Finansal Kiralama ve Katılım Bankacılığı

Ahmet Ulusoy

Bankaların ekonomik hayattaki etkinliği ve gücü derinleşerek artmaktadır. Bankaların asıl amacı kâr elde etmek iken, reel sektörün amacı ise uygun koşullarda finansman bularak faaliyetlerini sürdürmektir.

Dünya finans piyasaları sürekli gelişmekte, serbestleşme sayesinde sermaye daha yüksek kârlar bulduğu yerlere doğru hızla akmaktadır. Bu hızlı akış bazen amaçlananın ötesine geçmekte, ülkeleri finansal krize taşımaktadır.

Finansal kriz riskini azaltma düşüncesi alternatif fon arayışlarını gündeme getirmiştir. Bu alternatiflerden birisi de finansal kiralama (leasing) yöntemiyle işletmelere finansman imkânı sağlanmasıdır. Kısaca sat-kirala-geri al işlemiolarak adlandırılan uygulamaşirketlerin aktiflerindeki duran varlıklarını (makine, teçhizat ve donatım…) leasing şirketine (katılım bankasına) satıp tekrar kiralaması işlemidir.

6361 sayılı kanunda yapılan düzenlemelerle finansal kiralama (leasing) sektöründe yer alan firmaların faaliyet alanları genişletilmiş, reel sektör yatırımlarına ciddi bir kaynak (orta ve uzun vadeli finansman imkânı) sağlayıcı konumuna taşınmıştır.

Katılım bankaları sadece gerçek mal ve hizmet alımlarına aracılık ettikleri için finansal kiralama aslında tam anlamıyla bir katılım bankası ürünüdür.

Finansal kiralama yapmak isteyen konvansiyonel bankalar finansal kiralama için ayrı şirket kurmaları gerekirken, katılım bankaları aynı tüzel kişilik altında bu işlemi yapabilmektedir.

Katılım bankaları ve leasing şirketleri finansal kiralama ile işletmelere uzun vadeli, düşük maliyetli, esnek ödeme koşullu ve vergi avantajı olan daha uygun finansman desteği vermektedir.

Son düzenlemelerle katılım bankalarının finansal kiralama yoluyla işletmelere diğer finansman yöntemlerine (hem de klasik bankalara) göre daha avantajlı kaynak sağlayabilecekleri görülmektedir. Bu avantajları kısaca belirtelim.

Finansal kiralama ile borçlanma uzun vadeli olacağından bu durum firmanın nakit akışını da olumlu etkileyecektir.

Yapılan satış işlemi KDV’ye tabi değildir. Aynı şekilde, kira müddeti sonunda gayrimenkulün yeniden şirket aktifine girmesi de KDV’ye tabi değildir.

Finansal kiralama yapan şirket kira sözleşmesinde belirtilen kira farkını, ödedikçe gider olarak firma muhasebe kayıtlarına yansıtır (kira ödemeleri de KDV den istisnadır)

Şirketin aktifinde kayıtlı bulunan arsa, bina gibi gayrimenkul zaman içerisinde yaşanan değer artışı sebebi ile yüksek bedelle satılır. Firmanın nakit ihtiyacını gideren bu satış işleminden doğan kazanç kurumlar vergisi matrahından % 100 istisna edilmekte ve en az iki tam yıl aktifte bulundurma şartı da aranmamaktadır.

Finansal kiralama yönteminin müşteri açısından en büyük avantajı tek limit ile tüm finansman ihtiyaçlarını karşılanmasıdır. Konvansiyonel bankalarda böyle bir avantaj olmadığı gibi, katılım bankaları finansal kiralama işleminde oluşturulan limit için ayrıca teminata gerek duymayabilir. Leasing sayesinde oluşan teminat, diğer krediler için de teminat kabul edilebilir.

Katılım bankacılığında ödemeler düzenli olacağından firmanın limitlerine ve çalışma büyüklüğüne katkı sağlayacaktır. Bu olanak leasing şirketleri için söz konusu değildir.

Katılım Bankacılığı açısından finansal kiralama işlemlerinin en büyük avantajı ise sukuk ihracına yönelik alt yapı oluşturmasıdır. Katılım Bankası, finansal kiralama sayesinde ürün çeşitlemesine gider ve ürün çeşitliliği ile paralel, bankanın aktif çeşitliliği ve aktif kalitesi de artar.

Özetle; Sat-Geri Kirala işleminin gerek mali tablolar açısından gerekse işletmenin vergi yükünü hafifletmesi açısından önemli avantajları söz konusudur. Bu nedenle, sanayici ve iş adamlarının finansal kiralama yöntemini daha yaygın kullanmaları; ucuz, nakit akışını iyileştiren, kısa vadeli borçları sorun olmaktan çıkaran ve uzun vadeli finansman sağlama anlamına geleceği için çok avantaj sağlayacaktır.

Kaynak: Yeni Şafak