Tüketim Toplumundan Kanaatkar Bir Yaşama

Etem Karakaya

Evde kalma ve sosyal izalosyon, zorunlu da olsa, insanlara döngüsel ekonominin prensiplerini uygulama fırsatı sağladı. Örneğin, insanlar tüketim toplumundan zorunlu olarak vazgeçip, daha kanaatkar bir yaşam sürmek zorunda kaldı. Kendi kendine yetmeyi ve kendi işini görmeyi, evindeki eşyaları tamir etmeyi, tutumlu olmayı öğretti. Tabii ki, bu davranışsal değişimler, arzulanan ve bilerek yapılan davranışsal dönüşümler değil. Ancak, birçok insanın bu değişimi Post-Korona döneminde de devam ettireceğini düşünebiliriz. Böyle kanaatkâr, tasarruflu ve kendi kendine yeterli bireylerin kişi başı enerji ve emisyon tüketimlerinin de düşüş göstereceğini rahatlıkla öngörebiliriz.

Bu pandemi döneminde doğayla ve emisyonlarla alakalı duyduğumuz güzel ve üzücü haberler de artmaya başladı. Bilerek ve uygulanmış politikalarla başarılmasa bile, Çin’in Wuhan şehrinde hava kirliliğinin ortadan kalkması, Venedik’te kanalların temiz akmaya başlaması, İstanbul Boğazın’ın daha mavi ve temiz kalması, deniz ve doğa hayvanlarının daha temiz bir hayat ortamında neşvü nema bulması gibi güzel haberlerin gelmesi insanlara çevresel kirlilikten kurtulursak nasıl iyileşmeler yaşanabileceğini gösterdi. Ya da örneğin, Türkiye’de büyükşehirlerin yanında Zonguldak şehrine de giriş çıkışlar yasaklandı. Neden Zonguldak diye araştırıldığında, bunun en temel sebebinin o bölgedeki yoğun termik santrallar ve kömür madenciliğinin bölgede yaşayan insanların akciğerlerine ciddi hasar verdiği ortaya çıkıyor. Bahsettiğimiz türdeki olumlu ve olumsuz haberler, topluma fosil yakıt kullanımının zararları konusunda farkındalık yaratacağını ve önlem alınırsa daha iyi bir dünyanın mümkün olacağını gösterebilir. Bu pandemi döneminde yaşananlar, önceki umursamazlıkları ortadan kaldırıp, vazgeçeceğimiz kötü alışkanlıkların nasıl güzel sonuçlar doğurabileceği konusunda önemli tecrübeler sunuyor.

Pandeminin Gelir Dağılımı ve Tasarruflar Üzerine Etkisi

Pandemi döneminde, genel anlamda, ülke ekonomilerine baktığımızda, işletmeler ve tüketicilerle ilgili şöyle bir sınıflandırma yapabiliriz: Çalışma hayatına devam edenler ve işini-işletmesini kaybedenler. İlk grup, kategorik olarak tüm kamu çalışanlarını ve zorunlu sektör diyeceğimiz bu sektörde çalışanlar. Bu gruptaki insanların geliri düzenli şekilde devam ettiği halde, yaşanan kapanma nedeniyle harcama yapamadıklarından pandemi sonrasına belirli bir seviyede tasarruf sağlayarak girecekler. Eşi ve kendisi akademisyen olan bir meslektaşım, zorunlu evde kaldıkları için harcamalarının, bu dönemde normalde harcadıklarının yarısını bile bulmadığını ifade ediyor. Öte yandan, işletmeleri kapanan on binlerce işletme sahibi ve bu sektörlerde çalışan milyonlarca işsiz ise mevcut tasarruflarını bile tüketmiş şekilde Post-Korona dönemine girecekler. Abartılı olsa da, örneğin hijyen ya da kolonya üreticileri bu dönemde büyük bir gelir artışı sağlarken, binlerce küçük ve orta sınıf işletme (restoran, kafe, kuaför, turizm işletmecisi gibi) belki de iflasın eşiğine gelecek. İşini kaybeden milyonlarca işsiz, yeni dönemde yine uzun süre iş bulma sıkıntısı yaşayabilecek. Bu noktada, pandemi sonrasının yeni bir gelir dağılımı ve dengesizliği yaratacağını söylemek yanlış olmayacak. Makro ölçekte ise, kaybedenlerin daha fazla olması nedeniyle, ülkede toplam tüketim talebinin belli bir dönem düşük seyredeceğini öngörebiliriz. Merak ettiğim bir konu, ilk kategorideki şanslılar grubunun yeni dönemde harcanabilir gelirini nasıl kullanacağı. Salgın döneminde yaptıkları tasarrufları ile harcamalarını daha da artıracaklar mı yoksa bu dönemin etkisiyle ihtiyatlı olacak ve kısıtlı yaşamaya devam mı edecekler? Bu tutumlar, tüketim ve emisyonlar üzerine önemli bir etki yaratacak.

Sonuçta bütün bunlar, çevre ile ilgili sorumluluk sahibi kuruluşlara, hükümetlere ve kanaat önderi kişilere salgın sonrası dönemde daha fazla görevler yüklüyor. Bu iyi ve kötü olası sonuçları, açık ve sistematik bir mantıkla kamuoyuna anlatmak ve yeni dönemde ülkelerin daha temiz, düşük karbonlu bir gelecek için politikalara öncelik vermesi konusunda daha fazla baskı ve kamuoyu yaratılmasına öncelik verilmesi gerekecek.

Koronavirüs iklimle alakalı bir salgın değil. Ciddiye alınmazsa ne tür ekonomik ve sosyal felaketlere yol açacağını çarpıcı bir şekilde gösterdi. Ancak dünyanın bu şekilde küresel bir pandemi ile karşı karşıya kalınacağını göstermesi açısından iklim krizinin orta vadede yol açacağı sağlık ve diğer çevresel sorunlarının jeneriği gibi düşünülebilir. Dahası, dünyanın yıllarca küresel sorunlar için almadığı önlemleri bu 2020 yılının ilk altı ayında ne kadar acil ve hızlı bir şekilde alabileceğini gördük. Bu yönüyle, umut ederiz ki, iklim krizine önlem ve adaptasyon konusunda bu felaket tecrübesi çok önemli ipuçları ve çözümler geliştirmemizi sağlar.

Kaynak: İklim Haber