Karz-ı Hasen

Şerife Didar ORTA

İslam dini Müslümanların birbirleriyle yardımlaşmalarını ve yardımlaşmaya teşvik etmelerini istemiştir. Yardımlaşma, sosyal adalet ve kalkınma için önemli bir unsurdur. Bu bağlamda adalet ve kalınmayı gerçekleştirebilmek için zekat, sadaka ve karz olmazsa olmazdır. Bunlardan zekât zorunlu iken, sadaka ve karz zorunlu değildir. Zekât ve sadakayı biliyoruz, peki karz nedir, ne demektir? Karz, borç anlamındadır. Karz-ı hasen ise güzel borç anlamına gelmektedir. Günümüz hukukunda buna tüketim ödüncü denir.

Karz ancak misli mallarla yapılabilir. Hacim veya ağırlık ölçüsüyle yahut standart olup sayı ile alınıp satılan ve piyasada bulunan şeylere misli mal denir. Buğday, arpa, sıvı yağ, petrol, demir, kömür, çimento, yumurta, standart tekstil ve konfeksiyon ürünleri, cam, bardak; marka kalite ve nitelikleri belirli beyaz eşya, standart aynı marka yedek parça gibi şeyler misli mal sayılır. Bu mallar tüketilir ve piyasadan benzeri yani misli bulunup geri ödenir. Yani buğday karz/ borç olur, araba karz/borç olmaz. Ancak aynı marka ve aynı model hiç kullanılmamış araç, karz olarak verilip aynı yıl içinde misli geri alınabileceği için borca konu olabilir.

Müslüman bir kimsenin, maddi sıkıntıyla kendisine gelip borç isteyen ve bu kişinin sadece sıkıntısını gidermek amacıyla, karşılığının ve sevabının Allah (c.c.)’tan geleceğini umarak hiçbir karşılık veya fazlalık beklemeden borç vermesi ve borcunu aynen geri alması işlemine karz denir. Karz, borç isteyen kişinin sırf sıkıntısının giderilmesi amacıyla verilmesinden dolayı sadece sosyal adaleti sağlayan ve ilişkileri düzenleyen bir işlem değil aynı zamanda kişiye sevap kazandıran bir işlemdir. “…Bir kimse Müslüman kardeşinin ihtiyacını yerine getirirse, Allah da ona yardım eder. Bir kimse bir Müslümanın sıkıntısını giderirse, Allah da ona mukabil Kıyamet Gününün kederlerinden birini giderir. (Muhyiddin Nevevî, Riyâzü’s-Sâlihîn Tercemesi, (Çeviri: Kıvamüddiıı Burslan, Hasan Hüsnü Erdem), 9. baskı, cilt II, sayfa 284.). Allah Kur’an-ı Kerim’de ‘’ Kimdir o (yiğit) ki, Allah’a güzel bir ödünç versin de, Allah da ona karşılığını kat kat fazlasıyla ödesin! ’’ (Bakara 2/245) buyurmuştur. Karşılıksız borç veren kişi Allah’a borç vermiş sayılır. Allah’a borç vermek gibi bir şey olamaz. Burada kast edilen şey: ‘Benim rızamı umarak bir kulun sıkıntısını giderdin dolayısıyla bu konudaki muhatabın benim. Ben sana bunun karşılığını fazlasıyla vereceğim.’ anlamına gelen bir teşvik ifadesidir.

Enes İbnu Mâlik (R.A.) anlatıyor: Resûlullah (s.a.s) şöyle buyurdu: “Miraç gecesinde cennetin kapısı üzerinde şu ibarenin yazılı olduğunu gördüm: “Sadaka on misliyle, ödünç para ise on sekiz misliyle mükâfatlandırılacaktır.” Ben: “Ey Cibril! Ödünç verilen şey ne sebeple sadakadan daha üstün oluyor?” diye sordum. “Çünkü dedi, dilenci (çoğu kere) yanında para olduğu halde sadaka ister. Borç isteyen ise, ihtiyacı sebebiyle talepte bulunur.” İbn Abbas (ö. 68/ 687) ve Alkame b. Kays’ın (ö. 62/ 682) deyimiyle bir kimseye iki defa sadaka verileceğine bir defa faizsiz borç verilse daha iyidir.

İslam’da borçlu alacaklı ilişkisi ise Bakara suresi 282. ayette çok açık bir şekilde ifade edilmiştir. ‘’Ey iman edenler! Belirlenmiş bir zamana kadar bir borç ilişkisi kurduğunuzda bunu yazın. Aranızdan bir kâtip bunu adaletle yazsın. Kâtip Allah’ın kendisine öğrettiği gibi yazmaktan geri durmasın. Artık o yazsın, borçlu da yazdırsın; Rabbi olan Allah’tan korksun ve borçtan hiçbir şeyi eksik bırakmasın. Eğer borçlu akılca zayıf veya eksik yahut kendisi yazdıramaz durumda olursa velisi adaletle yazdırsın. Erkeklerinizden iki şahidi de tanık tutun. Şahitler iki erkek olmazlarsa, rıza göstereceğiniz şahitlerden bir erkekle -biri yanılırsa diğerinin ona hatırlatması için- iki de kadın olsunlar. Çağrıldıklarında şahitler gitmemezlik etmesinler. Borç küçük olsun büyük olsun vadesini belirterek onu yazmaktan üşenmeyin. Böyle yapmanız Allah katında daha adaletli, şahitlik için daha destekleyici ve şüpheye düşmemeniz için daha uygundur. Borç ilişkisinin, aranızda alıp vererek bitirdiğiniz peşin ticaret olması müstesnadır; onu yazmamanızda sizin için bir sakınca yoktur. Alış veriş yaptığınızda şahit tutun. Kâtip de şahit de zarar görmesin. Eğer zarar verirseniz şüphesiz bu sizin yoldan çıkmanız demektir. Allah’tan korkun, Allah size öğretiyor, Allah her şeyi hakkıyla bilmektedir.’’ Borç verenin borcuna karşılık bir menfaatinin olmaması gerekir. Borç verirken anlaşma sırasında istenen her türlü menfaat veya fazlalık riba( faiz) doğurur. Aynı şekilde örf haline gelmiş fazlalıklar da riba sayılır. Borçlu borcunun vadesini uzatmak isteyebilir. Böyle bir durumda alacaklı verdiği süreye karşılık olarak borçludan bir fazlalık ya da menfaat isterse bu da riba olur. Ancak borçlu, içinden gelerek, şart koşulmamış olmak kaydıyla, borcunu Peygamber Efendimiz’in de tavsiye ettiği gibi güzel ödemek isterse bu faiz sayılmaz. Başta şart olmaksızın ya da örf haline gelmeksizin borçlunun borcu öderken alacaklıya hediye vermesi meşrudur. Buna hüsn-ü eda denir. Burada dikkat edilmesi gereken en önemli nokta menfaat veya fazlalığın anlaşma esnasında şart koşulmamış olmasıdır.

Ebu Hureyre’nin (r. a.) ifadesine göre: “Bedevi biri Rasulullah’a gelerek, önceden ödünç olarak verdiği bir devesini geri istemiş ve bu esnada – tabiatı gereği olarak- sert bir tavır takınmış, bunu gören sahabeler, ona haddini bildirmek istemişlerse de Rasulullah (s.a.v.): – “Bırakın! Ona dokunmayın. Her hak sahibinin edebe uygun biçimde hakkını istemesi normaldir.’’ Buyurmuş, sonra: – “Devesi yaşında bir deve veriniz.’’ diye emretmiş, sahabeler: – “Ya Rasullullah, o yaşta deve bulamıyoruz, ancak onun devesinden daha yaşlı ve değerli olanı var.’’ demişler. Bunun üzerine Peygamber (s.a.v.): – “O halde bunu veriniz.’’ dedikten sonra – “Sizin en hayırlınız, borcunu en güzel ödeyeninizdir.’’ buyurmuştur ki İslam’da borçlunun yükümlülükleri şu şekildedir:

• Borçlu aldığı miktarı geri ödemekle yükümlüdür. Aldığı borcu kullanmadan kaybetse dahi tazminle yükümlüdür.
• Borcunu bir an önce geri ödemeye çalışmalıdır.
• Borç alınan miktar borçlunun mülkiyetine geçer ve borçlu bunu alacaklının iznine bağlı olmaksızın istediği gibi kullanır.
• Borçlu da borcunu vadeden önce ödeyebilir, Alacaklının yükümlülükleri ise:

• Alacaklı verdiği miktarı geri alma hakkına sahiptir.
• Alacaklı, alacağını her zaman isteyebilir.
•Alacaklı borçlunun sıkıntısını giderdiği için Allah tarafından mükâfatlandırılacaktır. Bu yüzden borçluyu sıkıştırıp bu mükâfatını azaltmamalıdır.
• Karz ancak misli mallarda gerçekleşir. Bu malların kendileri tüketilir ve piyasadan benzeri (misli) bulunup geri verilir.
• Dinen meşru olmayan işler için borç verilmez.

Kaynakça

AKTEPE, D. İ. (2013). Karz-ı Hasen Nedir? Sorularla Katılım Bankacılığı (s. 20). içinde İstanbul: TKBB.
Aktepe, İ. E. (2010). Karz-ı Hasen (Faizsiz Borç). İslam Hukuku Çerçevesinde Finansman ve Bankacılık (s. 54). içinde İstanbul.
Döndüren, H. (2014). Malı malla mübadele etmek( trampa). İslami Ölçülerle Ticaret Rehberi (s. 61). içinde İstanbul: Kampanya Kitapları.
ŞENER, D. M. (1989). İslam Hukukunda Karz-ı Hasen. D. E. Ü. İlahiyat Fakültesi Dergisi, 391-403.

Not: Bu yazı İpek Yolu Dergisi’nin Mart 2019 sayısında yayınlamıştır.