Moderne Direnişten, Postmoderne Teslime

Mehmet Özay

Modernleşme süreçlerinin yukarıdan aşağıya hiyerarşik yapılandığı toplumlarda geleneksel değerlerin alt üst oluşu genel bir kabul olarak değerlendirilir. Modern sonrasına atıfta bulunan kavram yani postmodern ile vurgulanmak istenen önceki dönemi aşan veya aştığı düşünülen bir süreç olduğu varsayımıdır. Ancak postmodernin, bizatihi modernin bir ürünü olduğu konusu göz ardı edilmemesi gereken bir husustur.

Modernle arasında sorunlar olduğu varsayılan, diyelim ki bununla geleneksel-dinî yapıları kast etmiş olalım, adına postmodern denilen ve bu geleneksel-dinî yapıların pek de dahli olmadan ortaya çıkmış olan bu ikinci süreci kucaklayıcı yaklaşımlarında bir çelişki olduğu göze çarpmaktadır. Bu noktada; akla, kendinde bir toplum inşası süreçlerinde aktif ve belirleyici olmaktan çıkmış veya bu imkânı büyük ölçüde yitirmiş toplumların, buna imkân tanıyacağı varsayılarak postmoderniteye yönelmelerinin çözümü değil, aksine temelde bir açmazı içinde barındırıp barındırmadığı sorusu gelmektedir.

Öyle ki, salt akademik bağlamda değil, gündelik yaşam alanlarında ve söylemlerinde de karşılığı bulunan postmodern yapılaşma, geleneksel-dinî yapıların otantik bir bağlamda, kendinde var olabileceği savını gizli/açık gündeme taşımaktadır. Veya biraz daha ileri giderek, bu yapıların, böylesi bir sava kendilerini inandırdıklarını söylemek bile mümkün. Ancak bu durum, geleneksel-dinî yapıların, aslında postmodernin doğasında var olan belirsizliklere ve akışkanlıklara direnç gösteremeyeceğini ortaya koymaktadır. Ortaya çıkan bu durumun, bir ölçüde vazgeçildiği ya da geride bırakıldığı düşünülebilecek modern dönemde yukarıdan aşağıya gerçekleşen hiyerarşik yapılanmanın geleneksel-dinî yapılar üzerinde gerçekleştirdiği tahribatın, postmodern dönemde adına yatay denilebilecek yapılanmanın, önünde hiçbir sınır tanımaksızın tekilliğe ve belirsizliğe kapı açarak devam ettirdiğine şahit olunmaktadır.

Bu bağlamda, gündelik yaşam içerisinde geleneksel-dinî toplumsal bağlama aidiyeti olduğu var sayılan bireylerin ve toplumsal grupların, tam da bu postmodern yapılaşmanın dayatması karşısında, kendilerini savunmasız bularak ve aynı zamanda bu savunmasızlığı içselleştirerek savunmasız kılmayı, bilerek veya bilmeyerek bir amaç ve gaye hâline getirmeleri olgusuyla karşı karşıyayız.

Gündelik yaşamın en görünür yerinde duran, sembolik değerlerine dikkat edildiğinde, bu değerlerin içinin boşaltılmakta olduğu ve bu sürecin yürütülüşünün, öznelerinin ve nesnelerinin aynı birey ve toplumsal grup/lar tarafından gerçekleştirilmekte olduğu tezadı kendini ortaya koymaktadır.

Böylesi bir toplumsal grubun kendini sözde bağımsız, ancak temelde kimliksiz ve de bağımlı kılmaya matuf yapılaşmasının postmodern dönemin getirisi olduğu hususu dikkate alındığında, girişte dikkat çekilen postmodern durumun bir imkân mı yoksa modern karşısında direnç gösterme yetisine sahip olduğu düşünülebilecek bir yapının dahi, artık istençsiz ve dirençsiz kalmasıyla ters bir yöne doğru mu evrildiği sorusunu akla getirmektedir.

Kaynak: Açık Medeniyet