İslam İktisadının Fıkhi İlkeleri

İslam İktisadının Fıkhi İlkeleri; S. M. Hasanuzzaman; Çev: Hamdi Çilingir; İktisat Yayınları; 2017; 74 s.

Hasanuzzaman’ın kaleme aldığı İslam İktisadının Fıkhi İlkeleri kitabı çevirisini Hamdi Çilingir’in yapmasıyla İktisat Düşünce Dizisi’nin ilk kitabı olarak İktisat Yayınları’ndan çıkmıştır.

Pakistanlı bir araştırmacı olan Hasanuzzaman, İslam iktisadı ve finansının farklı yönleri üzerine araştırmalar yapmaktadır. Zaman’ın İslam iktisadı üzerine yazdığı bir dizi araştırma makalesi vardır.

Hamdi Çilingir İslam Hukuku alanında doktorasını tamamlamış olup, klasik fıkıh metinleri, vakıf hukuku ve tarihi, modernleşme dönemi Osmanlı hukuk düşüncesi gibi konularda araştırmalarını sürdürmeye devam etmektedir.

Osmanlı’nın son dönemlerinde medeni hukuk alanında yeni bir kanuna ihtiyaç hissedildiği zaman bu ihtiyacın Batı menşeli bir kanun yoluyla mı yoksa İslam medeniyet mirasından damıtılacak bir kanun inşa süreciyle mi giderileceği konusunda derin tartışmalar olmuştur. Nitekim bu sürecin sonucunda fıkhi hükümlere dayanan bir Mecelle inşa edilmiştir.

Yaklaşık bir buçuk asır sonra bugün Müslümanlar bu soruyla yine karşı karşıyadır. Modern hayatın müdahil olduğu her alanda gelenek-modern çatışmasını ruhunun derinliklerinde hisseden Müslümanlar iktisat alanında da modern, kapitalist bir iktisat anlayışına alternatif, İslam medeniyeti temelleri üzerine inşa edilmiş bir iktisat anlayışını nasıl temin etmesi gerektiğinin cevabını verememektedir.

Bu eser İslam iktisadı perspektifinden külli kaidelere eğilmekte ve söz konusu külli kaideleri iktisadi esaslara göre tahlil etmeye ve yorumlamaya çalışmaktadır.

Yazara göre bugüne kadar Mecellede de yer alan külli kaideler ibadet veya insan ilişkiler alanlarında hüküm çıkarmak için kullanılmıştır. Buna karşın bu hükümler ile günümüz Müslümanlarının yaşadığı iktisadi gerilimler arasında bir bağlantı yolu kurul(a)mamıştır. Bu eser bu alandaki boşluğu bir nebze de olsa doldurabilmek, bundan daha önemlisi bu çalışma ile gelecek benzer çalışmalara öncü olmak açısından önemlidir.

Yazar tarafından, eserin hacminin sınırlılığından dolayı, Mecelle’de geçen genel kaidelerin tamamına yer verilmemiş olsa da, kitabın mevcut hali diğer kaidelere yaklaşım tazı bağlamında örnek teşkil etmektedir.

Eserin içindekiler bölümünden, öncelikle iktisadın farklı alanlarıyla ilgili olup Mecelle’de yer alan genel kaidelerden ilkeler çıkartıldığı anlaşılmaktadır. Çıkarılan bu ilkeler kitap içerisinde her biri bir bölüm olacak şekilde ayrılmıştır. Bu ayrıma gidilmesi, okuyucu açısından okuma kolaylığı sağlamıştır. Ayrıca ilkelerin konulara göre tasnif edilmesi, eserin, konu bütünlüğünü koruyarak ilerlemesini sağlamıştır.

Yazar tarafından yapılan ayrıma göre ilkeler şu şekilde gruplandırılmıştır:

  • Niyet ve Fille İlgili İlkeler
  • Şüphe ve Keskinliğe Dair İlkeler
  • Zararı Gidermeye Yönelik İlkeler
  • Kolaylaştırma İlkeleri
  • Alışverişe Dair İlkeler
  • Nimet- Külfet Dengesi İle İlgili İlkeler
  • Kamu Menfaatine Karşılık Devletin Takdir Yetkisi İle İlgili İlkeler
  • Örf ve Âdetin Rolüne Dair İlkeler
  • Aldatmanın Cezasına Yönelik İlkeler
  • İlkelerin Kullanımında Gözetilmesi Gereken Sınırlar

Her bölümde öncelikle konu bağlamında, varsa ayet ve hadisler paylaşılmış, sonrasında Mecelle’de yer alan ilgili ilkelere yer verilmiştir. Mecelle’de yer alan bu ilkeler Osmanlıca aslına müdahale edilmeden, orijinal metni ile paylaşılmış, kitabın sonunda yer alan notlar bölümünde ise günümüz Tükçesi ile bu ilkelerin açıklaması verilmiştir.

Mecelle’nin fıkıh temelli bir hukuk metni olması münasebetiyle, kitapta yer alan her bölümün başında yer verilen ilkeler, bölümün devamında da fıkıh metinlerinden ağırlıklı referanslarla desteklenerek açıklanmıştır. Bu durumda özellikle günümüz Müslümanlarının, başta belirtilen, yaşadıkları iktisadi gerilime sebep olan problemlere bir türlü gelinememektedir. Bu durum esasında kitabın değil ama günümüz fıkıh çalışmalarının yaşadığı bir problemdir.

Günümüzde İslam iktisadı çalışmalarında izlenen yöntem genellikle şu şekildedir. Öncelikle klasik kaynaklarda yer alan bâb’lardan iktisat ile alakalı olan başlıklar seçilir. Nitekim bu eserde de görüldüğü üzere bölüm başlığı olarak seçilen kavramların hepsi klasik kaynak metinlerinde de görebileceğimiz kavramlardır. Buraya kadar olan bölümde bir problem yoktur. Ancak bölüm başlıkları belirlendikten sonra ilgili bölümlerin, o kavramlar hakkında klasik metinlerde yer alan tartışmalarla açıklanması ve yine klasik dönemden örneklerin verilmesi bugün tamamen başka bir iktisadi düzlemde, bambaşka problemlerle yüz yüze olan Müslümanların yaşadıkları bu gerilime çözüm üretmelerini zorlaştırmaktadır.

Tekrar belirtmekte fayda var ki bu bahsedilen problem, Hasanuzzaman’ın eserine özgü olmayıp fıkıh çalışmalarının günümüz Müslümanlarının yaşadığı gerilime çare olmakta yetersiz kalmasından dolayıdır. Burada fıkıh çalışmalarından kastın, fıkhın bizzat ilim olarak kendisi olmadığını belirtmekte fayda var.

Öte yandan eserin amacının, başlığından da anlaşılacağı üzere, İslam’ın fıkhi ilkelerini iktisat bağlamında açığa çıkarmak olduğunu görüyoruz. Dolayısıyla eserin pratiğe dönük bir model önerme iddiası yoktur. Nitekim İslam iktisadı özelinde temel ilkeler bazında yapılan çalışmalar en az, bir model önerisi bulunan çalışmalar kadar değerlidir.

Kitabın temel ilkeler üzerine kurulu bir yapı teşkil etmesi, bir bakıma bu ilkelerin bir yapının omurgası fonksiyonu gördüğünü ifade etmektedir. Dolayısıyla bağlamına göre pratikte değişiklikler olma ihtimali her zaman geçerliyken bahsi geçen ilkeler temel dayanak noktasını teşkil etmektedir. Başka bir ifadeyle bu alanda yapılan çalışmalar bir pergele benzetilecek olursa, pergelin sabit olan bir ayağı temel ilkeleri temsil etmektedir. Yazarın, kitabın son bölümünü “ilkelerin kullanılmasında gözetilmesi gereken sınırlar”a ayırması, bu konuya verdiği önemin bir göstergesidir. Ayrıca bu bölüm kitap boyunca temel ilkelerin açığa çıkarılmasından sonra, bu ilkeler için, bir nevi kullanma kılavuzu niteliği taşımaktadır.

Bu minvalde son bölümün biraz daha uzun ve detaylı tutulması okuyucu açısından ve konunun önemine işaret etmesi bakımından tercih edilebilirdi.

Sonuç olarak eser İslam iktisadı çalışmalarının geliştiği bir dönemde fıkhi ilkelere dikkat çekmesi ve Osmanlı son dönemi mirasımız olan Mecelle üzerinden, bu mirastan nasıl faydalanabileceğimiz sorusu ve sorununa bir teklif sunması ve gelecek çalışmalar için örnek teşkil etmesi bakımından değerli bir yere sahiptir. Ancak sadece fıkhi meseleler üzerinden İslam iktisadı ilkeleri belirlemek günümüzde Müslümanların yaşadığı gerilimlere çözüm üretmesi açısından yeterli değildir. Özellikle, sonucunda finans alanında günümüz Müslümanlarının cevap bulmakta zorlandığı sorulara cevap üretebilecek bir fıkıh metodolojisi ihya süreci önemlidir.