Ahlak Gidince Vicdansızlaşma Gelir

Şeref Oğuz

Ramazan, sadece oruç ayı değil aynı zamanda hayatımıza dair değerler eğitiminin yoğunlaştığı aydır. İş dünyasındaki ilişkilerin evrensel kabul görmüş değerler üzerinden yürümesini savunan iş etiği yaklaşımı var.

Bizde de pek çok kurum, uygulamasa dahi iş etiğini reddetmeyecek algı düzeyine ulaştı. Zaten mayamızdaki ahilik, lonca gibi kurumlar, bir zamanlar iş yapma kültürümüzün DNA’sıydı.

Fakat temel sorun, iş etiğinin “yavaşlattığı”, etik olmayan rakipler karşısında “rekabet dezavantajı” yarattığı ve “masraflı” olduğu yargısıdır. Öyle ya… Vergini ödeyecek, çalışanını soymayacak ve müşterini kazıklamayacaksın. Üstelik bunları yapmayan rakibinle, vahşi pazarda, fiyat rekabeti yapacaksın.

Kaba bir bakışla, etiğin bir külfet olduğu söylenebilir. Nitekim böyle düşünenlerin sayısı hayli fazla ki iş etiği bizde işlemiyor, yerleşemiyor. Zaten korona salgını ile müşteriler çekilmiş, işler yavaşlamış, piyasa kilitlenmiş iken iş etiği, vicdan gibi yüklere(!) gerek var mı? VAR!

Dinin de vicdanın da etik davranmayı, ahlaki ve toplumsal değerlere saygıyı emretse bile, “rekabet şartları” gerekçesiyle “başkasında güzel ama biz yapamayız” çıkmazına saplanıyoruz.

Bazı kurumlarımız iş etiğine dair çalışmalar yapmış olsa bile zor zamanlarda mesela kriz anlarında etik ve vicdan bir tarafa atılabiliyor. Müşteriyi kandırmaktan, çalışanı istismara, devleti dolandırmaya, ortağı batırmaya kadar gemi azıya alabiliyoruz.

Zor Zamanlarda Vicdanı Terk Etme

Korona sürecinde zor zamanlardan geçiyoruz diye iş etiğini vicdanı yük olarak görenler var. Oysa biliyoruz ki serbest piyasa, kural tanımazlık boyutunda serbesti ile kriz doğurur, vahşileşir ve çözdüğünden daha fazla sorun çıkarır. Zor zamanlar deyip vicdansızlaşma sürecine girersek, maddi manevi büyük bedeller ödemek zorunda kalırız.

Kaynak: Dünya