Paranın Dijitalleşme Sürecine İslâmî Bir Bakış

Seracettin YILDIZ
DİB Din İşleri Yüksek Kurulu Uzmanı

Son yüzyılda dünyada ve ülkemizde peş peşe büyük ekonomik krizler yaşanmış ve etkileri uzun süre devam etmiştir. Büyük Buhran (1929), Kara Pazartesi (1987), 5 Nisan Kararları (1994), Asya Mali Krizi (1997), Türkiye Ekonomik Krizi (2001), Küresel Ekonomik Kriz (2008-2012) bunların belli başlı olanlarıdır. Alanın uzmanları, gerekli önlemlerin alınmaması halinde bu krizlerin devam edeceğini ifade etmektedirler. İsimlendirmeler farklı olsa da bu krizler dikkatli bir şekilde incelendiğinde sebeplerin iki noktada toplandığı görülmektedir; para ve sanallaşma.

İnsanlık tarihinde ortaya çıkışından itibaren büyük bir değişim geçiren para, bugün devletlerin ekonomik politika araçlarının temel bir unsuru haline gelmiştir. Hâne halkı fertlerinden başlayarak toplumun her kesimi, merkez bankalarının parayla ilgili yorumlarını dikkatle takip etmekte, bu kararların sonuçları sadece bankaları değil, esnaf, sanayici ve çiftçilerin bile yatırım ve üretim kararlarını etkilemektedir. Öte yandan, hayatın her alanında görülen sanallaşma ekonomik alanda da üst düzeyde hissedilmekte, özellikle para ve para piyasalarında yapılan işlemler somuttan soyuta doğru hızlı bir dönüşüm sergilemektedir. Bu dönüşümü daha iyi anlayabilmek için paranın tarihi gelişimine kısaca değinmek gerekir.

Paranın ortaya çıkışı, hangi aşamalardan geçtiği, para olabilmenin ölçüleri vb. soruların cevaplandırılmasında iktisatta çeşitli teoriler ortaya çıkmış, her teori kendi bakış açısına göre parayı tanımlamıştır. Bu tanımları kısaca zikredecek olursak: Para, devletçe bastırılan, üzerinde değeri yazılı kâğıt veya metalden ödeme aracı olan;1 paranın fonksiyonlarını (değişim aracı, hesap ve değer birimi, tasarruf ve iktisat politikası aracı olma) îfâ eden;2 genel olarak bütün ödeme araçlarını ifade eden3 bir mübadele aracıdır.

Para Öncesi Dönem (Trampa Dönemi)

İnsanın birçok ihtiyaçlarının olması ve bu ihtiyaçlarını tek başına karşılayamaması onun bir toplum içinde yaşamasını gerektirir. İnsanlar, yaşadıkları toplum içinde ihtiyaçlarını karşılayabilmek için ilk zamanlarda ellerindeki şeyleri karşılıklı değişim (trampa) yoluna gitmişlerdir. Örneğin elinde buğday olup et ihtiyacı olan kişi, elinde et bulunan ama aynı zamanda da buğday ihtiyacı olan birini bulup değişim yapmak zorundaydı. Zamanla ihtiyaç duyulan mal ve hizmetlerin çoğalması trampa usulünde çeşitli zorluklar (malın bölünememesi, arzu uyuşmazlığı, değer takdiri vb.) meydana getirmiştir.

Para Dönemi

Ölçek Para (Mal Para)

İnsanlar, trampa usulünün meydana getirdiği zorlukları aşmak ve değişimin daha kolay olması için “ölçek para” kavramı ve bunun için ortak mallar (tuz, tütün, buğday vb.) oluşturmuşlardır. Ölçek para, bir malın ya da eşyanın kıymetini esas alarak, diğer mal ve hizmetlerin değerini bu ortak ölçü birimi cinsinden anlatma esasına dayanır. Ölçek para sadece değer ölçme görevini yapmıştır.

“Mal para” olarak da adlandırılan bu sistem, para için atılan ilk adım olarak kabul edilmektedir. Mübadele aracı kabul edilen ve reel değeri ile mübadele değeri arasında uygunluk bulunan mal para, tarafların arzularındaki uyuşmazlığı ortadan kaldırsa da trampa usulünün bütün sakıncalarını giderememiştir. En önemlisi, mal para olarak belirlenen mallar bölgelere göre farklılık göstermiş, bu sebeple bütün toplumlarda herkes tarafından kabul edilecek daha üst bir değişim aracına ihtiyaç duyulmuştur.

Kolay taşınabilmesi, bölünebilirliği ve en önemlisi de bütün insanlar tarafından benimsenmesi sonucunda altın ve gümüş, para olarak kullanılmaya başlanmıştır. Reel değeriyle mübadele değeri arasında uygunluk bulunduğu için bu iki metal de “mal para” kısmına girmektedirler. Önce gümüş ardından da altın, para olarak kullanılmamaya başlanmış ve kâğıt para sistemine geçilmiştir. Kâğıt para dönemi kendi içinde iki kısma

ayrılmaktadır. Birincisi kâğıt paranın altın ve gümüşü temsil ettiği (temsilî para), ikincisiyse kâğıt paranın, değerini sadece devletten aldığı (itibarî para) dönemdir.

Temsilî Kâğıt Para

Kendi öz kıymeti, temsil ettiği satın alma gücüne eşit olmayan ancak böyle bir parayı temsil eden mübadele vasıtalarına temsilî para denilir. Önce gümüşün sürekli olarak değer kaybetmesi ve istikrarsızlaşması, ardından birinci dünya savaşında piyasadan altınların çekilmesi sonucunda ülkeler kâğıt para sistemine geçmek zorunda kalmışlardır. Bu paralar, devletlerin kasasında bulunan altınları temsil etmekte, yani tek başlarına bir değer ifade etmemekteydiler. Kısa bir süre yürürlükte kalan temsilî kâğıt para dönemi, kâğıt paraların karşılığında yeterli altının bulunmaması sebebiyle terk edilmiş ve itibarî kâğıt para sistemine geçilmiştir.

İtibarî Kâğıt Para

Bazı eski medeniyetlerde kâğıt para kullanılmışsa da son yüzyılda önemli değişikliğe uğramış ve daha önce değerli madenlerle değiştirilebilen kâğıt paralar yerini itibarî kâğıt paralara bırakmıştır. Günümüzde sadece merkez bankaları tarafından çıkartılan itibarî paralar, satın alma gücünü yapıldığı maddeden almamakta, sadece devletin tanımladığı itibarî değeri ifade eden nominal değeri üzerinden işlem görmektedirler.

Banka Parası (Kaydî Para)

Çeke veya kredi kartına tabi olup vadesiz banka hesaplarında bulunan paraya banka parası denilmektedir. Mûdilerin hesaplarına borç olarak kaydedildiği için kaydî para da denilmektedir. Kaydî para, modern bankacılık sisteminin kurulmasıyla ortaya çıkmış bir para türüdür. Merkez bankası tarafından belirlenen zorunlu karşılık oranına göre bankalar kaydî para üretebilmektedirler. Zorunlu karşılık oranının yüksek veya düşük oluşuna göre az veya çok para üretebilmektedirler. Dolayısıyla kaydî para, bankacılık sisteminde kısmî rezerv sisteminin uygulanmasıyla ortaya çıkmıştır. Kaydî paranın daha iyi anlaşılması için uygulamayı bir örnekle anlatmak gerekir:

Paraya ihtiyacı olan A kişisi X bankasına gidip 100.000 TL kredi çeker. Bu kişi, parayı fizikî olarak almaksızın borçlu olduğu kişinin Z bankasındaki hesabına nakleder. Z bankası bu paranın %10’unu zorunlu olarak Merkez Bankasının ilgili hesabına aktarır. Geriye

kalan 90.000 TL’yi bir başka kredi isteyen B kişisine verir. Bu kişi de parayı X bankasının hesabına nakleder. İşlem bu şekilde devam eder. Şayet Merkez Bankası zorunlu rezerv sistemini uygulamasaydı bankalar sınırsız bir şekilde kaydî para üretebilecekti. Ancak zorunlu rezerv sebebiyle belli bir miktarda sabitlenmektedir. Örnekteki 100.000 TL bu şekilde 1.000.000’e dönüşmekte ve banka 900.000 TL para üretme imkanına sahip olmaktadır. Banka, herkesin aynı anda parasını çekmeyeceğini varsayarak bu şekilde çalışmaktadır. Şayet bütün mûdiler parasını aynı anda istese banka bu isteklere cevap veremez.

Kredi kartları ve diğer elektronik ödeme sitemlerinin ortaya çıkması nakit para dolaşımını oldukça kısıtlamıştır. Nakit para kullanımının azalması, paranın bankacılık sistemi içinde kalması, bu da bankaların daha çok kaydî para üretmesi demektir.4

Kripto Para-Dijital Para

Kriptografik/şifreli olarak güvenli işlem yapmaya ve ek sanal para arzına olanak sağlayan dijital değerlere kripto para denir. Kripto paralar, diğer para sistemlerinin aksine merkezî olmayan yapıdadırlar. Merkezî olmayan bu yapının kontrolü Blok-Zincir (BlockChain) işlem veri tabanları tarafından gerçekleştirilir. BlokZincir, kripto para transfer işlemlerini içeren dijital küresel bir hesap defteri olup yapılan bütün işlemler bu deftere işlenmektedir.

Ülkelerin ihraç ettikleri dolaşımdaki banknot kâğıt paralar itibarî paralar olup, onları ihraç eden, denetleyen, düzenleyen bir otoritenin güvencesi altındadırlar. Buna karşılık, sanal kripto paralara olan güven, sanal para ihraç ve dolaşım sistemine ve sistem kullanıcılarının çoğunluğunun yanlış yapmayacağına olan inanç ile sağlanmaktadır.

Kripto paralar, bilgisayarlar vasıtasıyla madenci denilen kişiler tarafından üretilmektedirler. Bu madenciler aynı zamanda sistemin devamlılığını sağlayacak işlemleri yapmakta, çalışmalarının karşılığı olarak da belli bir miktar kripto parayla ödüllendirilmektedirler. Madenci olmayanlar da sanal cüzdanlar vasıtasıyla kripto para borsalarından satın alabilirler.

Birkaç ülke (bunlarda da henüz tam para olarak kabul edilmemiştir) haricinde diğer ülkelerin bir kısmı yasaklama yoluna giderek, çoğunluğuysa mesafeli davranarak kripto paraları resmî olarak kabullenmemişlerdir.

Nitekim ülkemizde de BDDK konuyla ilgili bir duyuru yayınlamış ve yaşanabilecek olumsuzlara karşı vatandaşları uyarmıştır.5 Dolayısıyla kripto para işlemlerinde bir mağduriyet oluşması durumunda hiçbir ülkede yasal muhatap bulunmamaktadır.

Kripto paraların bazı avantajları zikredilmektedir. Ancak avantaj olarak zikredilen hususların çoğu aynı zamanda dezavantaj olabilmektedir. Bunların belli başlı olanlarını zikredecek olursak;

  • Sistem insanlara özgürlük vaad etmektedir. Ancak bu özgürlüğün sınırı bulunmamakta, sisteme kimse müdahale edememektedir. Bu sebeple kripto paralar çoğunlukla yasal olmayan işlemlerde kullanılmakta ve kara para aklanmasında en çok tercih edilen yöntemlerin başında gelmektedir.
  • Sistemin takip edilemeyişi sebebiyle yanlışlıkla yollanan paraların geri getirilmesi mümkün değildir. Yasal muhatap bulunmaması sebebiyle mağdur olan kişilerin başvurabileceği bir kişi veya kurum bulunmamaktadır.
  • Kripto paraların muhafaza edilmesi ve transferleri sanal cüzdanlar vasıtasıyla yapılmakta ve bu cüzdanlar şifre ile korunmaktadır. Kişinin şifreyi kimseyle paylaşmaması esastır. Ancak şifre kaybedildiğinde veya kişi şifreyi kimseyle paylaşmadan öldüğünde sistemdeki paralar âtıl vaziyette kalmaktadır. Üretilecek toplam para sayısı belirli ve tekrar üretmek mümkün olmadığı için, gün geçtikçe piyasada dönen para sayısı azalacak ve bu da kripto paraların aşırı değerlenmesine sebep olacaktır. Nitekim hali hazırda da kripto paralar aşırı yükselip düşmektedir. Dolayısıyla bir parada bulunması gereken en önemli özellik olan istikrar, kripto paralarda bulunmamaktadır.

Paranın tarihsel gelişimine bakıldığında, somutluktan soyutluğa doğru bir gidişin olduğu açıkça görülmektedir. Zira ilk paralar olan mal paralarda mal özelliği bulunurken, temsilî paralarda en azından kâğıt paranın arkasında bir mal bulunmaktaydı. Ancak itibarî para sistemine geçişle birlikte değerin tamamen soyutlaştığı, kaydî para sistemiyle birlikte soyut değere sahip olan kâğıt paraların dahi ortadan kalktığı görülmektedir. En son kripto paraların ortaya çıkışıyla birlikte devletler ve bankalar tarafından sağlanan değer tamamen ortadan kalkmakta ve çağımızın getirdiği sınırları olmayan özgürlük, kripto paralarda kendini açıkça hissettirmektedir.

Dijital Para Sistemine İslâmî Bakış

Paranın gelişim süreci Batı’da ve İslâm dünyasında genelde paralel bir çizgide seyretmiştir. Ancak faizin haramlığı konusunda hıristiyanlıktaki dönüşüm ve kırılma müslüman toplumlarda gerçekleşmemiştir. Ayrıca konuyla ilgili hadislerin6 bulunması sebebiyle parasal işlemlerdeki peşinlik şartına sıkı bir şekilde riayet edilmiş, bunun sonucunda para piyasalarında yer alan birçok işleme cevaz verilmemiştir. İki yaklaşım arasındaki derin farklar sebebiyle para piyasaları Batı’da oldukça gelişmiş, fakat bu gelişme beraberinde büyük bir sanallaşmayı da getirmiştir. Nitekim emtia piyasalarında gerçek teslimle sonuçlanan işlemlerin oranı sadece %3 iken devasa büyüklüğe ulaşan Forex piyasasında ise hiçbir işlem teslimatla sonuçlanmamaktadır. Bu durum, temeli reel işlemlere dayanan doğal bir ekonomi modelini sunan İslâm iktisadının ana ilkeleriyle uyuşmamaktadır.

Kripto para sisteminin henüz tam bir şekilde bilinmemesi, daha çok gayri meşru alanlarda kullanılması ve ortaya çıkabilecek sorunlarda muhatap olunacak yetkili bir mercînin bulunmaması sebebiyle çağdaş fıkıhçıların ve fetva heyetlerinin konuyla ilgili yaklaşımı olumlu değildir. Nitekim Din İşleri Yüksek Kurulu tarafından yayınlanan fetvada da bu tutum açıkça görülmektedir:

“Kullanıcılar arasında değişim ya da kıymet ölçüsü olarak genel kabul gören, kaynağı itibariyle kullanıcılara güven veren her türlü paranın kullanımı caizdir. Bu noktada önemli olan husus, para olarak bilinen değişim aracının kendi özünde yani üretim şeklinde, sürüm aşamalarında ve muhataplık niteliğinde büyük belirsizlik (garar) içerip içermemesi, bir aldatma (tağrir) aracı olarak kullanılıp kullanılmaması ve belli bir kesimin haksız ve sebepsiz zenginleşmesine vesile olupolmamasıdır. Son yıllarda ortaya çıkan ve birçok çeşidi bulunan, dijital kripto paralardan her birini kullanmanın hükmünü yukarıdaki genel ilkeler doğrultusunda değerlendirmek gerekir. Buna göre kendi özünde ciddi belirsizlikler taşıyan, aldanma ve aldatma riski ileri düzeyde olan, dolayısıyla herhangi bir güvencesi bulunmayan ve kamuoyunda saadet zinciri olarak bilinen uygulamalar gibi belirli kesimlerin haksız ve sebepsiz zenginleşmesine yol açan dijital kripto paraların kullanımı caiz değildir.” 7

Fetvanın girişinde yer alan tanım, kripto paraların da gerekli şartları (genel değişim aracı, kıymet ölçüsü ve kullanıcılara güven verici olması) taşıması halinde para olarak kabul edilebileceklerinin işaretini vermektedir. Ancak devamında sayılan olumsuzlukları taşımaları sebebiyle şu an için sedd-i zerâi ilkesi çerçevesinde cevaz verilmemiştir. Dolayısıyla, bu olumsuzluklar ortadan kaldırıldığında ve ilgili şartları taşımaları halinde bunlar da para olarak kabul edilebilir. Nitekim DİYK, konunun yeni ve bu alandaki değişimlerin devam ediyor oluşunu göz önünde bulundurarak kripto paralar hakkında nihaî bir karar almamış, ortaya çıkacak yenilikler ve yapılacak düzenlemelere göre değiştirilebilecek bir fetva metni oluşturmuştur. Dolayısıyla tartışmaya konu olan husus, kripto paraların özellikleri ve işlevleridir.

Kripto paralarla ilgili olumsuz tavır takınan fıkıhçılara ve fetva heyetlerine, müslümanların bu alanda da geri kalmalarına sebep olunduğu şeklinde eleştiriler yöneltilmektedir. Ancak yukarıda da ifade edildiği üzere bu konuda cevaz verilmeyen husus, bugün kripto paraların ortaya çıkardığı olumsuzluklar ve gelecekte bunların daha da büyüyeceği korkusudur. Dolayısıyla bu olumsuzluklar ortadan kaldırılırsa bu olumsuz tavır da kendiliğinden ortadan kalkacaktır. Öte yandan kripto paraların dayandığı sistem olan BlockChain, sadece ekonomik alanda değil, diğer birçok alanda da insanlık için faydalı işlerde kullanılacak bir kapasiteye sahiptir. Devlet ve özel sektörün, çalışmalarını bu alanda yoğunlaştırması ve zaman kaybetmemesi elzemdir.

Kaynak: Diyanet İşleri Başkanlığı