Bir Politik-Ekonomi Olarak İslam İktisadının İmkânı

Taha Eğri

Modern iktisat düşüncesi 18. yüzyılda ortaya çıkan yazınla başlatılmış olsa da başta eski Yunan devletlerinden beri hem devletlerin hem de ilim adamlarının gündeminde olmuştur. Üretim ve bölüşüm süreçlerinin nasıl olması gerektiği iktisadi düşüncenin aslında yatan temel sorudur. Üretimin hangi araçlarla ve kimin kontrolünde olacağı ve elde edilen artı değerinin nasıl paylaştırılacağı tarih boyunca tartışılmıştır. İbn Haldun’un Mukaddime’sinde, Adam Smith ve David Ricardo’nun çalışmalarında toplumsal iş bölümü ve devletin rolünün tartışıldığı görülmektedir. Bugün halen iktisadi sistemler üretim ve bölüşüm süreçlerine dair sahip oldukları paradigmalar çerçevesinde ele alınmaktadır. Bu bağlamda, İslam İktisadı olarak adlandırdığımız iktisadi düşünce sistemini de bu şekilde konumlandırmak doğru olacaktır.

Klasik iktisatçıların politik iktisat olarak adlandırdıkları bu tartışmalar, 19. yüzyılda neo-klasik iktisatçıların teoriyi bir nevi toplumdan soyutlayarak modellere hapseden yaklaşımlarıyla “iktisat bilimi” (economics) olarak ifade edilmeye başlamıştır. Varsayımlar çerçevesinde soyut matematiksel modellemelere dayanan bu yaklaşım iktisat alanını daha “bilimsel” kılsa da reel ekonomik sorunların anlaşılması ve çözümlenmesi noktasında yetersiz kalmıştır. Teorik ya da uygulamada İslami bir iktisat düşüncesi arayışının bu bağlamda politik iktisadi bir sistem olarak ele alınması gerekmektedir. Birey, toplum, piyasa ve devlet arasında ilişkileri iktisat, siyaset bilimi, sosyoloji ve birçok farklı alandan yararlanarak tartışmak ve ele almak gerekmektedir. Burada kuşkusuz ahlaki normlarının kaynağını İslam dini oluşturacak, üzerine iktisadi bir sistem inşa edilecektir.

Politik iktisat açısından tek bir İslam iktisadından bahsetmek mümkün müdür? Küresel iktisadi sistemin şekillenmesinden, piyasa organizasyonuna kadar geniş bir yelpazede düşündüğümüzde bu soruya net bir cevap verilememektedir. 1970’lerden itibaren giderek artan çalışmalarla birlikte İslam iktisadı alanı zenginleşmeye başlamıştır. Özellikle İslami finans alanında küçük farklılıklar dışında bir sistem birlikteliği olduğu, bankacılık alanında ortaya konan kuralların batılı bankalar tarafından dahi içselleştirilerek küresel bir ağa dönüştüğü görülmektedir. Ancak, devletin ekonomi içerisindeki büyüklüğü ve rolü nedir? Sermaye ve gelir dağılımı probleminin giderek yoğunlaştığı günümüz ekonomilerinde emek kesimi üretimden ne kadar pay alacaktır? Küresel arz zincirinde kriz yaşadığımız bu günlerde uluslararası ticari sistem içerisinde diğer ülkelerle ekonomik ilişkiler kurulurken emek hakları, çevre kirliliği ve devletin ekonomideki rolü gibi konular göz önünde bulundurulacak mıdır? Amerikan dolarının hâkimiyeti altında olduğu finans sistemi için para politikaları ne olacaktır? Bu ve benzeri soruları çoğaltmak mümkündür. İslam iktisadı araştırmalarında bu sorulara cevaplar aranmaya çalışılmaktadır. Bu çalışmalar yaparken Sıddıqi’nin 1994’te Nature and Methodology of Islamic Political Economy in A Globalized World Environment isimli çalışmasındaki tavsiyelerinin önemli olduğunu düşünüyorum. Sıddıqi, İslam iktisadı araştırmaları için tavsiyelerde bulunurken sadece Batı’ya bir cevap verme, küreselleşmeye karşı çıkma, tüketimi zorla sınırlandırma, modern iktisadı reddetme ya da ideal Müslüman davranışları üzerine modeller kurmanın, istenilen İslami hedeflere götürmeyeceğini belirtmiştir. Sonuç olarak, İslami bir ekonomi sistemin inşası için günümüz bireyinden, küresel ticari ve finansal kurumların davranışlarına kadar iktisadi ve siyasal ilişkileri iyi analiz edilmelidir. Buradan yola çıkarak birey, piyasa, devlet ve küresel sistem arasında uygulanabilir bir sistem inşa etmek gerekmektedir.

*Bu yazı İLKE Alan İzleme Raporları kapsamında, Türkiye’de İslam İktisadı: 2019 raporunda yayımlanmıştır.

Kaynak: İLKE Alan İzleme Raporları