İslam’da Ticaretin Önemi: Medine Pazarı Örneği

Ayşe ESENKAYA

İlk çağlardan itibaren ihtiyaçların karşılanması için alan ile satan, üreten ile tüketen farklı şekillerde ve ortamlarda birbirlerini bulmuşlar ve ticaret dediğimiz olguyu ortaya çıkarmışlardır. Gerek ihtiyaçların karşılanması gerek ise kazanç elde etmek için insanlar farklı faaliyetlerde bulunmuş, geliştirdikleri ticaret şekillerinde taraf olmuşlardır. Ticaret bir yandan insanların geçim kaynağı olmuş diğer yandan da ürünlerin değerlendirilmesinde vazgeçilmez bir sektör olarak bütün dünyada yerini almıştır. Zaman içerisinde ise ticaretin kuralları ve uygulama biçimleri geliştirilmiş ve yaygınlaştırılmıştır.

İslam’ın Ticarete Bakışı

İslam, insan hayatının her yönünü ele alan her safhasına şekil veren bir yaşam biçimidir. Ortaya koyduğu kurallar hakkaniyete dayanan, insanın her iki dünyada da huzura kavuşmasını sağlayan doğru yoldur. Bu kurallar içerisinde ticaretinde ayrı bir yeri ve önemi vardır. Bütün semavi dinlerde olduğu gibi, İslam’ın da getirdiği ilkelerle beş şeyi koruma altına aldığı görülür. Bunlar:

  • Malın Korunması; mülkiyet hakkı tanınarak
  • Canın Korunması; kısas hakkı
  • Neslin Korunması; aile yuvası esas alınarak
  • Aklın Korunması; aklı gideren içki vb. yasaklarla
  • Dinin Korunması; tercihin irade özgürlüğü içinde yapılmasını güvence altına almayı amaçlamıştır.

Ticari faaliyetlerde İslam dini ilklerinin bu amaçları gözetilmeli ve öncelik verilmelidir. Sayısız kazanç yolları arasında tavsiye edilen uğraşlardan biri olan ticarete İslam, servet edinimi için vurgu yapmıştır. Peygamber efendimiz bizzat ticaretle uğraşarak, ticaretin içerisinde yer almış ve teşvik etmiştir. Ticaret ve ekonomik hayatın etik değerlere dayandırıldığı İslam’da, ticari faaliyette bulunma ve finansal işlem yapma özgürlüğü belirli standartlar, ahlaki ilkeler ve yasaklar ile kontrol altına alınmıştır. Aynı zamanda adaletsizliği ve haksız kazancı önlemek için de bazı sınırlamalar ve ilkeler getirilmiştir.

Her türlü mübadelenin karşılıklı rıza ve denge üzere bina edilmesini isteyen İslam,  ribayı (faiz) bu eşitlik ve dengeyi bozan bir unsur olması sebebi ile yasaklamıştır. Ayeti kerimede şöyle buyrulmaktadır:

  • Allah alım satımı helal, faizi haram kılmıştır. (Bakara/275)
  • Karşılıklı rızaya dayanan ticaret yolu dışında, mallarınızı aranızda batıl (haksız ve haram) yollarla yemeyin. (Nisa, 4/29)

Ayrıca bunun yanında;

  • Belirsizlik ( garar) içeren satışlar
  • Alıcı olmadığı halde mala yüksek fiyat vererek alışverişi kızıştırmak (Neceş)
  • Dışarıdan gelen ürünleri önceden karşılayıp satın alarak daha yüksek fiyatlara satmak. Yani pazarda serbestçe fiyatın belirlenip satılmasına izin vermemek (Telakki’r-Rukban)
  • Toplumun ihtiyacı olan temel ihtiyaç maddelerinin piyasaya sürülmeyip fiyatların yükselmesini beklemek, ihtikar (Karaborsacılık)

İslam ticaret ahlakına ters düşen bu unsurlar yasaklanmıştır. Bahsedilen bu temel yasaklara ilaveten aynı zamanda belirlenen bazı ahlaki ilkeler de vardır. Bunlar;

  • Yapılan ticari işlemlerde adalet prensibinin gözetilmesi, insanlarla olan ilişkilerde dürüstlük esasının benimsenmesi ve muamelelerin bu çerçevede gerçekleştirilmesi
  • Karşılıklı sorumlulukların tam olarak yerine getirilmesi, İşlemlerin açık ve şeffaf bir şekilde yapılarak belirsizliğe yol açılmaması, adil fiyatlandırmanın yapılması ve serbest piyasa ilkelerinin gözetilmesi

Bunlar dürüst ve güvenilir bir tüccarın yaptığı ticari faaliyetlerde dikkat etmesi gereken unsurlardandır. Peygamberimizin ticaret yapanlara ilişkin öğütlerinden bazıları şu şekildedir;

  • “Sözü ve muamelesi doğru tüccar, kıyamet gününde arşın gölgesi altındadır.”(İbnMace, Ticarat, 1.)
  • Dürüst, sözüne ve işine güvenilen tüccar, nebiler, sıddıklar ve şehitlerle birliktedir.”(Tirmizi, Buyu’, 4; İbnMace, Ticarat, 1;Darimi, Buyu’, 8.)

Ticarette Medine Pazarı Örneği

Hz. Peygamberin(sav) Medine’ye hicreti ile ilk temelleri atılan İslam devletinin, siyasi olarak güçlü bir yapıya sahip olmasının temel gereksinimlerinden biri de iktisadi manada güçlü olmaktan geçmektedir. İslami kuralların iktisadi hayata uygulanabilmesi adına ilk iş olarak bir piyasanın teşekkül ettirilmesi amaçlanmıştır.

Peygamberimiz Medine’ye geldiğinde ticari faaliyetlerin yapıldığı mevcut pazarlar bulunmaktaydı. Fakat bu pazarlar Yahudi ve müşriklerin elinde bulunuyor, Hz. Peygamber’in getirdiği esaslara uymayan tarzda muamelelerle yürütülüyordu. Medine de var olan mevcut pazarın müşrik ve Yahudi tacirlerin elinde bulunması ve cahiliye adetlerine dayanması Müslümanların İslam’ın kurallarına uygun olarak ticari faaliyetlerini yapabilecekleri yeni bir pazar ihtiyacını ortaya çıkarmıştır.

Beni Saide bölgesinde peygamberimizin emri ile “Medine Pazarı” kurulmuştur. Kurulan bu pazar ve oluşturulan piyasa iktisadi nizamın ve kuralların oluşması için büyük öneme sahiptir. Hz. Peygamber kendi kurduğu pazarla bir taraftan mevcut pazar anlayışına alternatif ve rakip olmak isterken bir taraftan da kendisinin getirdiği mesajları burada uygulayarak insanlara vermek istemiştir. Yahudiler kurulan bu pazarın iktisadi nüfuzları üzerinde büyük tehlike oluşturacağını düşündüklerinden Hz. Peygamber’in bu teşebbüsünü sabote etmek istemişler fakat başarılı olamamışlardır.

Medine Pazarı ve İlkeleri

Kendine özgü kuralları olan bu pazar, Medine’ye giren tüm yolların kesişiminde ve düz bir arazide kurulmuştur. Stratejik konumu, farklı bölgelerden gelen kervanlara açık olması, vergi alınmaması ve sabit bir yer edinilmemesi gibi kuralları ile pazarı cazip hale getirmiştir. Tüccarlar bu pazara daha fazla ilgi göstermiş kısa süre içerisinde bütün ticari hayat burada devam etmiştir. Medine Pazarı’nın cazip hale gelmesi ve ticari alışkanlıkların İslami adalet çerçevesinde devam edebilmesi adına Peygamber Efendimiz şu kaideleri koymuştur;

  • Pazar yerinde kesinlikle pazar vergisi alınmayacaktır. Bu ilke pazarı cazip hale getirmiş ve vergi yükünün olmaması ile fiyatların düşürülmesi hedeflenmiştir.
  • Hiç kimse sabit bir yer edinmeyecektir. Erken gelenin istediği yerde tezgah açmasına müsaade eden bu ilke ile ticari hayatın gevşeklikten uzak ve ciddiyet içerisinde adil bir biçimde yapılması hedeflenmiştir.
  • Pazarda etkin fiyat denetiminin yapılması.
  • Serbest rekabet ortamının sağlanması. Olabildiğince üretici ile tüketicinin doğrudan buluşmasını sağlamak istenmiş bu sebeple hiçbir şehirlinin köylü adına işlem yapmasına izin verilmemiştir. Böylece serbest rekabet ortamı korunmuştur.
  • Kalite kontrol yapılmış, Alışverişlerin ölçülerek yapılması emredilmiş böylece adalet sağlanmıştır.
  • Malları satmak adına yapılan aldatıcı reklamlar, yalan yere yemin etme hoş karşılanmamış, yasaklanmıştır. “Yemin mala rağbeti artırır fakat bereketi giderir” buyrulmuştur.
  • Pazarda haram olan malların ticaretinin yapılması yasaklanmıştır.

Pazar yerinin kullanılması için pazar nizamnameleri ve düzenlemeleri bizzat Efendimiz tarafından uygulanmış ve pazar yerleri için muhtesipler atanıştır. Piyasa denetimi, peygamberimizin ilk muhtesip olarak görev yapmasının sonrasında Hz. Ömer döneminde tam teşkilatlı bir yapıya dönüşen “ Hisbe” müessesesi ile sağlanmıştır.

Hisbe Teşkilatı

Arapçada ecir, sevap tedbir anlamlarına gelen hisbe, “emr-i bil- ma’ruf nehyi ani’l münker” prensibince gerçekleştirilen genel ahlakı, kamu düzenini koruma faaliyetlerini ve bununla görevli müesseseyi ifade eder. İyiliği emretmek kötülüklerden sakındırmak gayesi ile kurulan hisbe teşkilatı ile insanları doğru yola sevk etmek, toplumun ortak değerlerini korumak amaçlanmıştır. Muhtesip olarak isimlendirilen kişiler tarafından denetlenen hisbe teşkilatının görev alanı üç başlıkta toplanır. Bunlar Allah hakları, kul hakları ve her iki yönü de bulunan haklardır. Allah haklarının korunması ibadetlerin zamanında edasını, camilerin bakımını, ibadetlerde bid’atların kaldırılması gibi dini konuları içermektedir. Kul haklarının korunması yol, su, camii, savunma sistemi, pazar yerleri, ölçü tartı aletleri ve ticaretle ilgilidir. Her iki yönü de bulunan haklar ise yetim ve dul hakları ile hayvan hakları, yolların aydınlatılması ve temizlenmesi gibi konuları içermektedir.

Not: Bu yazı İpekyolu Dergisi’nin Ocak 2019 sayısında yayınlanmıştır.

Kaynak: İpekyolu Dergisi