Sezai Karakoç’ta İktisat Düşüncesi

İslam Toplumunun Ekonomik Strüktürü

Değerlendiren: Ömer Akyıldız

Çok cepheli bir mütefekkir olan Sezai Karakoç; şiirden hikâyeye düşünceden denemeye kadar uzanan geniş bir yelpazede eserler vermiştir. Sezai Karakoç; din, tarih, sosyoloji gibi alanların yanı sıra ekonomi gibi teknik bir alanda da çok önemli tespitlerde bulunmuştur. Bu çalışmada manzum ve mensur eserlerinden yola çıkarak onun İslam iktisadına bakışını değerlendireceğiz. İslâm iktisadı ve düşüncesi üzerine önemli zihin açılmaları sağlamış olan müşahhas eseri İslam Toplumunun Ekonomik Strüktürü’nü çalışmamızda temel eser olarak ele alacağız.

İlk önce şu soru ile başlayabiliriz; Sezai Karakoç, ekonomi-politik görüşlerini ortaya koyduğu “İslam Toplumunun Ekonomik Strüktürü’ isimli kitabını neden yazma ihtiyacı duymuştur? Bu soruya ilk bakışta Diriliş Düşüncesinin de ekonomik konularda söyleyecek sözünün olduğunu göstermek gibi bir ‘zaaf’ın ürünü olduğu akla gelebilir. Ama kitabın yazılış dönemi ve içeriğini incelediğimiz zaman bu kitabın yazılmasını gerektiren tavrın tamamen farklı olduğunu görmekteyiz. O dönemde hem Türkiye’de hem Ortadoğu’da özellikle İslam düşüncesi adına öne çıkan kimi yazarlar arasında “İslam Sosyalizmi” gibi bir kavramsallaştırmanın yaygın olduğunu görmekteyiz. Sezai Karakoç bu kitabında İslam ekonomisi kavramını öne çıkararak bu kavram kargaşasına önemli ve kritik bir müdahalede bulunuyor.

Bu kritik müdahalede, İslâmî anlayışa dayanan ekonomik sistemin hem kapitalizmden hem sosyalizmden bağımsız ve alternatif bir sistem olduğu vurgusu hâkimdir. Her iki sisteme reddiyeden çok, bir ön çalışma niteliğindeki bu eserinde Karakoç; üretim-tüketim dengesi, sermaye-emek ilişkisi, lüks-israf, zekat-gelir dağılımı ve kazanç-faiz gibi meseleleri inceleyerek İslam iktisadının temel prensiplerini belirlemeye çalışmaktadır. Bunu, eklektik bir tavır içerisine düşmeden kendi medeniyetinin kavramları ile inşa etmeye çalışıyor. Çünkü kavramların ardında; medeniyetinin değerleri, tarihi birikimleri ve toplumsal tasavvurları vardır.

Bu kitap Türkiye’de bu alanda yapılmış ilk çalışmalardandır. Daha önce Sabri Ülgener’in iktisadî zihniyetin kodlarını çözümlemeye yönelik yaptığı çalışmaları bir yönüyle bu alanın içerisinde sayabiliriz. Sabri Ülgener’in bu çalışmalarının her ne kadar cevapları şık olsa da; özgünlüğü açısından zihinlerde soru işaretleri oluşturmaktadır. Çünkü; Avrupa tarihinden çıkan soruların bizim toplumumuzdaki karşılığını bulmaya çalışmaktadır. Bunun dışında, bu alanda bir iki vasatı geçmeyen çalışma daha vardır. Bu sebeple İslam Toplumunun Ekonomik Strüktürü adlı bu eser alanında ilk önemli ve özgün çalışmalardandır.

Önerileri

Zaman zaman İslâm ekonomisi ile kapitalizm veya komünizm arasında karşılaştırmalar yapılmıştır ve o dönem hangi sistem revaçta ise ona daha yakın görülmüştür. Oysaki İslâm, teferruatta ister istemez bazen kapitalizme, bazen sosyalizme yaklaşsa da, o her hususta olduğu gibi ekonomik yapısı itibariyle de, insanın bütün hayatını kucaklayan ilâhi bir din bütünlüğü içerisinde olduğu için, bu benzerlikler sadece şekilden ibarettir. Yani belirli bir bütünlüğe sahip olan İslâm iktisadı, İslâm’ın diğer unsurlarıyla bir arada değerlendirildiğinde, bazı şekil itibariyle benzerlik gösterdiği sistemlerle öz itibariyle tamamen farklı olduğu anlaşılacaktır.

Bu açından; İslâm toplumunun iktisadi durumu sadece batıdan alınan kavramlarla incelenemez, açıklanamaz ve geleceğe yönelik sözler söylenemez. Bir medeniyetin sosyal örgütlenmesini anlamak istiyorsak; o toplumun tarihi birikimlerinin eseri olarak oluşmuş olan kavram şemasını kullanmalıyız.

Sezai Karakoç’a göre; İslâm’ın getirdiği iktisadi perspektif, Medine’de İslâm devletinin kuruluşundan başlayarak bugüne kadar gelmiş İslâm toplumuna uygulanmış, iktisadi olaylar akıntısı içine yerleşerek belli başlı bir iktisadi strüktür doğmuştur(1). Bugün dahi “Kapitalizm çok gelişmiş ve hemen hemen bütün dünyayı pençesine almış, içtimâi ahlakın oldukça zayıflamış olsa da İslâm toplumlarında buna rağmen patronun tam ezici olmaması, işçinin öçten kıvranan batı proleterleri gibi davranmaması, tefeciliğin kasıp kavurur bir duruma gelmemesi, servet farkının artmasına rağmen sınıf çatışmalarının beklenen ölçüde olmaması(2)” gibi durumlar, İslâm toplumunun ekonomik anlayışının farklılığını gösterir. İslâm’ın ekonomik anlayışını değerlendirirken bugüne de uzanan bu müspet etkileri hesaba katmamız gereklidir.

Dinler ve toplum felsefeleri insanların bencil, hırslı, kıskanç, açgözlü yanlarının olduğunu kabul etmiş ve her zaman belirli ölçülerle insanların bu yanlarını törpülemeye çalışmıştır. 17 ve 18. yy düşünürleri ise insanlığın ilerlemesi için, insanların bencil ve açgözlü olmaları gerektiğini söyler. Meselâ 17. yy hikâyecilerinden La Fontaine, bir Doğu hikâyesi olan “Ağustosböceği ile Karınca(3)”yı taban tabana zıt olarak Batıya uyarlamıştır. Doğu hikâyesinde karınca hırs ve aç gözlülüğü temsil ederken, Batıya uyarlanmış şekliyle kışlık yiyeceğini durup dinlenmeden yuvasına taşıyan karınca; çalışkanlığın ve uzak görüşlülüğün timsalidir. Bu hikâyeden de anlaşılacağı üzere, Batı kendine yeni insan tekini oluşturma peşine düşmüştür. Karakoç; Adam Smith ve Karl Marx gibi batılı düşünürlerin realiteden uzak fert ve toplum tasarlamakta olduğunu, İslam’ın ise realiteden yola çıktığını, liberalizm ve sosyalizm gibi havada kalan, aldatıcı, oyalayıcı birkaç prensip olmayıp, insanın ve hayatının her yönüne bakan bir perspektife sahip ve her çağda, her türlü gelişmeden sonra da uygulanabilecek doktrin ve sistem olduğunu ifade eder(4).

Sezai Karakoç’a göre, hem liberalizmin hem sosyalizmin ilkeleriyle gerçeklik arasında karşıtlık söz konusudur. Kapitalizmde amaç üretim yapmak değil sermaye çoğaltmaktır(5). Bu açıdan kapitalizm insanların ihtiyaçlarını artırmak için cinsellik ve bencillik gibi insanın tahrik edici hislerini kullanmaktadır. Böylece insanın biyolojik ihtiyaçlarının yerine psikolojik ihtiyaçları konarak sonsuz tüketim ortaya çıkartılmak istenmekte ve üretimle yola çıkan kapitalizm, tüketimle sonuçlanmaktadır. Komünizmde ise esas amaç tüketimdir. Fertler arasında yapılacak eşit dağıtımın, tüketimi asgari seviyeye indireceği düşünülmüş ancak insani realiteler ve engellenemeyen istekler tüketimi hızlandırmış, bu da üretime yansımıştır. Tüketimle yola çıkan komünizm ise üretimle sonuçlanmıştır(6). Çoğaltan emsalinin istihsaldeki(üretim) ve hızlandıran prensibinin istihlâkteki(tüketim) etkisine psikolojik ve sosyolojik açıdan bakıldığında, “İslâm ruhi değerlerin önceliği olmak şartıyla, iki prensibi birden çalıştıran, çoğaltan emsaliyle maddi varlığı arttırırken, koyduğu lüksün ve israfın haram oluşu, tasarruf prensipleriyle bir nevi marjlı ve realist bir istihlâk eşitliği kurarak, hızlandıran prensibine yeni bir anlam veriyor ve onunla maddenin çoğalışını kontrol altına alıyor. Ve böylece, ruhça ve maddece ideal bir dünyanın ve sitenin temellerini atıyor(7).”

İslâmi ekonomi sisteminde ferdin mutluluğu, içinde yaşadığı toplumun huzur, refah ve mutluluğu ile bir bütünlük arz eder. İslâm’da kişinin yaşama tarzına çizilen sınırlar ve verilen standart, aşağı yukarı kendiliğinden bir tüketim eşitliği doğurmaktadır. Lüks, israf ve gösterişin yasak olması; zengin bir Müslüman ile fakir bir Müslüman arasında yaşama farkını çok azaltır(8).

Sezai Karakoç İslâm’ın mülkiyet anlayışının sınırlarını belirtir ve kapitalizmden ve komünizmden ne derece farklı olduğunu ortaya koymaya çalışır. Kapitalizme göre mülkiyet mutlak anlamda tek kişiye aittir. Sezai Karakoç bu mülkiyet üzerindeki sınırsız tahakküm arzusunu insanı ilahlaştırma olarak görmektedir. Komünizmde ise mülkiyete kimse elini süremez olsa da esasında komünizm, diliyle mülkiyeti reddederken, kalbiyle o kadar yüceltir ki, tek insanı ona layık görmediğini belirtir. Karakoç mülkiyete böyle bir anlayışla yaklaşmayı ise eşyayı ilahlaştırma olarak görür(9). İslâm’ın insan ve eşya telâkkisi ve mülkiyet anlayışının bu iki doktrinden de tamamen farklı olduğunu belirten Karakoç’a göre; İslâm’da mal üzerindeki mülkiyet üç katlıdır: kişinin, cemiyetin ve Allah’ın. Her şeyden önce mal Allah’ındır, sonra cemiyetindir, en son kişinindir. Kişinin arzusunu cemiyet kaideleri, cemiyetin arzularını ise ilâhi kaideler sınırlar(10). Bu şekilde İslâm’da mülkiyet olgusunun müslüman zihninde Allah’ın emâneti ve imtihan vesilesi olduğunu vurgular.

“İslâm’da kıymetlerin ölçüsü erginlik ve erdem(fazilet)dir, Batı sisteminde ise madde. Kapitalizmde bu para, komünizmde eşyadır. İkisinin arasındaki fark, elde etme farkıdır. Bir kapitalist, bir başkasının sahip olduğunu prensip olarak kendine kaydırmanın, aktarmanın yollarını arar; bir komünist ise, yine prensip olarak başkasının elinde olanda bir haksızlık, bir hırsızlık, bir fazlalık bulmaya çalışır. Bir Müslüman ise, prensip olarak ve sistematik bir şekilde, başkasının eline ne geçtiğine değil ne geçmediğine bakar. Hep kendi eline geçene yönelmiştir şüphesi; başkasının hakkının kendisine geçip geçmemesinden korkar(11).” Böyle bir zihin dünyasında ihtirasa ve açgözlülüğe yer olmadığı için kişi maddenin geçici görüntüsüne kapılmadan çalışır.

Kazanç, İslâm’da emeğe dayanır ve emek temel değer kaynağı ve üretim faktörüdür. Paranın para olarak getirisi yasaktır. Yani kazanç emek veya risk unsuruna dayanır. Sermayenin emeksiz ve risksiz kazancı olan faiz gelirinin yasak olmasının temel amacı fertlerin iktisadi faaliyetlere ve üretim sürecine katılmasını sağlamaktadır. Bundan anlaşılacağı üzere, sermaye ancak emekle birleşerek çalışırsa meşrudur. Kazanç oranı ve şekli sınırsız olamaz. Helal kazanç temel prensiptir(12).

Aynı zamanda servetin sadece zenginlerin elinde dolaşan bir güç olmaması bir ilke olarak benimsenir. Yani servet ve mülkiyet yaygınlaşmalıdır. Bu nedenle zenginliğin hep aynı elde dönmemesi için devlet emek lehine müdahale edebilir. Bunun yanı sıra, hem geliri, hem de serveti sürekli bir şekilde vergilendirerek, bu vergiyi de(zekat) zengin sınıftan fakir sınıfa transfer ederek, emekle sermaye arasında, emeğe öncelik veren bir uyum ve denge sağlar(13). Sezai Karakoç devleti, “İslâm’da, kendisine dayatılabilen, boykot edilebilecek, tenkit ve kontrol edilebilecek, her olayı dinamik olarak gözleyen, gerektiğinde her vakaya karışan kıymetlerin elde edilme ve dağıtılmasında olanca verimlilik ve eşitliği sağlamaya çalışan, peşin olarak hiçbir sisteme bağlanmayan, ana sisteme ve şartlara göre elastiki bir kadro” olarak değerlendirir.

İslâm toplumlarında ahlâk ve inanç iktisadî hayatı sürekli olarak ölçü içinde tutmaya çalışır. “Özel mülkiyetin, teşebbüsün ve ölçülü rekabetin tanınması, devletin kişi hayatına yıkıcı bir baskıyla karışmasını önlüyor, kâr faktörü ekonomik şevki yaşatıyor, öte yandan faiz yasağı, emeksiz kazanca bir sınır çekiyor, zekât, başlı başına sosyal bir regülatör olarak sınıflar arası uçurumun oluşmasını(14)” önlemektedir. Böylece, iktisadî düzeni ne tamamen sınırları olmayan bir yapı ne de tamamen sınırlandırmış bir yapı haline getirmeyerek dengede tutmaya çalışır.

Sonuç olarak Sezai Karakoç, kendine has dili ve kuşatıcı yaklaşımı ile İslâm ekonomisinin temel prensiplerini belirtirken, insan tabiatını görmezden gelen komünizmle, insan tabiatına kontrol ve sınır koymayan kapitalizme karşılık getirdiği eleştirisiyle, insanın köklü içgüdülerine bir ölçü içinde alan açan İslâm ekonomik anlayışının özgünlüğünü göstermeye çalışmıştır.

Kaynak: iktisat.biz

(1)Sezai Karakoç, İslâm Toplumunun Ekonomik Strüktürü, İstanbul 2003, Diriliş Yayınları, s. 8.

(2)Sezai Karakoç, İslâm Toplumunun Ekonomik Strüktürü, İstanbul 2003, Diriliş Yayınları, s. 14.

(3)Sezai Karakoç, Alınyazısı Saati, İstanbul 2003, Diriliş Yayınları, s. 60.

Ağustos Böceği Bir Meşaledir şiiri ”Ey masalcı adam iftira ettin sen/ Bu harikalar harikası böceğe/ Onu suçladın tembellikle/ En çalışkan onu görüyorum ben / Hiçbir karşılık beklemeden / Yazı ağustosu çamı çınarı / Tanıtıyor bize yazı ağustosu çamı çınarı”…

Bu şiir, bir Müslüman zihnin Batı’nın ve Doğu’nun varlık algısından, tabiatı ve hayvanatı tasavvur ediş ve kavrayış biçiminden ne derece farklı olduğunu sarsıcı biçimde ortaya koymaktadır. Dünya görüşünü varlık tasavvuru ile ortaya koyan bir bakış açısı küçük bir böcek dahi olsa koca bir yol ayırımını işaret etmektedir.

(4)Sezai Karakoç, İslâm Toplumunun Ekonomik Strüktürü, İstanbul 2003, Diriliş Yayınları, s. 17.

(5)Sezai Karakoç, İslâm Toplumunun Ekonomik Strüktürü, İstanbul 2003, Diriliş Yayınları, s. 22.

(6)Sezai Karakoç, İslâm Toplumunun Ekonomik Strüktürü, İstanbul 2003, Diriliş Yayınları, s. 25.

(7)Sezai Karakoç, İslâm, İstanbul 1997, Diriliş Yayınları, s. 87.

(8)Sezai Karakoç, İslâm, İstanbul 1997, Diriliş Yayınları, s. 80.

(9)Sezai Karakoç, İslâm Toplumunun Ekonomik Strüktürü, İstanbul 2003, Diriliş Yayınları, s. 17.

(10)Sezai Karakoç, İslâm, İstanbul 1997, Diriliş Yayınları, s. 83.

(11)Sezai Karakoç, İslâm, İstanbul 1997, Diriliş Yayınları, s. 79.

(12)Sezai Karakoç, İslâm Toplumunun Ekonomik Strüktürü, İstanbul 2003, Diriliş Yayınları, ss. 44-45.

(13)Sezai Karakoç, İslâm Toplumunun Ekonomik Strüktürü, İstanbul 2003, Diriliş Yayınları, s. 46.

(14)Sezai Karakoç, İslâm Toplumunun Ekonomik Strüktürü, İstanbul 2003, Diriliş Yayınları, s. 27.