‘İslami Derecelendirme Kuruluşu’ kurmanın tam zamanı

Ahmet Ulusoy

Kredi derecelendirme kuruluşları varlıklarını 1900’lü yıllardan itibaren hissettirmeye başlamışlardır.

Rekabet ortamından uzak, şeffaf olmayan ve oligopolistik bir piyasada faaliyette bulunan bu kuruluşlar, özel sektörün ve devletlerin borçlarını geri ödeyebilme kapasitesini değerlendirmektedir.

Bu sayede yatırımcılar risk-getiri oranlarını ayarlayabilmekte, borçlular da kendilerine uluslararası piyasada yer bulabilmekteler.

Kısacası yatırımcılar karar verirken kullandığı temel ölçütlerden biri olan kredi derecelendirme (rating) notları, uluslararası piyasalarda yatırımcıların borçluyu tanımasına ve borçlanmak isteyen tarafın da kendi riskine uygun maliyetlerle borçlanabilmesine imkân tanımaktadır.

**

Son dönemlerde kredi derecelendirme kuruluşları tartışılmakta, etkin çalışmadıkları ve verdikleri notlar açısından masum olmadıklarınoktasında eleştirilmektedirler.

Adları birçok skandalla anılan bu kuruluşlar 2001’de Enron, 2002’de Worldcom ve 2003’te Parmalat şirketlerine iflaslarından önce oldukça yüksek notlar vermişledir.

Diğer yandan birçok siyasi ve ekonomik krizi öngöremeyen bu kuruluşlar yaşanan krizlerin hemen başında hızlı not indirimlerine giderek krizleri ateşlemiş, adeta yangına körükle yürümüştür.

Örneğin: Asya Krizi’nde BBB olan Endonezya notunun CCC’ye, 1998 Rusya Krizi’nde BB- olan Rusya notunun CCC-‘ye ve 1994 Krizi’nde BBB olan Türkiye notunun B’ye düşürmesi (3 ayda 12 kez not düşürülmüş) son derece hızlı ve kısa sürede olmuştur.

Üstelik not indirimleri ülkelerin mali ve ekonomik göstergelerinde önemli bir değişiklik olmadan yapılmıştır.

Eleştirileri haklı kılan yakın tarihteki en bariz örnek 2007 Global Finansal Krizi’nde yaşanmıştır. CDO gibi mortgage’a dayalı türev ürünlere oldukça yüksek not veren kredi derecelendirme kuruluşları yaşanan krizi öngörememiş ve kriz sonrasında bu menkul kıymetlerin notunu çöp (junk) statüsüne indirmiştir.

Açıkçası kredi derecelendirme kuruluşlarının tarihsel süreçte not değerlendirmelerinde ne denli aceleci ve hatalı olduğunu gösteren yüzlerce örnek bulmak mümkün.

**

Derecelendirme yanlışının son örneği ise geçtiğimiz günlerde Türkiye’de yaşanmıştır.

Ülkemizde 15 Temmuz hain darbe girişimi sonrası politik risk minimize edilmişken (hiçbir dönemde olmadığı kadar siyasi partiler arasında işbirliği sağlanmışken), ekonomik ve finansal risk de bulunmuyorken (finansal piyasalar ve reel sektör kısa sürede toparlanıyor ve ülkenin makroekonomik göstergeleri olumlu iken) Standard & Poor’s aceleci davranmış ve Türkiye’nin notunu BB+’dan BB’ye düşürmüştür.

Bu kararın ardından TL değer kaybedip kurlar aşırı yükselmesine (dolar kuru 3.09 seviyesine çıkmış) rağmen, kısa sürede tekrar eski seviyelerine dönmüştür (2.95).

Daha sonra Fitch’in de görünümü durağandan negatife çevirme hamlesi gelmiştir.

**

Ülkeler ve özel sektörler yangına benzin döken geleneksel derecelendirme kuruluşlarının notlarından olumsuz anlamda etkileniyor iken, akla “dünya sadece geleneksel rating kurumlarına mahkum mudur” sorusu gelmektedir.

Cevap elbette hayırdır.

Oldukça büyük nüfusa, zengin doğal kaynağa ve gelişmiş finansal varlıklara (sukuk-faizsiz borçlanma senedi-gibi) sahip İslam dünyasının “İslami Derecelendirme Kuruluşu” geliştirmesinin zamanı gelmiştir.

Nitekim çeşitli ülkelerde (mesela Malezya’da RAM) birkaç İslami derecelendirme kuruluşu olsa da ülkemiz ve hatta dünya bunun eksikliğini büyük ölçüde yaşamaktadır.

**

Son yıllarda hızla gelişen İslami finansın ve özelde ise sukuk piyasasının önündeki en büyük engellerden birisi derecelendirme sorunu ve arz yetersizliğidir.

S&P ve Moody’s gibi öncü derecelendirme kuruluşları (dünyadaki rating işlemlerinin yüzde 80’ini bu iki kuruluş yapmaktadır) sukuku derecelendirirken hala geleneksel (İslami olmayan) yöntemleri kullanmakta ve sukuka düşük notlar vermektedir. Bu durum söz konusu finansal aracın talebini kısıtlamakta, İslami finansın gelişim potansiyelini engellemektedir.

Devlet sukuku ihraçlarını arttırarak finansman kaynaklarını çeşitlendirmenin ve Türkiye’nin finans piyasası bilgi ve tecrübesini kullanarak iyi işleyen bir İslami kredi derecelendirme kuruluşu kurmanın zamanı gelmiştir.

**

Özetle, yeni ve hızlı gelişen İslami finans piyasasında güçlü bir aktör olma, hatta İstanbul’u bir finans merkezi haline getirme hedefi olan Türkiye’nin ilk akredite olmuş bir “İslami derecelendirme kuruluşlarından” birini organize-teşvik etme fırsatını kaçırmaması gerekir.

Bu kurum ülkelerin siyasi yönlendirmelerinden soyutlanmış, objektif kriterlere göre karar veren, özerk bir yapıda ve görüntüde olmalı.

Bu girişimi Katar, Bahreyn, Malezya, Endonezya, Pakistan ve diğer (D8 kapsamı da düşünülebilir) Müslüman ülkelerle birlikte yapabilmek ise işin kreması tabii ki.

Kaynak: Yeni Şafak