Ahlaki Püritenizm Toplumsal Gerçekliği Yok Sayıyor

Kübra Bilgin Tiryaki

Püriten ahlak kötülüğü tanımlar ve onu belirli bir çerçeveye kavuşturur. Bu da suçun belirli bir nesnellik alanı kazanmasını ve dolayısıyla suç işleyen failin içerisinde varlık imkanı bulacağı bir alan yaratır. Suçluyu şeytanlaştırma ve onu lanetleme, insanların kendi üzerlerindeki hakiki sorumlulukları üzerlerinden atmanın da bir başka yoludur. Böylece bir günah keçisi bulunmuş ve toplumun geri kalanı ilgili “suç”tan aklanmıştır.

Chris Hedges yakın zamanda commondreams.org için kaleme aldığı The Curse of Moral Purity başlıklı yazısında ahlaki püritenizm ile toplumsal çöküntü arasında güçlü bir bağ kurmaktadır. Püritenizmin mutlak doğrular vaz etmesi, erdemleri siyah ve beyaz alanına hapsederek insani varoluşu dikkate almaması ve dahası bir “cadı avı” olarak kendisini gösteren suçlunun bulunarak linç edilmesi bu etik anlayışın toplumsal ve insani olandan ne kadar kopuk olduğuna işaret etmektedir.

Etik Kampanyalar Sorunların Gerçek Sebebini Gizliyor

Bu bağlamda Hedges, Amerikan liberal elitlerinin gerçek bir siyasal yaşamın gerektirdiği “eylem”i ve onun doğuracağı sorumlulukları bütünüyle terkettiklerini; sosyal, politik, ekonomik ve çevresel felaketleri görmezden gelerek sahte ve hiçbir faydası olmayan tam da püriten bir tavra işaret edecek şekilde “etik kampanya”lar peşinde koştuklarını söylemektedir. Amerikan liberal demokrasisi gelir eşitsizliği, toplumsal hareketliliğin ortadan kalkması, işçi sınıfının hak ve yetkilerinin ellerinden alınmasının yanısıra “iklim değişikliği, küresel kapitalizmin kontrol edilemezliği, sosyal eşitsizliklerin artması, militarizmin yükselişi, dış ülkelerle süregiden savaşlar, dezavantajlı durumların ve silahlı şiddetin kontrol edilemezliği” karşısında büyük bir tıkanıklık içerisindedir. Bu sorunların yok sayılması tabiri caizse karanlıkta kaybedilenin daha konformist olması sebebiyle aydınlıkta aranmasına benziyor.

Hedges, toplumun sağ ve sol-liberal kesimlerinin tamamının bu durumdan nasibini aldığını ifade ediyor. Zira her iki taraf da kendi belirledikleri doğru ve yanlışlar üzerinden karşı tarafı şeytanlaştırmakta ve değersizleştirmektedir. Entelektüel olarak da ciddi bir çoraklığa işaret eden bu durum, neo-faşistler ve retorikçi siyasetçiler için oldukça “elverişli bir ortam” oluşturmaktadır. Hedges liberaller ve solun, içerisinde oldukları tavır itibariyle sağ-muhafazakar kanat ile aynı bağlamda ve düzlemde ilerlediklerine işaret eder. Bu iki siyasal tavır toplumsal krizler karşısında hiçbir şey yapmayarak, bu büyük suçlarını birbirlerine karşı yürüttükleri “etik kampanya”lar ile maskelemeye çalışmaktadırlar. Ötekini suçlama, yaptığı kötülüğü ifşa etme ve kendi tarafını her türlü kötülükten “arınmış” olarak inşa etmeye dönük olarak geliştirilen bu kampanyalar toplumsal yarığı daha da derinleştirmektedir.

Trump Aslında Bir Sistemin Ürünü

Hedges yazısında güncel bir olaya atıfla meseleyi somutlaştırıyor. Buna göre New York Times’in baş editörü Dean Baquet, yakın zamanlarda bir basın açıklaması yaparak Trump’ın “bir Rus ajanı olması”na yönelik yürüttükleri araştırmayı devam ettireceklerini ve yürütecekleri yeni “etik kampanya”sı ile de Başkan Trump’ın ırkçılığına odaklanacaklarını ifade etmiştir. Hedges, bu tavrın “gazetecilik kisvesi altında ahlaki püritenizm” yapmak olduğunu söylüyor. Ona göre Trump’ın başkan seçilmesini kabullenemeyen liberaller onu kriminalize ederek destekçilerini azaltacaklarını düşünmektedirler. Bu tavır aslında tam olarak sağ-muhafazakar kanatın, Demokratik Parti’yi Amerika’nın düşmanı olarak görmesi, Müslümanları, göçmenleri ve siyahileri Amerikan ulusunun yaşadığı sorunların sebebi olmakla itham etmesiyle aynıdır. Çünkü her iki taraf da kahraman yahut düşman aramaktadır. Suçlunun bulunması öteki taraf için bir masumiyet karinesidir.

Ancak çözülmeyen sorunlar bir felaketin kaçınılmaz olduğunu gösterir şekilde kar topu gibi büyümektedir. Hedges’in tarihçi Richard Hofstadter’den yaptığı alıntı ile söyleyecek olursak “Amerikan toplumunda bu tip ‘kendi kendini kandırmalar’ daima olagelmiştir”. Nitekim Sovyet Rusya dönemde Amerikan sol kanadı, Sovyet yönetiminin milyonlarca vatandaşını katletmesini, ülkeyi kıtlık ve sefalete sürüklemesini hiçbir şekilde dikkate almayarak Rusya’yı nasıl kutsadıysa; aynı şekilde sağ kanat da İspanya ve Geç Dönem Latin Amerikasındaki faşist diktatörlüklerin “kitlesel infazlarını ve devlet terörü”nü görmezden gelmiştir.

Sistem Eleştirisi Niçin Yapılamıyor ?

“Kollektif kendini kandırma” durumunun halihazırda da devam ettiğini söyleyen Hedges, bu durumun siyasetin yönlendirmesiyle yayın yapan medya organları ve siyasal kurumlar aracılığıyla yaygınlaştırıldığını söylemektedir. Sorunları daha eşitlikçi bir yoldan çözme iddiasıyla ortaya çıkan Demokratik Parti ve liberallerin içerisine düştükleri durum toplumsal dönüşümlerin ve gerçeğin bütünüyle uzağındadır. Onların gelir eşitsizliğinin korkunç boyutlara varması, sanayisizleşme, kontrol dışı silahlanma gibi sorunlar karşısında sessiz kalmalarının sebebi, sorunların esas faili olan büyük şirketlere yönelik hiçbir tavır geliştirememeleridir. Bu sebeple yukarıda da geçtiği üzere New York Times, toplumsal olgu ve problemlerin sorgulanması için projeksiyonu şirketlere ve liberal elitlere yöneltmek yerine; Trump üzerinden Rusya’ya; ardından da onun ırkçılığına yöneltiyor. Böylece gerçek sorunları görünmez kılarak onları daha da derinleştiriyor.

Hedges’in Richard Rorty’in Achieving Our Country adlı eserinden aktardığı üzere liberallerin bu tavrı, aslında kazanılmış konumlarını kaybetme korkusu ve sosyal adaletin bir gereği olarak toplumun diğer kesimleriyle “eşitlikçi paylaşım”ı benimsememelerinden kaynaklanmaktadır. Sınıfının kendisine verdiği güç ve egemenlikten vazgeçmek istemeyen liberal elitler, yürüttükleri “etik kampanya”larla püritenizmin arkasına sığınmanın bir örneğini sergilemektedirler.

Püritenizm Başkasını Suçlama Kolaycılığı Sağlıyor

Hedges’in, Hannah Arendt’in The Origins of Totalitarianism (Totalitarizmin Kaynakları) adlı eserine yaptığı atıfla söyleyecek olursak, “ideolojiler kriz zamanlarında cazip hale” gelir. İdeoloji olgusal gerçekliği dışlarken; sanrı ve vehimlerden oluşan bir dünya yaratır. Bu aynı zamanda geçmişi ve şimdiyi toptancı bir yaklaşımla açıklama; geleceği ise yine toptancı bir biçimde şekillendirme iddiasıdır. Ancak ideolojiler neticesi itibariyle bir “yıkım ve paranoya” sebebidir. Sürekli birbirini suçlama ve erdemli olanı bulma amacı altında suçlunun teşhirini ve hedef tahtasına konulmasını isteyen toplumun sağ ve sol kesimleri, toplumsal bağların kopması ve bunun neticesinde ortaya çıkan tramvaların müsebbibi durumundadır. Zira Hedges’e göre toplumun alt üst olan kesimleri yaşadıkları acizliğin bir dışa vurumu olarak silahlı şiddete, madde bağımlılığına ve cinsel sadizme yönelmektedir. İdeoloji taraftarları yukarıda işaret edilen örneklerde görüldüğü gibi sergiledikleri etik kampanyalarıyla aslında çürümeyi göstermektedir.

Sonuç olarak toplumu bütün boyutlarıyla kuşatan sorunlarla rasyonel bir mücadele geliştirememenin neticesi, ahlaki püritenizme sığınma ve bunun üzerinden suçlu bulmaya yönelik kampanyalar içerisine girmekle neticeleniyor. Her bir suçlama gerçek sorunların üstünü bir kat daha örteceği gibi aynı zamanda karşı tarafın bilenmesine, radikal yaklaşımlarını daha da arttırmasına ve dolayısıyla farklı kesimler arasındaki toplumsal yarığın daha da derinleşmesine sebep olacaktır. Arendt’in İnsanlık Durumu (The Human Condition) adlı eserinde belirttiği gibi insanlar arasındaki karşılıklı “söz verme kudreti”, ilişkilerin tahakküm merkezli olmanın dışında ele alınması imkanını tanır. Karşılıklı olarak sahici bir konuşma ve iletişim imkanının ortadan kalktığı noktada gerçeklik buharlaşır ve yerini kendini kahraman yekdiğerini düşman gören bir ahlaki püritenizme bırakır.

Kaynak: TYAP