Devlete Erişimi Dengelemek: Lübnan’ın Mezhepçi Yönetim Sistemi Nasıl Sürdürülemeyecek Kadar Masraflı Hale Geldi?

Selman Büyükkara

Mounir Mahmalat tarafından 2020 Haziranında yazılan bu makale Lübnan’daki güç dağılım düzenlemelerini politik ekonomik bir yaklaşımla “sınırlı erişim” teorisi üzerinden açıklamaya çalışmaktadır. “Balancing Access to the State: How Lebanon’s System of Sectarian Government Become too Costly to Sustain” başlıklı yazısından özetle aktarmaya çalıştığım bu eser, 2019 Kasım itibarıyla başlayan sokak hareketininin nedenlerini ve onun hedefindeki mezhepçi siyasal sistemi, elitler eliyle gerçekleştirilen yolsuzluğu ve yapısal finansal sıkıntıları açıklamaya çalışmaktadır. Özellikle protestoların akabinde, 4 Ağustos 2020’de gerçekleşen yıkıcı Beyrut Limanı patlamasıyla beraber oluşan siyasal krizi anlamlandırmak için de bu makale önemli bir yer teşkil etmektedir.

 

Sınırlı erişim teorisine göre güç dağılım düzeni, siyasal elitlerin hakim bir koalisyon kurdukları toplumsal bir düzene işaret eder. Bu koalisyon mal ve hizmetlerin dağılımındaki çatışmaları barışçıl şekilde çözecek siyasal mekanizmaları sağlamaktadır. Fakat devlet kurum ve araçlarına erişimleri itibarıyla da her bir üye güvenlik faaliyetleri veya ordu gibi şiddet araçlarını kontrol etme potansiyeline sahiptir. Dolayısıyla koalisyon temel bir şartı sağlamak zorundadır: Koalisyonda yer almak, üyelerin çıkarlarını gerçekleştirmek için şiddet araçlarına başvurmalarını önleyecek ölçüde tüm üyelerin yararına olmalıdır.

Lübnan’ın bağımsızlığından bugüne kadar baktığımızda 1943 Ulusal Antlaşmasıyla başlayan Hristiyan Maruni hakimiyetindeki tek üyeli koalisyonun günümüze kadar genişlediğini görmekteyiz. Süreç içerisinde, sosyo-ekonomik güce sahip mezhep toplulukları hakim siyasal koalisyona ortak oldukça koalisyon şartını her üye için sağlayabilmek de zorlaşmıştır. Bu sebeple hakim koalisyon, rant toplama kapasitelerini arttırmak için devletin bireylere ve kurumlara sağladığı siyasal ve ekonomik hizmetlere çeşitli yollarla sınırlandırmalar getirmiştir. İlk olarak, bankacılık sektörünü kullanarak devlet borcundan yüksek faizler elde ederek kazandıkları kârları koalisyon üyeleri arasında bölüştürmektedirler. İkinci olarak da kendi mezhepsel tabalarınının kendi mezhepleri haricindeki bir kamu kurumundan, özellikle de sağlık ve iş imkanlarından yararlanmasına sınırlama getirerek bağımlılık ilişkilerini arttırmaktadırlar. Günümüzde de koalisyon maliyetinin kabine büyüklüğünü ve faiz oranlarını düşürmek yoluyla azaltılmaya çalışıldığını görmekteyiz.

Genişleyen Koalisyon ve Dönüşen Rant Mekanizmaları

Lübnan sosyal düzeninin evrimini incelediğimizde, koalisyon üyelerinin sayısı artarken rant toplama mekanizmalarının da genişlediğini görmekteyiz. Fransız mandasından bağımsızlığını 1943 yılında kazanan Lübnan’da oluşturulan Ulusal Antlaşma, Maruni Hristiyanlara diğer topluluklara nazaran bir üstünlük tanımıştır. Fransa ve Amerika tarafından desteklenen tüccar Maruni elitlerden oluşan bu koalisyonun rant mekanizması düşük vergi, makro istikrar ve tekelleşme üzerinden işlemektedir. Öte yandan artan okuryazarlık ve doğum oranları, Filistin Kurtuluş Örgütü’nün (FKÖ) Lübnan’a yerleşmesi ve Arap devletlerinin dış desteğiyle beraber Sünni topluluk devlet imkanlarından yararlanmayı talep etmeye başlamışlardır. Bu durum ise önce 1958 krizini ve daha sonra iç savaşı tetiklemiştir. 1970 ve 1991 arası rant toplama işlevi savaş ekonomisi ve işçi dövizleri üzerinden sağlanmıştır. Mezhepler arası savaş güvenlik politikalarını yeniden şekillendirmiş, devlet kurumlarının meşruiyetini yok etmiş ve yeni bir hâkim koalisyon ortaya çıkarmıştır.

Taif Anlaşmasıyla şekillenen iç savaş sonrası düzene baktığımızda, Hristiyan Maruni etkisinin azaldığını, Suriye hamiliğinde gerçekleşen hakim Sünni-Şii koalisyonunu ve her mezhepsel gruptan birden çok elitin koalisyonda yer aldığını görmekteyiz. 1992 ve 2005 yılları arasındaki bu dönemde devlet merkezli rant mekanizması, gayri menkul ve imar projeri ile banka tarafından finanse edilen devlet borçları üzerinden işetilmektedir. Özellikle Suriye destekli Şii yapıların sosyo-ekonomik bir güce dönüşmesiyle mezhepsel yönetimin daha da kurumsallaştığını görmekteyiz.

Son olarak, 2005 Refik Hariri süikasti, Suriye’nin Lübnan’dan çekilmesi, Sedir Devrimi ve Doha Anlaşmasıyla oluşan ve günümüze kadar devam eden yeni koalisyona Hristiyan elitler Şiilerle kurdukları ittifak sayesinde daha güçlü şekilde yer almış ve üçlü bir koalisyon kurulmuştur. Bölgesel jeopolitik söylem ve Hizbullah’ın iç istikrar sağlamaya çalıştığı bu dönemde rant mekanizması özel sektör iltimaslarına dayanmıştır. Neoliberal politikaların bir uzantısı olarak dönüşen bu rant mekanizması devlet kurumlarının kapasitelerini sınırlandırmış ve özel sektörle bağlantısı olan toplum içi elitlerin de koalisyona katılmasını sağlamıştır. Tüm bu gelişmeyi Lübanan siyasetinde bakanlıkların ve kabine üyelerinin sayılarındaki artıştan da görebilmekteyiz.

Kaynaklara Sınırlı Erişim ve Rantın Paylaşımı

Yukarıda belirtildiği üzere, hâkim koalisyonun istikrarı bireylerin ve kurumların devlet araçlarına dahil olmasını engelleyen ve ekonominin elitler elinde toplanmasını sağlayan mezhepler arası kurulmuş güç dağılımına bağlıdır. Elitler bu istikrarı sağlamak için süreç içerisinde rantları toplayabilmek için devlet tarafından finanse edilen kalkınma projelerini siyasi iltisaklı şirketlere ve bireylere tahsis etmek gibi çeşitli mekanizmalar geliştirişmiştir. Örneğin, hükümet adına altyapı hizmetlerini yürüten ve milyar dolarlık bütçeye sahip olan Kalkınma ve İmar Kurulu, Sünni topluluk tarafından yönetilmektedir. Benzer şekilde Güney Kurulu da aynı işlevi Şii ve Dürzi topluluklar adına yürütmektedir.

Nitekim finansal baskılar kamu yatırımlarının önüne geçtikçe buradan elde edilen rant da azalmıştır ve bu da özel sektöre dayanan rant mekanizmalarını güçlendirmiştir. Genel olarak baktığımızda, 50 çalışanın üstündeki şirketlerin %44’ünden fazlası siyasi ilişkilere sahip firmalardan oluşmaktadır ve oligopoller veya tekeller haline gelmişlerdir. Bu ilişkiler ise rekabeti azaltmakta, iş imkanlarını yok etmekte ve ekonomik büyümeyi engellemektedir.

Siyasi elitlerle ilişkili sektörlerden bankalar, elitler için en önemli rant toplama mekanizmasını sunmaktadır. Lübnan’ın kuruluşundan itibaren banka sektörü, bankacıların geri ödeme ihtimali düşük olan hissedarlara, ailelere ve yakınlarına kredi sağlayabileceği bir rant dağıtım aracına dönüşmüştür. Bankarın siyasi elitlerle ilişkisi, elitlerin iç savaş esnasında bile mezhepler arası işbirlikleri yapmalarını sağlamıştır. Nitekim bu durum iç savaş sonrasında da devam etmiş ve 2014 yılına geldiğimizde siyasi elitlerle güçlü ilişkilere sahip bireylerin en büyük 20 bankanın varlığının yarısından fazlasını ellerinde tuttuğu ve siyasi elitlerin bu bankaların 18’inde en büyük hissedar konumunda olduğu bir manzara ortaya çıkmıştır.

İç savaş sırasında endüstriyel faaliyetlerin ülkeden kaçması ve daha sonra döviz çekmek için faiz oranlarının arttırılması sebebiyle kredilendirme faaliyeti gayrimenkul, imar ve devlet borçlarına odaklanmıştır. Yüksek faiz oranlarına dayalı mali politikalar, bankalarda orantısız kâr birikimine yol açmış ve sosyo-ekonomik eşitsizliği arttırmıştır. Yüksek faiz oranları, devletin borç ödemesi üzerinden sosyo-ekonomik eşitsizliği şiddetlendirmiştir. Nitekim bu durum 2019 yılında kamu harcamalarının üçte birinden fazlasının tükenmesine sebep olmuş, altyapı ve kamu yatırımlarını engellemiş, ekonominin üretken sektörleri için sınırlı finansman seçenekleri sunabilmiştir.

Koalisyonun Oluşturduğu Bağımlılık İlişkileri

Bireylerin devlet araçlarına erişimini kısıtlayarak kendi gücünü tahkim eden hâkim koalisyon, kendi mezhepsel tabanları üzerinde de politik ve ekonomik araçlar vasıtasıyla bir bağımlılık ilişkisi kurmuştur. Bu ilişkiyi de ilk olarak kamu malları ve hizmetleri üzerinden gerçekleştirmiştir. İç savaş sonrası devlet kurumlarının gücünü kaybetmesinin ardından Taif Antlaşmasıyla beraber kültür, din, eğitim gibi alanlar mezhep otoritelerinin kontrolüne geçmiştir. Dolayısıyla, altyapı ve kamu hizmetleri elitler arasında rekabet alanına dönüşmüştür. Daha sonra, devlet denetiminin bu temel alanlardaki yokluğu ise mezhepsel iltisaklı özel yatırımcıların paralel marketler oluşturup kendi mezhebi tabanlarının siyasal olarak kendilerine bağlanmasına yol açmıştır. Nitekim savaş sonrası bu alanlara yönelik yasama çalışmalarının azlığı da siyasi mezhep liderleri tarafından kâr ve bağımlılık aracına dönüştürülen bu adem-i merkeziyetçi yapıyı desteklemektedir.

Bağımlılık ilişkisinin ikinci biçimi kamu sektörlerinin mezhepsel dağılım ve siyasi rekabet açısından stratejik bir araca dönüşmesiyle oluşmuştur. Kamu sektörlerine yönelik atamalara bakıldığında meritokratik bir yapıdan ziyade mezhepsel bağlılıkların ve kişisel ilişkilerin öne çıktığını görmekteyiz. Yine kamu sektörü içerisindeki güvenlik araçlarının bağımlılık ilişkilerini arttırıcı bir işlev olarak karşımıza çıkmaktadır. 2018 itibarıyla, mezhepsel himaye altındaki birçok istihbarat personelinin ve askeri yetkilinin maaşların toplam maaş harcamalarının %68.7’sini oluşturmaktadır. 2000 yılından itibaren siyasi elitlerin Lübnan Silahlı Kuvvetlerini iş imkanları ve sosyal güvenlik yoluyla kendi mezhepsel tabanlarınının bağlılığını arttırmak için kaynak aktarmaktadır. Nitekim, devlet harcamalarının %16’sının aktarıldığı Lübnan Silahlı Kuvvetlerinin bütçesinin %93’ünü personel maaşları oluşturmaktadır. Son 10 yıl içerisinde de maaşlarının iki katına çıkarıldığını görmekteyiz.

2020 yılına geldiğimizde, hakim koalisyonun masrafının artık sürdürülemez hale gelmiştir. Nitekim 2019 yılında başlayan sokak hareketlerinin patlama sebeplerinden biri de bu sürdürülemez siyasi yapıdır. Alım gücünün düşmesi, devlet kurumlarının işlevini yitirmesi gibi etmenler bir yandan mezhep topluluğunun çaresizce liderlere bağımlılığını arttırırken, öte yandan ekonomik kriz elitlerin de rant elde etmesini zorlaştırmakta ve koalisyonun istikrarı sarsılmaktadır. Bu noktada iki temel çözüm önerisi bulunmaktadır. Öncelikle, elitlerin rantları aşırı kullanımını engelleyecek yeni bir ekonomik model geliştirilmelidir. İkinci olarak da bu yeni modelde, şiddetin arttırılması ihtimaline karşı mevcut koalisyonda sınırlı sayıda üyenin bulunması sağlanmalıdır.

 

Yazının orijinaline ulaşmak için: https://www.lcps-lebanon.org/publication.php?id=356