Anasayfa Tartışma İslami Bir Perspektiften Sürdürülebilirliği Yeniden Düşünmek

İslami Bir Perspektiften Sürdürülebilirliği Yeniden Düşünmek

by

21.yüzyıl, Batı’nın gelişmekte olan dünyaya, özellikle de İslam dünyasına ilişkin söylemini ve gündemini şekillendiren ve tanımlayan bir dizi küresel çevre sorunuyla karakterize edilir. İslam, iklim değişikliği, HIV, yoksulluk ve insan güvenliğinde ortaya çıkan mevcut çevresel, ekonomik ve sosyal krizlerin temel nedenlerini keşfetmek ve açıklamak için yeni sürdürülebilirlik perspektifleri sağlar. Örneğin, iklim değişikliğiyle ilgili İslami bakış açısı, bu küresel sorunun temel nedeninin, insan yönetiminin tam olmaması veya eksik olması ve piyasa başarısızlıklarının bir göstergesi olduğu noktasında temellenir.

Batı Modelinin Tuzakları

Serbest piyasa ekonomileri, politik, ekonomik ve sosyal kurumları ile Batılı ekonomik kalkınma modeli, bir dizi dışsallık ve çevresel maliyet yarattı. Kalkınma adına, yerli halk gelişmekte olan ülkelerde haklarından mahrum bırakılıyor. Yerel halkın hakları ve doğal kaynakları alınıyor ve batının belirlediği ihtiyaçlarla ikame ediliyor.

Sürdürülebilirlik yalnızca enerji, turizm, tarım, ticaret veya kentsel çevre gibi bir sektörlerde tezahür eden bir ürün değil, ruhsal alemlerden, normlardan tüketim ve üretim kalıplarından makro-ekonomik politikalara kadar yaşamın tüm alanlarını kapsayan bir dünya görüşüdür. Kültür, ekoloji ve ekonomiye yönelik bu perspektif ve düşünce sistemi sürdürülebilirliği yeniden düşünerek ve bu anlayışı yerel bilgiye dayandırarak insan merkezli kalkınma için bir model tasarlama girişiminin temelini oluşturur.

Yoksulluk, AIDS ve iklim değişikliği zorluklarıyla birlikte 2008 yılında başlayan küresel mali kriz, bu küresel zorlukları ele alan yeni bir ekonomik modele olan ihtiyacı zorluyor ve teşvik ediyor. Hem insan doğasına hem de kültüre bir meta olarak bakan mevcut piyasa ekonomisinin temelini eleştirmeye ve yeniden düşünmeye ihtiyaç vardır. Mevcut piyasa modelinin temel tuzakları, geleceği tehdit etmesi ve bileşik faiz oranı ve krediler ile aşırı tüketimi teşvik eden bir bankacılık sistemine dayanmasıdır. İklim değişikliğinin fayda-maliyet analizine bakıldığında, faiz oranı (geleceği ne kadar düşürürsek) önleyici tedbir almanın mantığını haklı çıkaracaktır. Başka bir deyişle, gelecek ne kadar önemsenmezse iklim değişikliği etkilerinin gerçekleşmesi ekonomik açıdan o kadar olası hale geldi.

Sürdürülebilirlik Üzerine İslami Perspektifler

Piyasa temelli ekonomik modelin yüksek maliyeti ve geri döndürülemez çevresel maliyetleri açıktır. Piyasaların bize ekolojik gerçeği söylemediği ve iklim değişikliği ve küresel mali kriz konularının piyasa başarısızlığının kanıtı olduğu uzun yıllardır iddia ediliyor. Sürdürülebilirliğin İslami bir perspektiften anlaşılmasında, “iyi bir hayatı neyin oluşturduğu” ve “mutluluğun nasıl sürdürüleceği” soruları kavramının yeniden tanımlanması noktasında kritik önem taşıyor.

İslami bir bakış açısıyla mutluluk arayışı, evrenin inşasında insanın rolünün bir parçası olarak iyi işler yapması ve bilgi yoluyla hayata değer katması, başkalarına yardım etmesi, iyi çocuklar yetiştirmesi ve ayrıca yeryüzünde itidal ölçüsü içinde yaşaması ve israfın ortadan kaldırılması ile ilgilidir.

Dünya görüşlerimizde bir makro değişime ihtiyaç vardır; kültürle rezonansa giren ve denge (mizan) ve sosyal eşitlik (adl) sağlayan bunun yanı sıra doğa, insanlar ve pazar arasındaki uyuma saygı duyan insancıl ve sürdürülebilir bir model sağlamak için batı ekonomik modelinin temellerinin yeniden düşünülmesi gerekir. Her şeyden önce ihtiyaç duyulan şey, İslam’da fıtrat olarak tanımlanan insan doğasına hem ilham hem de iyileştirme kaynağı olarak İslam’a yeni ve taze bir bakış atmaktır. Aşağıda, İslam’ın sürdürülebilirliğin üç noktada (çevre, sosyal ve ekonomik) nasıl temellendiğine dair kısa bir özet verilmiştir.

Çevre ve Maneviyat

İslam dünya görüşünün en ilginç özelliği interaktif ve bütüncül bir bakış açısı sunmasıdır. Bu nedenle, maslahat (kamu yararı) kavramının çağdaş bir anlayışa daha geniş manasıyla teorik bir sürdürülebilirlik anlayışına yol açabilir. İslam, doğal hali (fıtratı) veya içsel iyilik halini temsil eder. Doğal hal (fıtrat), doğa, insan ve oluşturulan çevre ile tam bir uyumu ifade eder. Aynı zamanda, bir vekil ve tanık (halife) olarak insanın rolünün tam olarak anlaşılması ve bilinci anlamına gelir. İnsanlar, tüm kaynakların sürdürülebilir bir şekilde kullanıldığından emin olmak için vekildir.İslam, iklim değişikliğinin potansiyel risklerini, fesat olarak adlandırılan insan vekilliğinin yokluğu sorunu olarak görür. Kur’an bizlere zihnimizin ve ruhumuzun, doğal sermayemizin ve sosyal sermayemizin birbirine bağlı ve bağımlı olduğunu bildirir.

Sosyal Boyut

İslami bir perspektiften, sosyal pusulayı kaybetmek İslam öğretilerinin (bir referans kodu olarak) somutlaşmasının eksikliği veya yokluğu anlamına gelir. Bu hem ekolojik bozulma (fesat) hem de insani ve sosyal yabancılaşma durumuyla sonuçlanacaktır. Sürdürülebilirliğin ikinci ayağı, kalkınmanın insani ve sosyal boyutunun gerçekleşmesidir. Eşitlik kavramı, sosyal adalet (Adl), halkın katılımı (şura) ve gelecek nesiller için derin endişe sürdürülebilirlik noktasında İslami perspektifin köşe taşlarıdır. Bu noktada ümmetin rolü, etik davranış kuralları için standartlar belirlemek ve ayrıca değerler ve kamu yararına dayalı yeni bilgiler üretmektir.

İslami kalkınma biçimi çerçevesinde, yaşamın maddi ve manevi yönleri birbirini tamamlar. Bu nedenle, Allah’a bağlılıkla iyi bir hayat yaşayabilmek için dünyamızın maddi kaynaklarını en iyi şekilde kullanmalıyız. İnsanların manevi yönlerini dikkate almadan gelişimden bahsetmek anlamsız; gelişme denilen kavram insanlığımızın özünü korumalıdır.

Ekonomik Boyut

İslam iktisadı, batı bankacılık sisteminin temel bileşeni olan faizi yasaklar. Bunun yanı sıra İslam, kalkınma projelerinin birkaç kişinin değil, daha geniş topluluğun çıkarına olmasını sağlayan düzenleyici çerçeve sağlar. Temel olarak İslam iktisadı tefeciliği (riba) yasaklaması ve geleceği göz ardı edilmemesini vurgular.

Doğal sermayemizden yararlanan kredileri ve mega projeleri teşvik eden mevcut bankacılık sisteminden farklı olarak İslam, küçük ölçekli kalkınmayı teşvik eder. Bu da malların taşındığı mesafenin azalmasına ve dolayısıyla iş sektöründeki sera gazı emisyonlarının ve ekolojik ayak izlerinin azalmasına neden olur. Kâr paylaşımı ve tefecilik olmaması nedeniyle İslam iktisadı borçluların ödenemez hale gelmesini önlemek için sağlam kısıtlamalar sağlarken, servetin eşit bir şekilde dağıtılmasını teşvik eder. Bu da İslam tarafından reforme edilmiş daha yeşil bir ekonomiye sahip olmaya yardımcı olacaktır.

 

Kaynak: EcoMENA

Benzer Yazılar

Görüşlerinizi Paylaşabilirsiniz