Osmanlı Modernleşmesi

Muhammet Emin Vatansever

Kemal Karpat, Osmanlı Modernleşmesi, Timaş Yayınları, 2019, İstanbul.

Başta Osmanlı tarihi olmak üzere tarih alanında birçok eser kaleme almış olan Kemal Karpat, Türk tarihçiliğinin önde gelen saygın isimlerinden biridir. Karpat’ın Osmanlı Modernleşmesi kitabı, onun eserleri arasından sadece biridir. Bu eser, Princeton Üniversitesi’nin Osmanlı modernleşmesiyle ilgili hazırladığı ortak çalışmanın bir bölümü şeklinde, Social Interdependence, Restructuring and Modernizationismiyle İngilizce olarak yayımlanmıştır.

Kitap altı ana bölümden ve sonuç kısmından oluşmaktadır. Bu bölümler: Toplumsal Altyapı, Klasik Dönemde Beşeri Kaynaklar, Klasik Toplumsal Düzenin Çözülüşü, XIX. Yüzyılda Modernleşme ve Toplumsal Düzen, Beşeri Kaynaklar ve İskân Biçimleri ve son olarak Kentsel Gelişim’dir. Eserin yazılış amacını Karpat, Osmanlı’nın klasik sosyal yapısının yüzyıllar içinde geçirdiği değişim ile modernleşme döneminde oluşan sosyal yapı değişikliklerinin, nitelik açısından birbirinden nasıl ayrıldığını inceleyebilmek olarak ifade etmiştir. Kemal Karpat, XIX. yüzyılda ortaya çıkan yeni toplumsal yapının incelemesini yaparken, modernleşme döneminde gerçekleşen ıslahat girişimlerinin, devlet yapısındaki değişikliklerin ve nüfus hareketlerinin yeni toplumsal yapının meydana gelişinde nasıl etkin rol oynadığını göstermek istemiştir. Ona göre bu faktörlerin her biri birbirini etkilemiş ve yeni toplumsal yapının oluşmasında rol oynamıştır[1].

Kemal Karpat, Osmanlı Devleti’nin klasik dönemindeki toplumsal altyapısının küçük bir incelemesini yaparak, kitabına giriş yapar. Karpat, Osmanlı’nın toplumsal altyapısını ele alırken, sosyokültürel ve idari yapıların ordu, tımar ve vakıf üzerine kurulduğunu belirtmektedir. Öte yandan klasik sistemin diğer unsurlarına geçiş yaptığımızda, bürokraside özerk yapıda bulunan grupların varlığı söz konusudur. Bu gruplar Osmanlı’nın kuruluş felsefesine uygun olarak bir sistem dâhilinde bürokraside bulunuyor ve iç işlerinde özerk hareket ediyorlardı. Klasik dönemin bir diğer unsuru ise sistemin üst düzey birçok toplumsal ittifaka dayanıyor olmasıydı. Bu gruplar, toplumda ileri gelen aileler olduğu gibi sipahiler ve yeniçeriler de olabiliyordu. Sistem içerisinde birçok ekonomik faaliyetin icrasında bu gruplar önemli roller üstleniyorlardı. Tüm grupların işlevselliği neticesinde de toplumsal denge sağlanıyordu. Diğer taraftan sistemin ekonomik alandaki durumuna bakıldığında, Karpat padişahın toprağın mutlak hâkimi olduğunu belirtir.

Tabi süreç içerisinde, geleneksel toplum yapısının bu manzaraları giderek bozulmuştur. XVI. yüzyılın ikinci yarısından sonra devlet mekanizmalarında iyice söz sahibi olan bürokrasi, işleyen sistemin çarklarını tıkamıştır. Bu yüzden tımar sisteminin işleyememesi sorunu ortaya çıkmakla beraber orduda bozulmalar başlamıştır. Bununla birlikte Karpat’ın özellikle üzerinde durduğu mesele sistemin bürokrasi tarafından işlenemez hale getirildiğidir. XVI. yüzyılın ikinci yarısından sonra bürokraside yaşanan güç değişiklikleri, zamanla klasik Osmanlı sistemini devam ettirilemez hale getirmişti. Bu yüzden sistemin ekonomik, sosyal ve siyasal olarak tamir edilmesi ihtiyacı doğmuştu. Fakat sistem bürokrasi tarafından tamir edilmek yerine, varlığı devam ettirilmesi gereken bir değer haline getirilmiştir. Karpat’a göre bu durum, bürokrasinin sisteme dini bir ‘kutsallık’ atfetmesinden kaynaklanıyordu. Yani bürokrasinin gözünden kaçan, sistemin çıkmazları dahi İslam’ın kendisi olarak görülüyordu.

Karpat Osmanlı’nın klasik toplumsal yapısının, aslında devletin son dönemlerinde yaşadığı modernleşmeye çok uygun olduğunu belirtmiştir. Yazar, Osmanlı Devleti’nin sermaye birikimi ve işgücü teşkilatlanması imkânları sayesinde, modernleşmenin devlet yapısına elverişli olduğunu söylemiştir. Lakin sistemde zamanla ortaya çıkan eksiklikler, modernleşmeyi uygun şekilde karşılayabilecek ortamı saf dışı bırakmıştır. Karpat, sistem içindeki eksiklikleri neden-sonuç ilişkisinde inceleyerek, meseleye açıklık getirmiştir. İlk olarak, merkezi bürokrasinin destek aldığı özerk gruplar zamanla tasfiye edilmiştir. Karpat’a göre padişahın etrafındaki bu grupların tasfiye edilmesiyle, dini ve etnik çeşitlilik sistemi büyük bir yara almıştır. İkinci eksikliğin nedeni ise toplumun ileri gelen gruplarına karşı, bürokrasinin yaptığı şiddetli baskılar olmuştur. XVI. yüzyılın sonuna doğru özerk grupların elinde tuttuğu fiili özerklik ve ekonomik denetim imkânı bürokrasi tarafından alınarak, toplumsal dengenin sarsılmasına yol açılmıştır. Dolayısıyla Kemal Karpat, sistemin ikinci eksikliğini bir nevi özgürlüğün alınmasından meydana geldiğini belirtmektedir. Üçüncü eksiklik ise sistemin ekonomik alanda yaşadığı rekabet ortamından kaynaklanıyordu. Bürokrasinin, sipahiler karşısında ekonomik olarak dezavantajlı konumu XVI. yüzyılın sonuna doğru kazandığı güç neticesinde değişmişti. Dolayısıyla bu durum bürokrasiyi ekonominin tek hakîmi haline getiriyordu. Tabi bu süreç içerisinde sipahilerinde kaybettiği imkânları geri almak istemesi nedeniyle ekonomide çıkmazlar oluşmuştur. Sistemin sonuncu eksikliği ise bürokrasinin XVI. yüzyılın sonunda, yeni bir toplumsal sınıf olarak ortaya çıkmasından kaynaklanmıştır. Karpat, bu sınıfın devlet kaynaklarını kuşatan ve ekonomiye sıkı denetim getiren bir yapıya büründüğünü belirtmektedir. Tabi bürokrasinin hakîm bir sınıf haline gelmesinin sonucunda ise giderek bu sınıfın alt sınıflara ayrılması da yaşanmıştır. Böylelikle ekonomik eşitsizlik oluşturan ve daha çok kaynağa ulaşmayı hedefleyen sınıflar da meydana gelmiştir.

Tabi bu toplumsal çözülüş zamana yayılan bir olguydu. Kimi tarih araştırmacıları bu çözülüşün 1683’te yaşanan Viyana Bozgunu ile başladığını iddia etmektedir. Fakat Karpat’a göre bozgun, çözülüşe ivme kazandıran nedenlerden sadece biriydi. Toplumsal çözülüşün arkasında yatan sebepler, dış faktörlerden daha çok iç faktörlerdi. Saray içinde hırslı saray kadınlarının bürokrasiye olan müdahalesi, ehliyet ve liyakata önem verilmeden yapılan atamalar çözülüşün baş sebepleriydi. Öte taraftan Amerika’dan gelen ucuz gümüş Osmanlı’nın iktisadi sahasına girerek, yerli paraya da darbe vurmuştur. Böylelikle Osmanlı Devleti özellikle gelir-gider dengesinde oluşan uçurumla birlikte, başka etkenleri de fark ederek çözüm arayışlarına girmiştir. 17. yüzyılın yarısında devletin sorunlarına çözüm olacak risaleler yazılmış ve yanı sıra yüzyılları aşan yenilik arayışlarına girilmiştir. Köprülü ve Nevşehirli İbrahim Paşa’nın sadaret makamında bulunduğu dönemlerde kalkınma politikaları hazırlanmış ve neticeleri sağlanmıştı. Karpat’a göre özellikle İbrahim Paşa döneminde, ekonomi üzerinde yasal düzenlemeler yapılmıştır. Bu dönemde girişimci sınıfın yükselmesini sağlayacak teşvik programları oluşturulmuştur. İbrahim Paşa, döneminde modernleşme sahasında büyük gayretlerinin neticesinde olumlu sonuçlar almıştır. Karpat, Prut savaşı galibiyetini ve Belgrad’ın geri alınmasını bu ekonomik çabaların getirileri olarak görür.

Bu politikalar Karpat’a göre kapitalizme uzanan yolun başlangıcıydı. Çünkü ekonominin özel alanında İbrahim Paşa’nın büyük gayretleri vardı. Karpat’ın ifade ettiğine göre İbrahim Paşa, tarımsal üretimi artırıp ticaretin yayılmasını sağlayan tedbirler almıştı. Fakat bu dönemde geleneksel yapıyı koruma düşüncesinde olan gruplar isyan çıkararak neticesinde sadrazamı ve padişahı yönetimden uzaklaştırmışlardır. Öte yandan İbrahim Paşa’nın bu çabaları, ayan sınıfının yükselmesine de sebep olmuştur. Karpat’a göre ayanlar modernleşme düşüncesini taşıyan bir sınıftı. Onun verdiği örneğe göre ayanların idaresinde bulunan yerler, genellikle müreffeh bölgelerdi. Fakat ayanların varlığı merkezi bürokrasinin gözünde bir tehdit olarak karşılanıyordu. Dolayısıyla XIX. yüzyılda merkezi gücü kaybetme endişesinden ötürü, ayan sınıfı ortadan kaldırılmıştır.

XIX. yüzyıla gelindiğinde, modernleşme hareketiyle birlikte Osmanlı’nın toplumsal düzeninde büyük değişimler yaşanmıştır. Bu değişimler Osmanlı’nın kendi üretiminin neticesinde değil, dışardan ithal edilen yenilikler sayesinde oluşmuştur. Siyasal ve toplumsal sahada yaşanan sorunların çözümü Batı’da aranmıştır. Karpat, XIX. yüzyıldaki bu arayışın ‘merkezileşme’ arzusunun zemini üzerinde yönlendirildiğini belirtir. III. Selim döneminde başlayan modernleşme serüveni, bu dönemden itibaren merkezi gücü sağlayabilmek adına yapıldı. İlk olarak ordunun ıslahı ile ortaya çıkan modernleşme düşüncesi, giderek toplumsal ve siyasal yapıyı değiştirmeye kadar uzanmıştır. Toplumsal ve siyasal alanda değişimin gerçekleştirilmesi de daha çok II. Mahmud döneminde yaşanmıştır. Modernleşme araştırmacılarının belirttiğine göre bu dönemde kuzeyde artan Rus tehdidi, II. Mahmud’un modernleşmeyi bir zaruriyyat olarak görmesine sebep olmuştur. Dolayısıyla XIX. yüzyılda, yaşanan modernleşmenin iç ve dış etkenlerin tetiklenmesiyle sürdürüldüğünü düşünebiliriz. Karpat’a göre Osmanlı modernleşmesinin üç temel koşulu vardı. İlk koşul ‘merkezileşme’ ihtiyacını karşılayabilmek idi. Bu durum zamanla bürokrasi ile sosyal grupların ilişkilerini fazlasıyla çıkmaza soktu. Yani devlet ile toplum arasındaki irtibatı sağlayan bağ giderek kopmaya başladı. İkinci koşul ise Batı’nın Osmanlı üzerinde kurduğu tahakkümdü. Batılılar, devlet içinde yakaladıkları nüfuz sayesinde, Osmanlı’nın kurumlarını ve uygulamalarını Avrupai bir biçime dönüştürebilmek için baskı yapmıştır. Dolayısıyla Batı’nın bu baskısı nedeniyle Osmanlı, geleneksel yapısına yabancılaşmak zorunda kalmıştır. Karpat’ın son koşulu ise bu iki koşulun sonucunda bürokraside meydana gelen ‘modernleşme ideolojisi’ idi. Yani bu ideoloji modernleşmeyi sürdüren(yaşatan) etkenlerden biriydi.

Karpat kitabında ayrıca modernleşmenin XIX. yüzyılda etkilediği iktisat, eğitim, toplum alanlarına da bakış atmıştır. Yazar Osmanlı’daki tek elden yönetme isteğinin iktisat sahasına da sirayet ettiğini belirterek, kapitalizmin bu dönemde yanlış yönetildiğini belirtir. Karpat’a göre Osmanlı bürokrasisi iktisadi sahada bireye gerçek bir özgürlük vermemiştir. Devletin ekonomik kaynaklar üzerindeki mutlak hâkimiyeti sonucunda, iktisadi alanda birey geniş imkânlardan mahrum kalmıştır. Bu bağlamda Karpat, kapitalizmin gerçek manada Osmanlı Devleti’nde yer bulamadığını belirtir. Fakat ona göre kapitalizm, Osmanlı Devleti’nin klasik yapısı için gayet uyumlu bir sistemdi. Klasik dönemdeki ekonomik ve toplumsal sistemin birbirine olan organik bağı, kapitalizmin çarklarını döndürebilmeye müsaitti. Fakat Karpat, devletin kapitalist sistemin arkasındaki bir mekanizma olarak kalmak yerine, sistemin efendisi olarak kalmayı tercih ettiğini belirtmiştir Tabi bu süreç içinde Müslüman sosyal grupların iktisadi olarak yükselişi de bürokrasi tarafından engellenmiştir[2]. Çünkü Müslüman sosyal grupların iktisadi olarak yükselmesi demek, merkezi gücün karşısına bir tehdit grubunun oluşması demektir. Bunu tıpkı ayan ve merkezi yönetim arasındaki ilişki gibi düşünebiliriz. Karpat, Osmanlı Devleti içinde özellikle devlete yönelik meşru bir hak talebinde bulunamayan gayrimüslim grupların, bu süreçte yükseldiğini belirtmiştir. Modernleşme döneminin eğitim sahasına baktığımızda ise özellikle II. Abdulhamid döneminde büyük atılımlar gerçekleştirildiğini görüyoruz. II. Abdulhamid bu dönemde dini, teorik ve pratik olarak eğitim sahasının imkânlarını oldukça genişletmiştir. Fakat eğitim alanlarında müspet neticeler sağlansa da Karpat’a göre modernleşme ilerledikçe Müslümanlar arasında okuryazarlık seviyesi düşmüştür. Bunun nedeni ise vakıf kaynaklarının ve eğitime aracı olan sosyal etkenlerin tahrip edilmesidir…

Öte yandan XIX. yüzyılda Osmanlı coğrafyasında yaşanan gelişmeler neticesinde, Osmanlı Devleti nüfus alanında yapısal değişimlere uğramıştır.  Özellikle Osmanlı topraklarının XIX. yüzyılda işgal edilmesi nedeniyle, sayıları yüzbinleri aşan muhacir kitleler ana yurda göç etmek zorunda kalmıştır. Karpat’ın verdiği bilgilere göre gelen muhacirlerin sayısı oldukça fazla olması sebebiyle, nüfus içerisindeki etnik ve dini yapıda değişimler yaşanmıştır. Bu değişim özellikle merkeze yakın olan şehirlerde gayrimüslim nüfusun, Müslüman nüfus karşısında sayısal anlamda gerilemesine yol açmıştır. Merkeze yakın olan şehirlerdeki bu demografik değişimler, Osmanlı idaresinin halk üzerindeki politikalarını da etkilemiştir. Karpat’a göre Osmanlı Devleti’ndeki Müslümanların lehine gerçekleşen demografik dönüşüm, devletin Müslümanları gözeten bir politika gütmesine de yol açmıştır. Öte yandan yaşanan göçler sebebiyle işlenen arazi hektarının da arttığını belirten Karpat, göçlerin iktisadi alanı da etkilemiş olduğunu söyler. Nüfusta yaşanan değişikliğin tarımsal üretime etkisi, ziraat alanında refahı arttırmış ve modernleşmenin diğer unsurlarına da yansımıştır. Tarımsal üretimdeki artışlar neticesinde, Osmanlı Devleti XIX. yüzyılın ikinci yarısında ekonomik sahada gözle görülür iyileşme göstermiştir. Öyle ki bunun sonucunda Müslümanlar ciddi bir sermaye birikimine de sahip olmuşlardır.  Böylelikle tarım alanında yaşanan bu gelişmeleri Kemal Karpat, “Rönesans” olarak ifade etmiştir. Ekonomideki bu iyileşmenin modernleşmeyle organik bir bağ oluşturduğu fikri akıllara gelse de Karpat böyle olmadığını söyleyerek farklı bir yorum getirir. Karpat, nüfus artışı ve kentsel gelişimin modernleşme ile olan bağlantısının yanıltıcı bir etkiye sahip olduğunu belirtir. Yani modernleşerek kentsel gelişimin sağlandığı düşüncesi ve bunun neticesinde Müslümanların ciddi bir sermaye birikimi oluşturduğu fikri doğru değildir. Zira ona göre şehirli kişilerin zenginleşmesi ve kentsel gelişim yaşanması farklı sebeplerden kaynaklanan olgulardı. Özellikle kentsel gelişimin başlangıcını XVI. yüzyıla kadar götüren Karpat, büyük şehirlerin gelişimini hammaddeye ve pazar merkezlerine olan yakınlığa bağlamaktadır. XIX. yüzyılda ise kentsel gelişim kıyı kesimlerinde yaşanmıştır. Bu yüzyılda Avrupa’ya olan dış ticaretin artması nedeniyle, liman şehirleri kapılarını Avrupa’ya açan ihracat merkezleri haline gelmiştir. Böylelikle bu şehirlerde tabii olarak maddi refah sağlanmış ve iç göçlerin rotası bu şehirlere çevrilmiştir. Dolayısıyla Kemal Karpat, şehirlerin modern imkânlarla (belediye teşkilatı, ulaşım vs.) donanmasını, ticaretin ivme göstermesi sonucunda iyileşen ekonomiye bağlamıştır.

Sonuç olarak XIX. yüzyılda yaşanan modernleşme hareketi, Kemal Karpat’a göre toplumsal altyapıda meydana gelen eksiklikler sebebiyle yolunda gitmemiştir. Bürokrasinin ise sistemin eksikliklerine rağmen statükoyu koruma çabası, sistemi dinin kendisi olarak görmesinden kaynaklanıyordu. Karpat’a göre statükoyu korumak değil de onu tamir etmek yoluna gidilseydi modernleşmeye çok uygun bir ortam oluşacaktı. Fakat bu gerçekleşmediği için XIX. yüzyıla gelindiğinde, modernleşme hareketine öncü olan kişilerin zihninde, geri kalma durumunun İslam kaynaklı olduğu fikri oluşmuştur.

Statükoyu koruma meselesi ise merkezi gücün kaybedilme endişesinden doğan bir şeydi. Yani bu bağlamda devlet, kendisinin dışında oluşabilecek yapılara her daim müdahale içerisinde bulunmuştur. Tarihsel tecrübeyi göz önüne alıp meseleyi incelediğimiz vakit, bu durumun dayandığı hususlar bulunmaktadır. Bedri Gencer’in Gelenekten Modernliğe Osmanlı adlı eserindeki ifadesine göre Osmanlı Devleti, kadim tevhidi dünya görüşü sayesinde mutlak başarıyı elde ediyordu…[3] Son olarak, Karpat’ın “Osmanlı Modernleşmesi” kitabının modernleşmenin tüm boyutlarının ele alındığı bir kitap olduğu söylenemez. Yalnızca Osmanlı modernleşmesinin kısmi manzaralarına ışık tutan küçük ölçekli bir araştırmadır. Fakat bu türden araştırmalar büyük manzarayı göstermek açısından önemli aracılardır.  Karpat’ın bu kitabı da Osmanlı modernleşmesinin büyük manzarasına ışık tutan önemli aracılardan biridir…

[1] Karpat Kemal, Osmanlı Modernleşmesi, sf.7

[2] Karpat Kemal, Osmanlı Modernleşmesi, sf.92

[3] Gencer, B.(2019). Gelenekten Modernliğe Osmanlı. Ketebe Yayınevi