daha doğrusu işlerine nasıl geliyorsa öyle yorumladığını söyleyenler vardır. Bunu yüz sene önce Akyiğitzade de görmüş olacak ki; İngiltere’deki zenginlerin ve işadamlarının serbest piyasa ekonomisini servetlerini arttırmak için kullandığını, İngiliz işçilerinin sefil olduğunu ve Adam Smith’in bunları görse “hayır, benim söylediklerim bunun için değildi” diyeceğini belirtiyor. Musa Bey’e göre her ne kadar Smith, uluslararası serbest ticaret piyasasında İngiltere mamullerinin hâkimiyetini gördüğünde buna sevinecekse de; İngiltere içinde zenginin daha zengin olduğunu, işçinin ve sanatkârın ise sermayesizlikten ötürü fakir kaldığını gördüğünde serbestliği suistimal edenlerin karşısında dururdu, “işçi ücretleri ve mesai saatleri düzeltilmeli” derdi.

Eşya ihtiyaçlarımızın artması ya da arttırılması, bugünlerde sık sık duyduğumuz bir eleştiridir. Akyiğitzade sanki buna 100 sene önceden cevap veriyor. Ona göre bu, insanî ve tabii bir durumdur. İnsan karnını doyurunca elbise ister, elbiseden sonra ev ister, evden sonra tezyinat ister, bunlardan sonra okumak – yazmak – gezmek ister. Kitabı yazdığı dönemden 15-20 sene evvel evlerde mangal ile ısınılabilirken şimdilerde ise sobaların âlâsı arzu olunmakta imiş. Bugün de insanların israfa kaçmamak kaydıyla, sahip olduğu eşyaları yenilemesinin ya da bunların güncelini talep etmesinin fıtri bir durum olduğunu anlıyoruz.

Kitabı neşreden Dergah Yayınları’na; hazırlayan Gökçen Coşkun Albayrak’a, Hamdi Genç’e, Saim Çağrı Kocakaplan’a, iktisat tarihimize katkılarından ötürü teşekkür ederiz.

Akyiğitzade Musa, İlm-i Servet Veyahud İlm-i İktisat, Dergah Yayınları

Kaynak: http://www.dunyabizim.com/tc3bcketim/25351/belki-medeniyet-akyigitzadenin-tarif-ettigi-gibi-bir-seydir