İslam İktisadının Meseleleri-Güncel Durum Ve Geleceğin Bir Analizi

Yüksel KELEŞ

(İslam İktisadının Meseleleri-Güncel Durum Ve Geleceğin Bir Analizi, Muhammad Akram Khan, 2018, İktisat Yayınları, 450 s.)

“İslam iktisadı” düşüncesinin külli bir şekilde inşası için yetkin fikir ve teorilerin üretilmesini teşvik etmeyi ve yeni çalışmalara zemin oluşturmayı amaçlayan iktisat Yayınları tarafından 2018 yılında yayınlanan kitabın çevirmenliğini Sercan Karadoğan yapmıştır. 450 sayfadan oluşan kitap iktisat giriş dizisinin 3. kitabı olarak piyasaya çıkmıştır. İslam iktisadı ve finansı konusunda son dönemlerde Türkçe literatüre çok sayıda güzel eser kazandıran ve bu konudaki önemli bir boşluğu dolduran İktisat Yayınlarına teşekkür ederiz.

İslam iktisadı ve finansının öncülerinden kabul edilen Khan, çok sayıda kitap, makale ve inceleme eseriyle bu alana önemli katkılarda bulunmuş birisidir. Bu eseriyle de bu alandaki tüm çalışmaların kapsamlı bir değerlendirmesini okuyucuyla buluşturuyor.

Yazarın ifadesiyle “Bu kitap İslam iktisadıyla ilgili ana akım düşünceden bir kopuş ve kendi kendini reddiye çabası” dır (s.4). Yazar, 40 yılı aşkın bir süredir içinde bulunduğu ve katkı sağladığı İslam iktisadının ayrı bir bilgi dalı olarak düşünülmesi, yazılması ve savunulması fikrinden yavaş yavaş uzaklaştığını, bu fikrin yanlış konumlandırıldığını düşünmektedir. Halihazırda ayrı bir İslam iktisadı  disiplini oluşturma hedefinin halen bir hayal ve mevcut girişimlerin bu hedefe ulaşmakta başarısız olduğunu, söz konusu yanlış konumlandırma nedeniyle de geniş ölçekte sosyal bilimcilerin ve gayrimüslimlerin bu alana katkıda bulunmalarına mani olunduğunu savunmaktadır.

Khan, bu eseriyle İslam iktisadının verili doktrinini yeniden düşünmeye ve onun temellerinin İslam’ın geniş ölçekli sosyoekonomik hedefleriyle uyumlu hale getirilmesine ihtiyaç duyulduğuna dair okurunu ikna etme çabasındadır.

Dört bölümden oluşan eserin birinci bölümünde, Müslümanların 20.yy’ın ikinci yarısında başladıkları İslamın iktisadi düşüncesini oluşturma çabalarına ve İslam iktisadının başlangıç serüvenine yer vermekte, bu alanda yapılan çalışmaları, kurulan teşkilatları ve finansal kuruluşları değerlendirmektedir.

İslam iktisadının ayrı bir sosyal bilim olarak geliştirilmesi çabalarını yetersiz bulan ve yanlış bir zeminde konumlandırıldığını düşünen Khan, bu alanda aslında sağlam bir zeminin bulunduğunu, Müslüman ekonomistlerin teoloji çerçevesinden uzaklaşıp, sosyal bilimler çerçevesini benimsemeleri durumunda mesafe alınabileceğini vurgulamaktadır.

Yine İslam iktisadının metodolojisini ele aldığı bu bölümde yazar, metodoloji konusunda İslam iktisatçıları arasında bir kafa karışıklığının olduğunu, konvansiyonel ekonominin ve metodolojisinin tümüyle reddedilmesinin ve yeni bir metodoloji benimsenmesinin doğru bir yaklaşım olmadığını iddia etmektedir. Ona göre konvansiyonel ekonomi İslam iktisadının bir karşıtı olarak konumlandırılmamalı ve kendi içinde İslam İktisatçıları tarafından incelenmeye devam edilmelidir.

Khan, bölümün sonunda şu soruyu sormaktadır; “İslami bir ekonomik sistem mi, yoksa manevi kapitalizm mi?” Bu ayrıntıları keşfetmeyi de okura bırakarak diğer bölümlerde neler olduğuna göz atalım.

İkinci bölümde Khan, İslam dünyasında üzerinde çokça tartışılan, hakkında çok eserler verilen ve İslam iktisadının temel konusu olarak görülen Riba (faiz) yasağını incelemektedir. Riba ve faiz kelimelerini özellikle birlikte kullandım. Nedeni ise Yazarın faiz ile riba kavramlarını farklı değerlendirmesi.

Tüm semavi dinlerde haram olan ribaya vurgu yaptıktan sonra Yazar, riba ve faiz kavramlarını etraflıca incelemekte, bu konudaki geleneksel ve modernist yaklaşımı tartışmaktadır. Ona göre; her faizli işlemin riba olarak tanımlanması işi içinden çıkılmaz noktaya getirmiştir. Kredi (borç) için verilen faiz, riba kapsamında iken finansman faizi dahil diğer faiz türleri bu kapsamda değerlendirilmemelidir. Bu yolu seçmek geleneksel yorumun yol açtığı bütün sorunları giderecektir. Khan, bu takdirde İslami Finans kuruluşlarına da tam anlamıyla gerek kalmayacağı sonucuna varmaktadır. Faiz ile ribayı ayıran bu  iddialı görüş, her türlü fazlalığın riba olarak kabul edildiği geleneksel riba yorumuna bir meydan okuma niteliğinde olup, geleneksel görüşün ağır bastığı İslam dünyasında birçoklarına kabul edilemez gelecektir.

Yazar, yine dikkat çekici bir tespitte bulunarak, İslamın ribayı yasaklamasına rağmen, Ne Hz. Peygamberin ne de Halifelerin riba karşıtı bir yasa çıkardığını, fıkıh kitaplarında da bugüne kadar riba yasağını çiğneyenlere karşı bir yasa ve cezalandırma bulunmadığını belirtmektedir. Bu nedenle Khan, ribanın bir kamusal kanun ya da fıkhi meseleden çok ahlaki bir sınırlama olduğu ve ahlakın konusu olduğu iddiasındadır.

Kitabın en geniş ve detaylı işlenmiş kısmı ise üçüncü bölümde ele alınan İslami bankacılık ve finans. Bu bölümde İslami bankacılık ve finansın doğuşu, felsefesi, yapısı ve kullanılan ürünler detaylı olarak ele alınıp tartışılmaktadır. Yazar, İslami finans uygulamalarının teoriden ciddi sapmalar gösterdiğini ve gelinen noktada bu kurumların konvansiyonel finansa yakınsama ile sonuçlandığını söylemektedir. O, İslami Finansın, işlemlerinde faiz temelli finansı ve piyasa faiz oranlarını esas alarak faaliyet gösterdiği, hile ve dolambaçlı yollarla aslında konvansiyonel bankacılıkla aynı sonuçlara varan bir yapıya dönüştüğü iddiasındadır. Birçoklarının da vurguladığı bu husus değerlendirilirken, hakim kapitalist düzen içinde var olma mücadelesi veren bu kuruluşların yaşadığı piyasa zorluklarının göz ardı edildiği ve bu kurumların verdiği mücadelenin yeterince anlaşılamadığı kanısındayız.

Yazarın özellikle vurguladığı noktalardan birisi de, bu kuruluşların getiri oranlarını belirlerken piyasa faiz oranlarını baz almaları. İslami finans kuruluşlarının yazarın eleştirisini dikkate alarak piyasa faiz oranlarının altında ya da üstünde belirleyeceği getiri oranları nedeniyle oluşacak arbitraj sorununun nasıl aşılacağına dair ise bir öneri sunulmamaktadır.

Yazar bu bölümde İslami Finansın ana ürünleri olarak genel kabul görmüş kar zarar ortaklığına dayalı finansı da incelemekte, uygulamada yaşanılan zorluklara başarıyla değinmektedir.

Kitabın son iki bölümü İslami sigorta (tekâfül) ve zekât bölümlerine ayrılmış. Geleneksel sigortanın İslami açıdan yasaklanma gerekçelerini ve tekâfül uygulamasının dayandığı esaslara vurgu yapılan sigorta bölümünde, uygulamada yaşanılan sorunlar ve gelinen nokta şu ifade ile özetlenmiş;“ Tekâfül şirketini, Arapça adı dışında konvansiyonel sigorta şirketiyle karşılaştırdığımızda işinin özünde çok fazla fark bulunmamaktadır.” (S.376)

Zekât bölümünde ise geleneksel zekât yorumu ve hesaplama teknikleri değerlendirilirken, geleneksel yorumun zekat gelirlerinin ve fonunun artmasına bir engel teşkil ettiği tespitinde bulunmakta, kendi  önerdiği usul ve hesaplamalarla zekat gelirlerinde ve dolayısıyla yoksullukla mücadelede daha başarılı sonuçlar alınacağını örnek hesaplamalar üzerinden göstermektedir.

İslam iktisadı meselelerine eleştirel bir bakış açısı ile yaklaşan yazar, bu alandaki meselelere iddialı önerileri ile de dikkatleri çekmektedir. Yazarın bu alandaki bilgi birikimi ve tecrübesi eserinde kendini her bölümde hissettirmektedir. Konuları geniş bir yelpazeden değerlendirmesi, yapılan detaylı analiz ve eleştiriler ile farklı görüşleri tartıştırma ve özgün fikirler ortaya koyma adına son derece zengin bir çalışma olduğunu söylemeliyim.

Üzüldüğümüz bir noktayı da burada belirtmeden geçemeyeceğim. Geniş bir literatür ve kaynakçaya sahip olan eserde ülkemizden sadece Mehmet Asutay ve Murat Çizakça’ya atıfta bulunulması ve bu alanda çok değerli katkıları ve görüşleri olan alimlerimizin yer bulamaması yazarın mı, bizim mi eksikliğimiz onu da takdirinize bırakıyorum.

Genel hatlarıyla özetlemeye çalıştığımız bu kitabı alana ilgi duyan herkesin mutlaka okumasını ve kütüphanelerine kazandırmasını öneririm.