Emek ve Sermaye Mücadelelerinin Dini Çözümü

Muhlis Selman Sağlam

Emek ve Sermaye Mücadelelerinin Dini Çözümü: İngiltere Kilisesinden Gelen Sorulara Cevap, Eşref Efendizâde Şevketi Mehmed, Hazırlayan: Ömer Karaoğlu, Okur Akademi, 2019, İstanbul.

Şevketi Mehmed Efendi tarafından kaleme alınan bu risale, 1918 tarihinde İngiliz kilisesinin bir faaliyeti olarak dünya dinlerini ele almak üzere hazırlanacak kitaplar arasında, İslamiyet’e dair sorular içeren bir mektuba verilen cevapların derlenmiş halidir.

Avrupa’nın 18. Yy itibariyle teknik üstünlüğünü dünyaya kabul ettirmesi, diğer milletlerin bu üstünlüğü daha yakından araştırma ihtiyacını da beraberinde getirmiştir. Osmanlı özelinde bir inceleme yapıldığında bu üstünlüğün düşünce ve kültür alanında da kabul edildiği görülecektir. Dolayısıyla teknik üstünlüğünü örnek almak için yön dönülen Batı’nın, süreç içerisinde zihni yapısı ve dünya tasavvuru da, belki farkında olarak veya olmayarak, özelde Osmanlı’ya genelde ise İslam âlemine sirayet etmiştir.

Teknik ve iktisadi açıdan Osmanlı’nın Avrupa’dan geri kalmasının nedeni, bir dönem yeterince çalışmamak olarak görülmüş, emek ve sermayenin birlikte kullanılacağı topyekün bir çaba ile ancak Avrupa’nın ulaştığı seviyeye (!) ulaşılabileceği ve böylece kalkınmanın gerçekleşebileceği savunulmuştur. Şevketi Mehmed’in bu risalesini değerli kılan böyle bir dönemde bu görüşlerin aksine, farklı bir açıdan olaya bakmasıdır. Ona göre bazı kavramları kullanıldığı şekliyle doğruca almak, buna pozitif anlamlar yüklemek ve bunları hedef haline getirmek doğru olmayabilir. Başka bir ifade ile çokça kullanılan kalkınma, refah, büyüme gibi kavramların üzerine düşünülmesi gerekebilir. Eğer Avrupai bir kalkınma hedefleniyorsa, bunun bize kazandırdıkları yanında kaybettirdiklerinin de sağlıklı bir değerlendirmesinin yapılması gerekmektedir. Bu değerlendirmenin sağlıklı bir şekilde yapılabilmesi ise söz konusu dünya görüşünün İslam’ın değerleri ışığında tekrar masaya yatırılmasına bağlıdır. Yazar bu işlemin hakkıyla yapılması durumunda ontolojik ve epistemolojik farklılıkların gün yüzüne çıkacağını ifade etmektedir.

Yazarın kitapta değindiği noktalar ve yaptığı değerlendirmeler üzerine düşünüldüğünde o günün ve günümüzün tartışılan meselelerinin aslında çok da farklı olmadığı görülecektir. Bu durum risalenin önemini bir kat daha artırmakla birlikte, o günün Müslümanlarının çözüm aradığı problemlerinin aslında bugünden çok da farklı olmadığını gösterecektir.

Yazar özellikle dönemin çokça tartışılan kalkınma, refah gibi kavramları üzerinden meseleyi ele almaktadır. Ona göre, Avrupa’nın kalkınma ve refah politikaları, adalet temelli olmayan bir sistemin açıklarını kapatmaya yöneliktir. Bu bağlamda İslam’ın hüküm sürdüğü bir toplumda zaten bu tarz bir kalkınma ve refah probleminden bahsedilmeyecektir. Dolayısıyla, ana akım iktisadın olmazsa olmazı haline gelen ve Müslümanları da büyük oranda ikna etmiş büyüme, kalkınma, gelişme ve hatta teknoloji gibi büyülü kavramlar derinlemesine ele alınmalı ve soruşturulmalıdır. Bunun neticesinde kim bilir belki de bu anlamda bir kalkınma veya gelişmek bize öğretildiği şekliyle çok iyi sonuçlar doğurmamaktadır ki dünya üzerindeki servet dağılımı, yoksulluk, gelir adaletsizliği vs. incelendiğinde bunun cevabı bizzat görülecektir.

Üzerine düşünülmesi gereken kavramlar sadece yukarıda sayılanlarla sınırlı değildir. Bilakis, insanın mahiyeti, bu dünyada görevinin ne olduğu, hatta bu dünya hayatının bizzat kendisi bile yeniden düşünülmelidir. Bugün Müslümanların bu kavramları İslam’ın ana kaynaklarında tanımlandığı şekliyle durup bir incelediğini varsayalım. Sonrasında da bırakalım Batıyı, Müslüman ülkelerinde insanların söz konusu bu kavramları nasıl kabul edip de yaşadığını bir gözlemleyelim. İşte o zaman olması gereken neydi, şuanda neredeyiz daha iyi görülecektir. Ne için yaşıyoruz, ne için çalışıyoruz, ne için kazanıyoruz, çalıştığımız vakit günümüzün ne kadarını alıyor, insan eğer yeryüzünün halifesi ise şuan insan bu sorumluluğundan ne kadar uzak..? Bu soruların ve daha fazlasının cevabı o zaman kendiliğinden gün yüzüne çıkacaktır.

Yukarıda değinildiği üzere risale, ele aldığı konular itibariyle günümüze de hitap edebilmekte ve iki farklı dünya görüşü üzerine tefekkür etmek için bir vesileyi teşkil etmektedir. Risaleyi sadeleştiren ve hazırlayan Ömer Karaoğlu, bu bağlamda değerli bir çalışmayı tekrar literatüre kazandırmıştır. Eseri orijinalinden okumak isteyenler de düşünülmüş ve Karaoğlu risalenin sonuna tıpkıbasımı da ilave etmiştir.

Bu kısa ama bir o kadar değerli risaleden istifade edilmesi duasıyla..