Mutluluk Ekonomisi Ne Getirir? Ne Götürür?

Muhlis Selman Sağlam

1974 yılında Ekonomist Richard Easterlin, sonradan büyük ün kazanan “Ekonomik gelişme insanları çok geliştirir mi?” (Does Economic Growth Improve the Human Lot?) makalesini yayınladı. Birçok ülkede gayrisafi milli hasılayı esas alarak yürüttüğü araştırması sonucunda bulduğu cevap, “muhtemelen hayır” oldu. Bu makalenin gördüğü ilgi, bu konudaki araştırmaların yayılmasına ve birçok ülkede tekrarlanmasına neden oldu.

Bununla ilişkili, son zamanlarda gündemde yer etmeye başlayan, haber köşelerinde veya değerlendirme yazılarında yer bulan bir kavram var: “mutluluk ekonomisi”. Tek cümleyle söylemek gerekirse paranın mutluluk getirmediğini ve ekonomik değerlerin yüksekliğinin bir toplumun mutluluğuyla doğru orantılı olmadığını iddia eden bir ekonomi modeli bu.  Hatta gayri safi milli hasıladaki artışı merkeze alan bir değerlendirme “milli gelirin diktatörlüğü” olarak tanımlanıyor. Bu ekonomi modeli siyasilerin politikalarında da yer bulmuş durumda. Özellikle İzlanda, Yeni Zelanda ve İskoçya “Mutluluk Ekonomisi İttifakı” adı altında bir araya geldiler ve dünyayı bu ittifaka dâhil olmaya davet ediyorlar.

Bu model, kapitalist bir sınırsız büyümenin, dünya kaynaklarının sınırlı olması sebebiyle sürdürülebilir olamayacağını savunmaktadır. Buna rağmen sınırsız büyüme hedefiyle gerçekleştirilen her faaliyet doğaya, çevreye ve insanların geleceğine zarar vermektedir. Bu nedenle önerilen bazı politikalar şu şekildedir:

  • Aşırı tüketime dayalı ekonomik kirliliğinin azaltılması ve yerine bireyin mutluluğunun artırılması
  • Çalışma saatlerinin azaltılması, maaşların standartlaştırılması
  • Tüketim uyarıcısı olan reklamların görünürlüğünün azaltılması.
  • Karbon emisyonunun ekstra olarak vergilendirilmesi

Şu ana kadar değinilen başlıklar, değiştirilmek ve yerine ikame edilmek istenen sistem kulağa gayet hoş gelmektedir. Hatta burada zikredilen meselelerin çoğunun günümüz İslam iktisadı çalışmalarında bir başlık olarak yer alabileceğini söyleyebiliriz. Ancak işin kırılma noktası bundan sonra başlamaktadır.

Özellikle son dönemlerde “İzlanda Mutluluk Ekonomisine Geçiyor” “Mutluluk Ekonomisi Çözüm Olacak” gibi başlıklarla sunulan haberlerin içeriğinde yukarıda zikredilen başlıklarla beraber daha farklı başlıkları bulmak da mümkün..

Bir kaçını zikretmek gerekirse “söz konusu bu ülkelerin cinsiyet eşitliğini iç ve dış siyasetin merkezine oturtması, kadınların cinsel ve üreme özgürlüklerinin garanti altına alınması, toplumsal cinsiyet” şeklinde sıralayabiliriz.

İzlanda Başbakanı Katrin Jakobsdottir, ABD eski başkanı Kennedy’nin “Gayri safi milli hasıla, yaşamı değerli kılan şeyler dışarıda bırakılarak hesaplanır.” sözüne atıf yapmakta ve dünya liderlerini BM Sürdürülebilir Kalkınma hedefleri çerçevesinde stratejisini belirleyen mutluluk ekonomisini uygulamaya davet etmektedir. Başbakan yine bir demecinde “Çocuklarımız, ‘Gezegeni niye kurtarmadınız?’ diye sorduğunda, kapitalizmi ayakta tutmaya çalışıyorduk’ demek istemiyorum.” yorumunda bulunuyor.

Burada yazdıklarımı ve benzerlerini “mutluluk ekonomisi” adı altında internette aradığınız zaman bulabilirsiniz. Bu meseleyi iki şekilde ele almak gerekiyor. Birincisi; mutluluk ekonomisi politikalarını, şu bağlamda, eleştirmiyorum hatta umut vaat edici olarak görüyorum: Burada ifade edilen başlıklar ve şikâyet edilen meseleler nazarında meseleyi değerlendirdiğimizde Batı’nın kapitalist ekonominin insanlığın sonunu getireceğini görmeye başladığını söyleyebiliriz. Bu, insanlık adına olumlu bir gelişme. Tüketim odaklı sistemi sınırlandırmak, çevreyi korumak, insana insan olduğu için değer vermek güzel. Ancak bu modelden, insanlık için kurtarıcı olmasını beklemek tartışılır.

Mutluluk ekonomisi modeli, kapitalist bir düzenin yaşattıkları neticesinde üretilmiş yeni denebilecek bir modeldir. Öte yandan bu modelin vaat ettiklerini ve daha fazlasını İslam, asırlar öncesinden söylemiştir ve üstelik sadece Müslümanlar için değil, tüm insanlık için. Bu bağlamda ismi mutluluk ekonomisi, İslam ekonomi, doğal ekonomi vs. ne olursa olsun önemli olan bünyesinde ne barındırdığıdır.

İkinci olarak, yukarıda da değinildiği üzere özellikle mutluluk ekonomisi haber köşelerinde tanıtılırken toplumsal cinsiyet gibi başlıklar haberlerin içerisine yedirilebiliyor. Bunun üstüne bir de “Ayrıca bu ülke aynı zamanda dünyanın en mutlu 4. ülkesi.” gibi başlıklarla da okuyucuya, sende bunları yap sen de mutlu ol mesajı verildiği kanaatindeyim.

Bana katılabilirsiniz veya fazla paranoyak bulabilirsiniz ancak sonuç olarak yazımı şunu ifade ederek bitirmek istiyorum: Mutluluk ekonomisi modelinin içeriğine tamamen karşı olduğumu söylemiyorum. Bilakis kapitalist sistemin zararlarını azaltacağı oranda insanlığın iyiliğine olacaktır. Ancak bu model pazarlanırken beraberinde nelerin de sunulmak istendiği konusunda dikkatli olmakta yarar var. İkinci olarak, mutluluk ekonomisi kapitalist sistemin insanlığa yaşattıklarına bir çözüm mahiyetinde üretilmiş bir modeldir, ancak yine insan ürünüdür. Ancak bu modelin söylediklerinin çoğunu ve daha fazlasını İslam’ın ahlaki ilkeleri bünyesinde bulmak mümkündür. Bugün mutluluk ekonomisinden çok daha kapsamlı bir modeli dünyaya yeterince tanıtamıyorsak bu bizimle alakalı bir problemdir. Çözümü kendimizde arayarak başlayabiliriz.