Wael Hallaq’ın Perspektifinden Materyalizm, Servet Dağılımı ve Eşitlik

Değerlendiren: Binazir Gashim-Zade

Materyalizm

Materyalizm bir dünya görüşüdür ve beraberinde kapitalizm gibi önemli bir unsuru getirmektedir. Materyalizmin merkezî etki alanı olduğu şu soruları sorduğumuz zaman ortaya çıkmaktadır: “Dünya, materyalist düşünce olmasaydı sömürgeleştirilebilir miydi? Ya da Avrupa kapitalizm olmadan bir sömürge gücü olarak zuhur edebilir miydi?”

Hallaq merkezî etki alanının çevresel etki alanlarındaki (peripheral domain) etkisini kapitalizm-sanat arasındaki ilişki üzerinden okunabileceğini söyler. Günümüzde sanatın, her şeyde olduğu gibi, parayla belirlendiğini örnek olarak vermiştir. Merkezî-çevresel etki alanlarını İslam düşüncesi üzerinden düşünürsek: İslam’da merkezî etki alanlara şeriat ve tasavvuf örnek olarak verilebilir. Mesela edep bir çevresel etki alanıydı. Matematik ve astronomi gibi ilimlerin bile edeple alakalı olması ve şeraite sıkı sıkı bağlı olması bügün Columbia Üniversitesindeki bir matematikçi için oldukça şoke edici bir durumdur. Hallaq matematik gibi ilimlerin çalışılmasının var oluş sebebinin şeriat için olduğunu söyleyerek şeriatın yalnızca fıkıh, fürü, usül-i fıkıh, ulema, medrese, vb. olmadığını da vurgular. Bu ilimler dinî ilimlere hizmet eden ve bu şekilde gelişen alanlardı.

Hallaq bu noktada, Faslı filozof Taha Abrurrahman’ın (Rabat Üniversitesi) modern İslam dünyasında gelecek vaat eden çalışmalarının dikkate değer olduğunu hatırlatır. Taha Abdurrahman, “Hadaratü’l-kavl” ve “Hadaratü’l-fiil” terimlerini ortaya koyarak medeniyetlerin söz ve fiillerini inceleyerek modern Batı medeniyetinin daha çok söz üzerine dayandığını tespit etmiştir. Batı’da benzer argümanı Alasdair Macintyre -ahlak felsefecisi- liberal geleneğin herhangi bir aksiyon ve sonuca ulaşmayan bitmez tükenmez bir anlaşmazlık üzerine kurulu olduğunu savunur. Hallaq’a göre Taha Abdurrahman’ın böyle bir sonuca varması tesadüfî değildir, çünkü İslam geleneğini yakından bilen bir insanın, modern batı geleneğinde amel/fiil-söz/kavl arasında nasıl bir ayırım yapıldığını ve büyük bir boşluk oluşturulduğunu görmesi zor değildir. Diğer bir değişle amel, ilim kadar önemlidir. Modern Batı yapısında ise böyle bir durum söz konusu değildir.

Kaynaklar ya da Servetin Dağılımı (Resorces or Distribution of Welth)

İnsanlık tarihinde her zaman zengin ve fakirler olmuştur. İslam dünyasında mülkiyetin Allah’a ait olduğu anlayışı vardır. Bu yüzden arazilere “Bu mülk falancaya aittir. Ama asıl mülk Allah’ındır.” şeklinde yazılar yazılırdı. Çünkü günün sonunda mülkiyetten sorguya çekilme anlayışı insanların zihinlerinde mevcuttu. Kazanılan şeyin ne olduğu kadar nasıl kazanıldığı da önemliydi, helal olması gerekirdi. Örneğin zekâtın, sahibinin malını temizleme anlamını taşıması bu açıdan önemlidir. Modern anlayışta ise bu görülmez. Kapitalist sistemin görüşü “para kazanmak için para kazanılır”dır. Bu yüzden şirketlerin kazançlarında herhangi bir sınır yoktur, buna kurumsal açgözlülük denir. Yardım kuruluşlarına yatırım yapan insanlar- şirketler bile imajlarının çıkarı doğrultusunda yardım etmektedir.

Hallaq liberalizmin 18. yy.da başlayan bir şey olmadığını, Doğu Hindistan Şirketi’nin Hindistan’ı sömürmeye başladığı zaman başladığını söyler. Liberalizm sömürgeciliğin bir projesidir. Hallaq’a göre liberalizmin beyni materyalizmdir, spesifik olarak ise kapitalizmdir. Kalbi ise politik sistemdir. Bunlar olmadan sistem yürümez. İngilizler Hindistan’ı sömürgeleştirdikleri zaman yaptıkları ilk şey politik sistemi değiştirmektir. Kapitalist ekonomik sistemi korumak için bir politik sisteme ihtiyaç bulunmaktadır. Bunu hukuk sisteminde ceza ve ticaret hukukunda yapılan değişiklikler ile sağlamış oldular. Sömürge ülkelerinde yeniden yapılanma hep bu örneği takip etmiştir. Amerika, 2003 yılında Irak’a girdiğinde yine aynı politikayı izlemiştir. Sömürgeciliğin geçtiğimiz iki yüzyılda çok da değişmediğini söyleyebilmekteyiz. Peki, politik sistemin değiştirilmesine neden ihtiyaç vardır? sorusu zihinleri kurcalamaktadır. Politik sistem toplumun düzenini değiştirdiği gibi mülkiyet tasavvurunu da yeniden yapılandırır. Mesela modern mülkiyet kavramına ve modern öncesi İslam geleneğinde mülkiyet kavramına baktığımız zaman aslında birbirinden tamamen farklı iki dünya görüşünü görürüz. Modern sistem kârın, kaynakların, pazarın, vb. tamamen kapitalist sisteme hizmet etmesini sağlamaktadır. Örneğin Hallaq, demokrasinin sunduğu özgürlük fikrinin de liberalizme hizmet ettiğini söyler. Sistemin anlayışında insanlar ancak liberal hükümeti seçmek için özgür olmalıdır. Başka bir hükümeti seçme hakları yoktur. Bugün Cezair ve Gazze’de yapılan seçimlerde bunun örneklerini açıkça görmekteyiz.

Şeriatın Eşitlik Anlayışı (The Egalitarianism of The Sheria)

Şeriatın ekonomi anlayışı son derece eşitlikçiydi. Modern liberaller buna korumacı (protectionist) ismini vermektedirler. Liberal terminolojide korumacılık olumsuz bir anlam taşımaktadır, çünkü verimli olmayan şeyleri de korumaktadır. İslam’da ise korumacılık son derece önemliydi, kelimenin en basit anlamıyla zayıf olan alanları korumaya yönelik bir anlayıştı.

Kolonyalizmin 19. yy.da geldiğinde, ilk yaptığı şey, faaliyette bulunduğu bölgelerdeki şeriat sistemi yerine yeni bir sistem koymak olmuştur. 19.yy.’ın ortalarına kadarki süreç sistematik olarak şeriat sisteminin yok edilmesine yönelik işlemiştir. Bazı bölgelerde kolonyalizm yerel sistemleri kullanmaya devam ettiği halde neden şeriat sistemini ortadan kaldırmaya çalışmıştır? Çünkü şeriat, liberal sistemin ekonomik ve siyasi yönetim prensipleriyle bağdaşmamakta, ona zıt düşmektedir. Şeriat para kazanmayı önemser ama bunu sırf para kazanmak için yapmaz ve paranın nasıl bir şekilde kazanıldığı üzerine titizlikle durur, onun helal olmasına çok dikkat eder, malının zekâtını verir.

Eşitlik anlayışına bir başka örnek İslam mahkemelerindeki ifade özgürlüğüdür. Modern mahkemelerde hâkim sizi uygun bulmadığı bir davranışınızdan ötürü gözaltına alabilirken, şeriat mahkemelerinde hâkime lanet bile okunabilmekteydi. Kaynaklarımız özellikle kadınların hâkimlere bağırmalarını nakletmektedir.

Bu metin, 4. Uluslararası İLEM Yaz Okulu (4th International ILEM Summer School) 3-9 Temmuz tarihlerinde “İslam Dünyasında Düşüncenin Yeniden Üretimi: Metodolojik Yaklaşımlar ” (Revival of Knowledge in the Muslim World: Methodological Approaches) teması ile gerçekleştirilen program çerçevesinde Columbia Üniversitesi’nden Prof. Wael Hallaq’ın, “İslam Düşüncesinin Yeniden Canlandırılmasında Metodolojik Perspektifler (Methodological Perspectives in the Revival of Islamic Thought)” adlı dersinden derlenmiştir.

Kaynak: http://www.ilem.org.tr/blog/