Kalkınma, İnovasyon ve İslam

“Erkek olsun kadın olsun, kim inanmış bir insan olarak dünya ve âhirete yararlı işler yaparsa kesinlikle ona güzel bir hayat yaşatacağız ve böylelerinin ecirlerini de muhakkak surette yapmış olduklarının daha güzeliyle vereceğiz.” (Nahl Suresi, 16/97)

 “Eğer Müslüman bir kişi bir fidan diker, ondan bir insan, hayvan, yahut kuş yerse, bu mutlaka onun için kıyamet gününe kadar bir sadaka olur.” (Müslim, “Musâkât”, 10)

 ***

Melih Turan

İçinde yaşadığımız bu salgın hastalık krizi arkamıza iyice bir yaslanıp birçok şeyi yeniden düşünmemizi sağlıyor. Herkes bugün işiyle ilgili değişik bir tecrübe yaşıyor. Kimisi işini kaybetmiş olmanın, kimi sahip olduğu işletmenin durmasının kimi de evden çalışabilmenin deneyimini yaşıyor. Şüphesiz bu imtihan Cenab-ı Hakk tarafından gönderilmiş ve tüm insanlığı her şeyi yeni baştan düşünmeye ve kendine gelme arayışına sevk ediyor. İslam alemi olarak bizim bundan ne gibi çıkarımlarımız olabilir? Bu yazıda kendi veçhemden bunu anlamaya ve anlatmaya çalışacağım. Yazıyı bitirme sabrı gösteren her okuyucuya da bir sorumluluk yükleyeceğim.

Hadi o klasik cümleyle başlayalım: İslam son iki yüzyıldır Batı’yı taklit ediyor. Evet ediyor da bunun sebebi İslam mıdır? Yoksa bizim gibi papağan Müslümanlar mıdır? İbn Haldun’un deyişiyle “mağlup, ebedi olarak galibin şiarını, kıyafetini, mesleğini, sair ahval ve adetlerini taklit etmeye düşkünlük gösterir” (Mukaddime, s. 361) de ondan İslam dünyası bilmem kaç yıldır Batı’nın boyunduruğunda, bilmem kaç ülkenin işgali altında, bilmem kaç kere mağlup vaziyette. Bunun sebebi galibiyeti aramayan biz Müslümanlardır. Galibiyet duasını fiilen yapmayan biz Müslümanlarındır işte o mağlubiyet. Gelecek neslin daha çok Batı’nın boyunduruğu altına girecek olmasının endişesi işte bundandır.

Kalkınmayı kaybettiğimiz gündür, yenildiğimiz

Ne zaman ki kalkınmayı kaybettik. O gün işte mağlup olduk biz. Gavurun sanatından faydalandığımız gün değil, gavurun nizamını ayniyle kopyaladığımız gün. Yitik malımızı aradık durduk yıllarca ve sahiplendik o malı. Geliştirdik de zamanla. Ama ne zaman o yitik malın, o ilmin onların olduğu düşüncesi sardı başımızı, işte o zaman kaybettik. Hilaf-ı şeriat kanunları almakla, Nizam-ı Cedid ile kaybettik. Tanzimatıyla, Islahatıyla kaybettik. Elimizde bin yılların kanunları varken hem de. Ahmed Cevdet’ler çıkmasaydı onları da hatırlayamazdık ya!

Bizden yeni bir şey sadır olmaz, düşüncesiydi bizi kemiren. “Yeni” kelimesi ancak ötekinin olabilirdi. Cedid dediğimiz nizam onlarındı. Islahat da onların, Tanzimat da onların. Ötekinin paslı kılıcı bile keskin geliyordu ya gözümüze. Divitleri yenilmez geliyordu. Konuşmaları uzlaşılamaz, bizim mirasımızla yazdıkları metinleri ise özgün. İşte ne zaman kalkınma temayülünü kaybettik, o gün yenildik biz. Ve hala yenilmeye devam ediyoruz.

Her peygamber bir inovasyonun temsilcisidir

Oysa biz yenilenmeye muhtaçtık. Her peygamberin ümmetini yenilediği gibi, taze ümitlerle birlikte, taze yenileşimlerle! Semadan aldığı buyrukla Davud (as.) eğdi büktü demiri, İlahi fermanla Süleyman (as.) çağırdı Belkıs’ın tahtını, tayeran etti rüzgârda. Nuh (as.) canına taktı da dişini Allah’ın emriyle inşa etti o devasa gemiyi. Yusuf (as.) zindanlarda aldı vahyi, gösterdi Mısır’a hazineler nasıl yönetilir ve zaman nedir. Bir emirle kumaşlar seferber oldu İdris’in (as.) ellerinde, pîri oldu terzilerin. Asa’sı Musa’nın (as.) teknolojisi oldu tüm sondajların. Tıbb-ı İsa (as.) gösterdi ölünün bile Allah’ın izniyle diriltilebileceğini. Dalyan’ın (as.) hikmeti neler öğretti de insanlığa hala idrak edemiyoruz.

Ve son peygamber Hz. Muhammed (asm.), gösterdi mesleğiyle yeni dünyaya neyin hâkim olacağını. Paranın, ticaretin ve riskin. Emri aldığı gibi ashabı yaydılar İslam’ı hem ordularıyla hem de kervanlarıyla. İş adamı kimlikleriyle temsil ettiler dinlerini ve yaydılar uzak doğuya ve uzak batıya.

Bilmediğimiz, 125.000 Peygamber de hepsi birer mesleğin piriydiler. Yani bir inovasyonun, bir kalkınmanın öncüleriydiler. Peygamberler, dünyaya ilahi çağrıyı getirmekle aynı zamana yeniliği de getirdiler.

En küçük bir zerreyi dahi hikmetsiz bırakmayan Cenab-ı Hak Kâinatın efendisinin mesleğini alelade mi seçer sanırsın?

Cihan Peygamberi (asm.) bir tacirden ötesiydi kesinlikle

Bir Mudarib olan Cihan Peygamberi (asm.) kesinlikle bir tacirden ötesiydi. Riski üstlenen girişimciydi O. Hatice validemizle yaptığı sözleşme bir tacir sözleşmesi değil, girişimci-sermayedar sözleşmesiydi: yani mudaraba! Bugün Müslümanların en az dikkate aldığı sözleşme! Sermayeyi riske atarak bir girişimciye kârdan pay vermek, bugün ne yazık ki sıkça uyguladıkları bir sünnet olmaktan çıktı. Bu meslekte seyr u süluku kaybetti Müslüman.

Yine ötekinden aldık yeni iş modellerini, şirket modellerini ve yeni girişimciliği. Üstelik zamanında bizden almalarına rağmen mudarabayı. Şimdi onlar öğretiyor bize girişim sermayesini.

İslami finansın en önemli görevi

Bugün İslami finans dediğimiz olgunun en önemli görevi mudarabayı yeniden canlandırmaktır. Murabahayı, selemi, istisnayı ve bilumum yöntemlerini bir kenara koyup İslami finans piyasası mudarabaya can vermelidir. Yeniden girişimcilik ruhunu ateşlemeli ve Müslümanların risk almalarını sağlamalıdır.

Faizi bitirecek şey de işte mudarabadır. Aldığı riskten milyon kat kazanabilen bir sermayedar faiz belasına hiç bulaşabilir mi?

Ey parası bol Müslüman yatırımcı! Sen de kâr payı helal mi haram mı, sukuk mu daha yüksek getiriye sahip yoksa inşaat mı demeden paranı gelecek vad eden girişimlere yatırmak zorundasın. Sana kalmayacak bir paranın hangi getirisini hesap ediyorsun? Zekâtını verdikten sonra sorumlu değil misin? Sünnet-i Peygamberiden daha güzel bir iş var mı yatırım yapacak?

Hilafet, ittihad-ı İslam ve dijitalleşme

İslamcı kardeşim, bu söz de sana olsun. İstanbul’u hilafet merkezi yapmaya değil, dijitalin ve finansın merkezi yapmaya çalış. Hilafet peşinden gelecektir! Dijitalin merkezi olmayan bir ülkenin hilafetin de merkezi olma ihtimali yoktur. Çünkü güç dijitaldedir artık, kılıçta değil!

Müslümanlar için mobil uygulamalar yapanlar Müslüman değil! Bu sana dokunmuyor mu kardeşim? Sen nidalar atarken hak yol İslam diye, öteki sen bu sesi orda burada paylaş diye gece gündüz çalışıyor. Oysa kendi sistemini kendi gücünü sen inşa etmek durumunda değil misin Müslüman kardeşim?

Şartlar eşit ama imkânlar değil

Bugün ötekiyle hemen hemen aynı şartlara sahibiz. Aynı bilgisayar, aynı internet, aynı kitaplar. Her bilgiye her yerden erişim mevcut. Her şey bu bilgisayarın içinde. Şartlar tam anlamıyla eşit amma velakin imkânlar değil! Öteki bir girişim kurduğunda destekleyecek binlerce yatırımcı, milyonlarca da fon bulabiliyorken, Müslüman sesini duyuracak bir ortama bile sahip değil. Bu ortamı vermeyen de kim? Parasını sabit getiriye bağlayan Müslüman efendiler! Riski göze alamayan ama İslam’ın yüceliğini anlatan efendiler! Peygamberin tacirliğini (!) yere göğe sığdıramayıp gökdelenlere paralarını gömen efendiler, evet siz! Girişimci bir Müslümana sağlamadığınız her imkândan sorumlusunuz. Onun sizi bulmasından değil, onu bulamamanızdan sorumlusunuz!

4 Milyar TL ile 20 yıl sonrası bizim olabilir

Schumpeter, inovasyon teorisinin kurucusu, der ki “inovasyon kalkınmanın itici gücüdür.” 1998’de kurularak $35 Milyon ile yatırım alan Google 20 yıl içinde $1 trilyon değere ulaştığında, İstanbul’da 200 Bin TL’ye alınan arsalar en fazla 2 Milyon TL oldu. Bizimle büyüyen bunun gibi bir sürü internet şirketi var, bugün dünyanın verisini yani her şeyini, yönetiyor. Öykünülen öteki işte bu sırrı keşfetmiş: İnovasyon!

Kalkınmak ancak inovasyonla mümkün. E tabi bir de bunu destekleyen sermaye ve zihniyet ortamıyla. Çok değil sadece 20 yılda dünyanın gidişatını değiştirebilir ve İslam’ın yüceliğini tüm dünyaya kendi imkânlarımızla yayabiliriz. Mağlub vaziyetten, galibe geçmemiz an meselesi. Elimizde sadece 4 Milyar TL olsun ayağa kaldırmaya yeter bu ekosistemi. Doğru girişimci ekibe, doğru maddi destek sağlandığı vakit 20 yıl sonra olacaklar çok aşikâr: Devasa bir teknoloji topluluğu, devasa bir ekonomi ve güçlü bir Müslüman toplum!

“İla-yı Kelimetullah maddeten terakkiye mütevakkıftır”

Bundan yüzyıl önce Osmanlı’nın gurubunda Bediüzzaman’a ait bu söz hala anlaşılmış değil ki bu haldeyiz. Kalkınmayı sağlamış olsaydık İslam dünyası bu halde olur muydu? Bir Google, bir Microsoft bizim olsaydı Arakan’da, Gazze’de, Türkistan’da Müslümanlara işkence edilebilir miydi? Hiç sanmam! Allah, zekâta bile öyle bir nizam koymuş ki, ötekinin kalplerini İslam’a parayla ısındırıyor! İnsan tabiatı, bu kadar. Güce, maddeye perestiş ediyor. Mağlub da galibi bu yüzden taklit ediyor!

Şimdi ne yapmalı?

Bu kadar karmaşık kelam ettin de ne demeye çalışıyorsun özetlesene der gibisiniz. Dediğim tek şey var aslında. Bir İslam davamız varsa şayet, İslam’ın yeniden yücelmesi, Müslümanların kalkınmasına, kalkınma da günümüz dijital dünyasında inovasyon yapmaya bağlıdır. Yapmamız gereken sadece bu imkânı sağlamak! Sermayedar parasını, girişimci cehd ü gayretini, öğretim üyeleri ilmini, İslami finans kurumları imkânlarını, iş adamları tecrübe ve iş ağlarını seferber etsin, bu imkân oluşur, sadece O’ndan dilediğimiz yardım da bize ulaşır.

Hodri meydan diyorum. Bu iddialarımın aksini iddia edenlerle her türlü tartışmaya hazırım. Aynı zamanda buna imkân sağlamak isteyen herkese yardıma da hazırım. Bu yazıyı okuduktan sonra İslam’ın kalkınması için bir imkânınız var da yapmıyorsanız, işte şimdi siz de sorumlusunuz.

Yazıyı Necip Fazıl ile bitirelim de içimizdeki ateşin alevini artıralım:

Tohum saç, bitmezse toprak utansın!

Hedefe varmayan mızrak utansın!

Hey gidi Küheylan, koşmana bak sen!

Çatlarsan, doğuran kısrak utansın!

 Buraya iletişim adresimi de bıraktım: melihturan@hotmail.com.tr