İSEFAM’ın Son Yaşanan Ekonomik Gelişmeler Üzerine Önerileri

Hepimizin malumu olduğu üzere ülkemiz son günlerde ekonomik bir baskı ve saldırı altındadır.Yaşanan krizler, zorluklar aynı zamanda beraberinde alternatif arayışlar, farklı bakış açıları ve birçok fırsatlar da sunmaktadır. Bu nedenle İslam ekonomisinin, içinde bulunduğumuz durumda çok daha iyi anlaşılması gerektiğini ve söyleyecek güçlü bir sözünün olduğunu düşünüyoruz. Türkiye’de İslam ekonomisi ve finansı alanında çalışmalarını sürdüren Merkezimizin de kendi uzmanlık alanımıza yönelik önerilerini kamuoyu ile paylaşmayı bir sorumluluk olarak görüyoruz. Önerilerimiz maddeler
halinde aşağıda sıralanmıştır.

1) İslam ekonomisi sadece finans kuruluşlarından oluşmamakta, bir sistem anlayışı sunmaktadır.Bu anlamda, işçinin hakkı, israfın yasak oluşu, çevre ve doğal kaynakların insanlara emanet olduğu bilinci ile tüketilmesi gibi finans dışındaki konularda da hem teorik hem de pratik çalışmalara ağırlık verilmelidir. Bu konularda toplumda farkındalık oluşturulmalıdır.

2) Üniversitelerde İslam ekonomisi ve finansı ile ilgili dersler yaygınlaştırılmalıdır. Hali hazırda verilen iktisat eğitimi faizin ekonominin olmazsa olmaz unsuru olduğuna vurgu yapmaktadır. Halbuki faizsiz bir ekonominin de olabileceğini gündeme getiren iktisat eğitimine ihtiyaç vardır.

3) İslam İşbirliği Teşkilatı ve D-8 gibi oluşumların ticaret ve para birlikleri ile ilgili komisyonları Türkiye’nin öncülüğünde aktif hale getirilmelidir.

4) Uluslararası likidite yönetimi kuruluşları (Örneğin; Türkiye’nin de kurucuları arasında bulunduğu International Islamic Liquidity Management) daha işlevsel hale getirilmelidir.

5) Kripto paralar, dünya ticaretinin dolara olan bağımlılığını azaltabilecek fırsatlar sunmaktadır.Türkiye, Rusya, Çin, Hindistan, Pakistan, İran gibi ülkelerin merkez bankalarının ortaklık ve denetiminde üretilecek bir kripto para bölgedeki tüm ticari faaliyetlerde kullanılabilir.

6) İslam ekonomisinin temelinde, üretime dayalı riskin adil bir şekilde paylaşıldığı kar-zarar ortaklığı yatmaktadır. Katılım bankaları, teknolojik, katma değeri yüksek ürünler üreten ve ihracat yapan kuruluşlara yönelik mudarebe (emek-sermaye ortaklığı) ve müşareke (kar-zarar ortaklığı) türü ortaklığa dayalı yöntemlerle finansman imkanları sağlayacak özel portföyler oluşturmalıdır. Fon kaynaklarınınbelirli bir kısmını bu kuruluşların Desteklenmesine ayırmalıdır. Katılma hesabı sahiplerinin de katkı sağlayabilecekleri özel fon havuzları gibi imkanlar bu kuruluşların finansmanında kullanılmalıdır. Bu noktada kamu tarafından ön açıcı düzenlemeler yapılmalıdır.

7) Dünyadaki uygulamalarda olduğu gibi Türkiye’de de İslami açıdan belirli kriterler kullanılarak borsada işlem gören şirketlere yönelik İslami endeksler oluşturulmuştur. Bu endekslerin daha sağlıklı bir yapıya kavuşturularak daha geniş bir yatırımcı kitlesine hitap etmesi sağlanmalıdır. Bu şekilde tasarruflar, uzun vadeli yatırımlara yönlendirilmelidir.

8) Katılım bankaları kira sertifikası (sukuk) ihraçları ile faizden uzak duran yatırımcılar ülkemize yatırım yapmalarına imkân sağlamaktadır. Bu bağlamda, sukuk ihraçlarındaki süreçleri kolaylaştırıcı ve katılım bankalarının daha az maliyetle yurtdışındaki alternatif fonlara ulaşmasına yönelik mevzuatta iyileştirici adımlar atılmalıdır. Yine ihraç edilen sukuklar çeşitlendirilmeli, özellikle ortaklığa dayalı sukuk türleri daha fazla tercih edilmelidir. Kamunun finansman ihtiyacında sukuk daha yaygın şekilde kullanılmalı, sadece nitelikli yatırımcılara değil direkt hane halkının alabileceği şekilde ihraçlar da gerçekleştirilmelidir.

9) KOSGEB’in sağladığı destek programları, katılım bankalarının da dahil olabileceği bir şekilde faizsizlik prensibi de dikkate alınarak hazırlanmalıdır.

10) Endonezya, Malezya gibi ülkelerde olduğu gibi banka dışı finansal kuruluşlar tarafından özellikle düşük gelir grubundaki insanları da hedefleyen finansal hizmetlerin sunulmasına imkân sağlanmalıdır. Bu çerçevede STK’ların, düşük gelir grubundakilere üretime yönelik finansman sağlamaları için İslami mikrofinans kuruluşları kurmalarına imkân tanıyacak yasal düzenlemeler yapılabilir.

11) Karz-ı hasenin kurumsallaşması adına karz-ı hasen vakıflarının ve sandıklarının oluşturulması noktasında dünyadaki ve tarihteki tecrübeler dikkate alınarak kurumlar tesis edilmelidir.

12) Zekâtın kurumsallaşması ve teşvik edilmesi açısından devlet bünyesinde bir zekât kurumu ihdas edilmelidir.

13) Kitle fonlaması gibi alternatif finansman yöntemlerine uygun platformlar oluşturulmalı ve böylece küçük tasarruflarla yenilikçi projelere kaynak sağlanabilmelidir.

Tüm bu önerilerin eksik ve geliştirilmesi gereken yönleri şüphesiz bulunmaktadır. Ancak, akademiden kamu kurumlarına kadar tüm paydaşların işbirlikleri ile bunların hayata geçirilmesi imkansız değildir. İçinde bulunduğumuz ekonomik sıkıntılar, alternatifler üzerine daha fazla düşünmemize ve kenetlenmemize imkân sağlamaktadır. Türkiye’de İslam ekonomisi ve finansı alanında çalışma yapan bizler, bu önerilerin geliştirilmesinde ve hayata geçirilmesinde üzerimize düşenleri yapmaya hazır olduğumuzu belirtiyor ve ülkemizin bu sıkıntıları hep birlikte daha çok çalışarak atlatacağına ve daha da güçleneceğine inancımızın tam olduğunu vurgulamak istiyoruz.

Sakarya Üniversitesi

İslam Ekonomisi ve Finansı Uygulama ve Araştırma Merkezi     (İSEFAM)